9 Ocak 2016 Cumartesi

10. Ankara Kitap Fuarı Etkinlik Listesi

10. Ankara Kitap Fuarı Etkinlik Listesi

(Konferans ve Söyleşiler)

08.01.2016 CUMA

14:00
10. ANKARA KİTAP FUARI PROTOKUL AÇILIŞI
AÇILIŞ KONUŞMALARIN ARDINDAN KİTAP EKİ OLAN GAZETELERE VE KİTAPLA İLGİLİ PROGRAM YAPAN KANALLAR TEŞEKKÜR PLAKETİ VERİLMESİ
AVRASYA YAZARLAR BİRLİĞİ – TÜRK KÜTÜPHANECİLER DERNEĞİ – EYLÜL FUARCILIK

09.01.2016 CUMARTESİ

12:00 – 12:50
AİLE DANIŞMANI MUHİTTİN KORUCU
SÖYLEŞİ: EVLİLİK VE EVLİLİK ÖNCESİ
AKÇAĞ
13:00 – 14:00
METİN FEYZİOĞLU
KONFERANS: ÇIKIŞ YOLU
BİLGİ YAYINEVİ
14:10 – 15:00
YALÇIN ÇAKMAK,   ERCAN GEÇGİN, GÜLAY TULASOĞLU, BESİM CAN ZIRH
PANEL: “ALEVİLİK, KIZILBAŞLIK: BİLMEK, ANLAMAK, YAŞAMAK”
İLETİŞİM YAYINLARI
15:10 – 16:00
TANIL BORA (MODERATÖR), MENDERES ÇINAR, H. BAHADIR TÜRK
PANEL: AKP VE İKTİDAR
İLETİŞİM YAYINLARI
16:10 – 17:00
SİNAN MEYDAN
KONFERANS:ÇARPITILAN TARİHİMİZ VE GERÇEĞE ÇAĞRI
DOĞU KİTABEVİ

10.01.2016 PAZAR

11:00 – 11:50
OSMAN PAMUKOĞLU
SÖYLEŞİ: LİDERLİK
EFSANE YAYINEVİ
12:00 – 12:50
HANEFİ AVCI
“DEVLET GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDEN YAPILAR”
TEKİN YAYINEVİ
13:10 – 14:00
EMRAH POLAT, SERHAN ERGİN, GAMZE GÜLLER
PANEL: ANKARA EDEBİYATI MÜMKÜN MÜ?
İLETİŞİM YAYINLARI
14:10 – 15:00
KEMAL VAROL, SİNAN SÜLÜN, AYLİN BALBOA (VEYA PINAR ÖĞÜNÇ)
PANEL: SOKAĞIN DİLİ: AŞK, DEVRİM, GÖZYAŞI
İLETİŞİM YAYINLARI
15:10- 16:00
REMİDE ARSAN
KONFERANS:60’LI YILLARA BUGÜNDEN BAKMAK
DOĞU KİTABEVİ
16:10 -17:00
UMUR ÇELİKYAY (ÇEVİRMEN, AKADEMİSYEN)
NİL SAKMAN (YAZAR, EDİTÖR)
KAYA TOKMAKÇIOĞLU (AKADEMİSYEN)
YENİ BİR EDEBİ DİLİ TÜRKÇEDE KURGULAMA DENEMESİ OLARAK FINNEGANIN VAHI
AYLAK ADAM

11.01.2016 PAZARTESİ

13:30 – 14:30
GÜL M. COŞKUN, NİZAMETTİN UĞUR
ETKİNLİK: KOZA YAZARLARIYLA ÖYKÜ ATÖLYESİ (8-10 YAŞ)
KOZA YAYIN
14:30 – 15:30
GÜL M. COŞKUN, NİZAMETTİN UĞUR
ETKİNLİK: KOZA YAZARLARIYLA ÖYKÜ ATÖLYESİ (8-10 YAŞ)
KOZA YAYIN

12.01.2016 SALI

13:30 – 14:30
KEVSER RUHİ, NİZAMETTİN UĞUR
ETKİNLİK: KOZA YAZARLARIYLA ÖYKÜ ATÖLYESİ (10-12 YAŞ)
KOZA YAYIN
14:40 – 15:30
ÜLKÜ OVAT – ÜMİT ÖĞMEL
GÖRSEL SÖYLEŞİ: KİTAP VARSA BEN DE VARIM – ÇOCUKLAR VE YETİŞKİNLER İÇİN
YENİ UMUT YAYINLARI
18:00 – 19:00
MODERATÖR: OSMANTAN ERKIR. KONUŞMACILAR: PROF. DR. HALUK ORAL, SAHAF E. NEDRET İŞLİ
KONFERANS: SAHAFLAR VE BİR KİTABIN YAZILIŞ MACERASI: BİR ROMAN KAHRAMANI ORHAN VELİ
SAHAFLAR BİRLİĞİ DERNEĞİ

13.01.2016 ÇARŞAMBA

14:00 – 14:50
AHMET ŞAFAK
SÖYLEŞİ:
CEVİZ KABUĞU YAYINLARI
15:00 – 15:50
ÜLKÜ OVAT – ÜMİT ÖĞMEL
GÖRSEL SÖYLEŞİ: KİTAP VARSA BEN DE VARIM – ÇOCUKLAR VE YETİŞKİNLER İÇİN
YENİ UMUT YAYINLARI

14.01.2016 PERŞEMBE

13:30 – 14:30
ZEYNEP ALİYE, NİZAMETTİN UĞUR
KOZA YAZARLARIYLA ÖYKÜ ATÖLYESİ (10-12 YAŞ)
KOZA YAYIN
14:45 – 15:45
REFİK MARUL (EĞİTİMCİ)
MONTESSORİ EĞİTİMİ NEDİR? NASIL UYGULANIR?
PROMETE OKULÖNCESİ EĞİTİM ARAÇLARI

15.01.2016 CUMA

13:30 – 14:30
OĞUZ SELİM YAZICI, ÖZTÜRK ACUN, HASAN GÜLERYÜZ
SÖYLEŞİ: ÇOCUK VE KİTAP, ÇOCUK PSİKOLOJİSİ, KİTAP OKUMA ALIŞKANLIĞI, DOĞA, ÇOCUK VE MÜZİK
ÖZLEM YAYINEVİ

16.01.2016 CUMARTESİ

12:00 – 12:50
GÜNAY GÜNER-NAZIM MUTLU- ERTUĞRUL ÖZÜAYDIN  * SOLİST: KADRİYE KARAYEL
SAZ: GÜNAY GÜNER
ŞİİRLER İLE EZGİLER
YENİ UMUT YAYINLARI
13:00 – 13:50
ATAOL BEHRAMOĞLU
“ŞİİR HAYATIN NERESİNDE?”
TEKİN YAYINEVİ
14:00 – 14:50
SUAT TURGUT
KONFERANS: GENÇLERİMİZİ KÖTÜ ALIŞKANLIKLARDAN KURTARMANIN YOLLARI
2023 YAYINCILIK
15:00 – 15:50
AHMET ŞERİF İZGÖREN
AHMET ŞERİF İZGÖREN İLE SÖYLEŞİ
ELMA YAYINEVİ
16:00 – 16:50
EREN ERDEM
KONFERANS: TÜRKİYE’NİN ÇIKIŞI VAR
DOĞU KİTABEVİ
17:00 – 19:00
HAKKI ÖZNÜR – PROF. DR. MEVLÜT UYANIK
PANEL: ORTADOĞU’DA NELER OLUYOR
ALPEREN OCAKLARI

17.01.2015 PAZAR

14:00 – 14:50
R. İHSAN ELİAÇIK
KONFERANS: İSLAM HAKKINDA DOĞRU BİLİNEN YANLIŞLAR
DOĞU KİTABEVİ
15:00 – 15:50
ERDAL DEMİRKIRAN
SÖYLEŞİ: ‘SEN DÜNYANIN EN AKILLI İNSANISIN’
KASHNA KİTAP AĞACI
16:00 – 16:50
ATAOL BEHRAMOĞLU VE ONUR BEHRAMOĞLU
“YENİDEN YARATILMANIN COŞKUSUYLA”
TEKİN YAYINEVİ


6 Ocak 2016 Çarşamba

ANAYASADA ETNİK KİMLİK OLMAYACAKMIŞ…


Aslına bakarsanız gerek emperyalizm…
Gerekse ülkedeki işbirlikçileri…
Halka asla gerçeği söylemezler…
Söylemek istediklerini…
Amaçlarını…
Her zaman güzel süslü kavramların arkasına saklarlar ki çok daha etkili olabilsin…
Ben bunu biraz hediye kutusu içinde ya da bir çiçeğin arasında teslim edilen bombaya benzetiyorum…
Çünkü bilinir ki görünen, açıkça ne olduğu anlaşılan bir bombayı kimse teslim almaz…
Ama getirilen…
Çok güzel bir çiçekse…
Bir hediye kutusuysa…
İnsanlar hiçbir kaygı gütmeden çok daha rahat teslim alabilirler ki toplum olarak…
Ülkemizde yıkıcı etki yapabilecek…
Toplumsal yapımızı kökten değiştirecek anayasa değişikliği önerileri tam da öyledir.
Bunu neden söylüyorum…
Uzun bir süredir iktidar partisinin dilinde bir kavram bulunuyordu…
Hatta bu konu 7 Haziran seçimlerinden önce seçim beyannamesine bile yazılmış…
Deniliyor ki…
“Yeni anayasada milletimizin kültürel ve toplumsal çeşitliliğini tanıyan herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans yapmayan bir vatandaşlık tanımını esas alacaktır.”
Ne anladınız?
Biliyorum kafanız karıştı ama isterseniz açıklamasına geçmeden bir de ana muhalefet partisinin aynı konuda söylediklerine bakalım, arada fark var mı?
”Devlet yönetiminde dil, kültür, inanç ve yaşam tarzları arasında ayrım yapmaksızın Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığı ortak paydasını esas alacağız.”
Peki;
Ya özerklikçi parti, o Anayasa değişikliği konusunda ne düşünüyor bir de ona göz atalım…
“Biz’ler Türkiye’nin çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı, çok dilli yapısına uygun, insanlık esaslı yeni bir anayasayı hep birlikte yapacağız.”
Yani kelime farklılıkları var ama söylenmek istenen şey aynı…
Tek millet olmayacak…

Yani bu partiler…
Anayasa değişikliğini yapmak üzere uzlaşmaya varabilirlerse bundan sonra Anayasa’da Türk Milleti diye herhangi bir kavram olmayacak…
Ne mi olacak?
Türk…
Kürt…
Laz…
Çerkez…
Arap…
Ama asla millet değil…
Böyle olunca haliyle ortak dil diye herhangi bir kavram olmayıp herkes bulunduğu yerde…
Hatta eğitimde…
Kamu hizmetinde bile kendi dilini kullanacak denilse sanıyorum yanlış olmayacak.
Peki, bu durumda…
Ortak tarih…
Kültür…
Dil…
Ya da bir etnik kimliği anımsattığı için Türkiye adı…
Kalır mı?
Burada önemli olan şey şu…
Dünyada hiç bir devlet sadece bir etnik kimlik üzerine kurulmamıştır Türkiye’ de içinde olmak üzere devletlerin neredeyse tamamı kendini oluşturan birden fazla etnik kimliğin bir araya gelip birleşip, kaynaşmasıyla oluşmuşlardır…
Demem o ki…
Gerek “anayasal vatandaşlık…”
Gerek “Türkiye Milleti… “
Gerekse de çok demokratik görünümlü “insan esaslı anayasa” kavramları…
Her ne kadar kulağa çok güzel kavramlarmış gibi gelse de…
Gerçekte Türk Milletini Anayasa’dan kaldırıp, federatif bir başkanlık sistemi kurmanın öteki adıdır…
Bilinsin istedim…

06–01–2016
Nusret KEBAPÇI





1 Ocak 2016 Cuma

ANAYASA NEDEN DEĞİŞECEK?


Doğrusunu söylemek gerekirse yapılanların tamamı bir plan çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…
Çünkü amaç çok kimlikli, çok kültürlü, dini bir başkanlık sistemi gerçekleştirmek olunca bu olup biteni anlamak hiç de zor değil…
Bakın yıllardır komisyonlar kurdular…
Taslaklar hazırladılar…
Hatta referandumla, bu günkü mevcut anayasanın neredeyse üçte ikisini bile değiştirdiler ama anlaşılıyor ki bu da yeterli olmadı…
Neden?
Çünkü asıl amaçları olan anayasanın ilk dört maddesini doğrudan değiştirmeye cesaret edemediler de ondan…
Altından girdiler…
Üstünden çıktılar…
Kenarından dolaştılar…
Hatta zaman zaman kendi sözcülerine doğrudan söylettiler ama asıl hedeflerine bir türlü ulaşamadılar.
Bu nedenle seçimi yenileme çalışmaları sırasında hep şunu söylediler…
Yapılacak seçim anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için referandum özelliği taşımaktadır…
Ve iktidara geldiklerinde de halkın kendilerine böyle bir yetki verdiğini düşünmektedirler…
Kendilerine göre haklılar mı?
Tartışılabilir ancak bu durum ister istemez anayasa değişikliği yaparak başkanlık sistemi gerçekleştirmek isteyenleri daha da cüretkar kılacağı şimdiden görünmektedir.
Ağustos ayında açıklama yapan bir iktidar partisi milletvekili bu konuyla ilgili ne demişti hatırlıyor muyuz?
“Türk Milletini bitirip Türkiye milletini inşa ediyoruz…”
Nasıl şaşırmadınız değil mi?
Çünkü yıllardır iktidar partisinin böyle bir çaba içinde olduğunu zaten biliyordunuz…
Ya “Seni başkan yaptırmayacağız” nutuklarıyla saftirik demokratların oyunu alıp da…
Başkanlık sözünü yavaş yavaş telaffuz ederek, özerklik için iktidar partisinin düdüğünü çalanlara ne demeli…
Ne demişti, o vekil yemininde…
“Türkiye milleti adına…”
Sonrasında; iktidar partisinin önemli isimlerinin de destek vermesiyle olay daha ilginç bir hal aldı ama burada önemli olan şey şudur…
Son yıllarda sıkça kullanılmasına tanık olduğumuz Tüm bu Türkiye milleti gibi söylemler gerçekte İktidarla işbirliği içinde “Türkiye milleti” kavramına meşruluk kazandırma girişiminden başka bir şey değildir…
Peki,
Belki merak etmiyor olabilirsiniz de, diğer partilerin bu Türkiye milleti konusundaki tutumu nedir bileniniz var mı?
Ya da şöyle soralım; bu konuda diğer partilerden ciddi herhangi bir tepki gelmemesini nasıl karşılıyorsunuz?
Bunu hiç bir şey yapmamalarına karşın milliyetçilik ve Atatürk’ün partisi olmak konusunda mangalda kül bırakmayanlar için özellikle söylüyorum…
Evet, niçin herhangi bir tepkileri yok…
Şunun için; belki siz farkında değilsiniz ama elin oğlu seçim bildirgesine bile yazmış…
Diyor ki; “Anayasa’dan Türk Milleti kavramını kaldıracağız…”
Sakın böyle yazınca
“Ama bizim parti yapmaz .”demeyin…
Bu gün mecliste bulunan partilerden yani 4 partiden üçü bunu çoktan kabul etmiş,  geriye kalan diğeri de…
Milletvekili yaptığı ulus devlet düşmanı kişilerle özde değil sözde milliyetçi olmaya çoktan razı olmuş durumda…
Yani daha basit olarak anlatmak gerekirse;
Siz farkında olsanız da, olmasanız da önünüzde iki seçenek bulunmaktadır…
Ya ulus devletinize, kimliğinize, Cumhuriyete sahip çıkarak ulus olarak yaşayacaksınız…
Ya da
Herkesin kendini etnik ve dini kimliklerle ifade edebileceği federatif dini bir diktatörlükle…
Karar sizin…

01–01–2016

Nusret KEBAPÇI

27 Aralık 2015 Pazar

ULUSAL ÇIKARLAR…


İsterseniz konuyu şöyle ortaya koyalım…
Bu gün ülkemizi yöneten İslamcı parti, ülkemizin sorunlarına çözüm bulabilir mi?
Ya da şöyle soralım…
Ulus bilincinin ve ulus kimliğinizin düşmanı bir anlayışın bir ülkeyi kalkındırması…
İçeride ve ülke dışında barışı sağlaması…
Ülke çıkarlarını savunması mümkün mü?
Belki soruyu böyle sorduğumuzda bazıları ulus bilincine karşı olmadıklarını da söyleyebilir ama…
Hani ne denir…
Görünen köy kılavuz istemez.
İsterseniz konuya birazcık açıklık getirelim…
Neredeyse son 13 yıldır ulus kimliğimiz etnik kimlik düzeyine düşürülüp, başta anayasa olmak üzere hemen her yerden kaldırılmaya çalışılmadı mı?
Bu gün hala gerçekleştirilmeye çalışılan değişikliğin esası ulus kimliğine vurgu yapan ilk üç madde değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC harfleri bile bu nedenle Valiliklerden…
Demiryollarından…
Kamu bankalarından kaldırılmıyor mu?
O halde
Mevcut yönetimin ulus devlet düşmanı olduğunu söylemek hiç kimse için şaşırtıcı olmamalıdır…
Peki, böyle bir yönetim, ülkenin ulusal çıkarlarını koruyabilir mi?
Şöyle soralım; koruyabiliyor mu?
Örneğin;
Yunanistan’ın 16 adayı ve 152 kayalığı işgal etmesine karşı ne gibi bir tepki konulmuştu dersiniz
Ne yazık ki hiçbir tepki konulamamıştı.
Sadece bu değil…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile bırakın nota falan vermeyi müzik notası bile verilemediğini ne çabuk unuttuk…
Ya Irak’ta…
Suriye’ de…
Ulusal çıkarlar yerine gözettiğimiz mezhepçi çıkarlar yüzünden düştüğümüz durumu nasıl açıklamak gerekiyor…
Barzanistan dışında diyalog kurabildiğimiz bir tane ülke var mı?
Pekli neden böyle oluyor? Hiç düşündünüz mü?
Aslında nedeni biliniyor…
Çünkü bizi yönetenlerde ulus bilinci yok…
Diyeceksiniz ki ne fark ediyor?
Fark eden şu…
Bunu anlayabilmek için öncelikle egemenliğin ulus’ta olmasını kabul etmeniz ve laik bir bakış açısına sahip olmanız gerekmektedir…
Ve böyle olduğunda halk ulus olma özelliği taşıyıp…
Oy kullanıp, yasa yapabilip, yönetimde söz sahibi olabilecektir…
Ve ayrıca bilinmeli ki ancak ulus olduğunuzda, üzerinde yaşadığınız toprak, vatan anlamı kazanacaktır.
Vatan olunca da…
Haliyle bağımsızlık…
Emperyalizmle mücadele…
Ekonomik kalkınma…
Demokrasi, hayat bulabilecektir…
Hem zaten dinle yönetilen devletlerin tamamının emperyalistlerin kuklası ve diktatörlük olması bunun en açık göstergesi değil mi?
Şöyle sormak da mümkün…
ABD ve AB, niçin bizim gibi ülkelerde yıllardan beri dini ve etnik grupları desteklemektedir…
Nedeni şu…
Bu etnik ve dini guruplar desteklendiğinde bunların her birinde bağımsızlık eğilimleri güçleneceğinden o ülkede etnik ve dini kimlikler kaynaşıp asla ulus kimliğe dönüşemez…
Çatışır…
Böyle olunca da o ülkede kalkınma hayal olup, bilim, sanayi, tarım falan da gelişemediğinden…
Tamamen batının açık pazarı ve kölesi olarak kalınacaktır…
Hani bazıları ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geleceğini falan sanıyorlar ya…
Şunu bilmiyorlar…
Ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geldiği bir tane bile ülke yok
Ama…
Mülteci olunacağının örneği bir hayli çok…

27–12–2015

Nusret KEBAPÇI

20 Aralık 2015 Pazar

DEVLET POLİTİKASI…


Elinizi şöyle bir şakağınıza koyun ve düşünün…
Son 30…
Hatta…
40 yıl içinde iç politika anlamında da demiyorum, hemen her konuda…
Özellikle de dış politika alanında…
Bu kadar aşağılandığımız…
Küçümsendiğimiz…
Yöneticilerimizin diğer ülke yöneticileri tarafından suçlandığı bir dönem oldu mu?
Elbette olmadı…
Hani dünya liderliği falan diyoruz ya…
Bu tür bir tanımlamanın da…
Kendi kendimizi avutmak…
Veya seçmenin kalbini kazanmaktan başka hiçbir anlamı bulunmuyor.
Hem zaten…
Kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz, verin…
Sizi takip eden bir ülke bile yoksa kimseye örnek olamıyorsanız, takılan ad…
Unvan…
Ya da adı her neyse, sadece ve sadece hikaye durumundadır…
Peki, neden mi böyle oluyor?
Söyleyim;
Çünkü bugün…
Ülkemizi yöneten anlayışta ulus bilinci yok, bu olmayınca da haliyle devlet aklı gibi bir durum da oluşmuyor…
Dolayısıyla ülkenin ortak çıkarları gibi bir düşünce de söz konusu olamıyor.
Neden mi?
Daha açık söyleyim…
Bizim ülkemiz laik…
Demokratik…
Çağdaş bir ülke mi? En azından yakın zaman kadar öyle kabul ediliyordu…
Böyle bir ülkede…
İsteyen Sünni…
Alevi…
Ya da 4 mezhepten herhangi birini…
Bunlardan yola çıkan tarikat ve cemaatleri benimsemiş olabilir mi?
Olabilir ancak…
Şurası önemli.
Eğer ki siz…
Olaylara ulus penceresinden bakmayıp…
Ulusal çıkarlar gibi bir kavramı tanımayıp…
Ülkenin ortak çıkarları gibi bir anlayışın varlığından habersiz olup…
Olaylara…
Sadece mensup olduğunuz…
Mezhep…
Tarikat ve cemaat penceresinden bakıyorsanız…
Bilin ki, bu anlayışla…
Ne Ege’deki adaların işgal edildiğini görebilirsiniz…
Ne de Suriye’de yaşanan sorunun bir parçası olduğunuzu…
Doğrusunu söylemek gerekirse…
Irak’ın parçalanmasına yol açtığınızın bile farkında olamazsınız…
Demem o ki…
İşin nirengi noktası ulus bilincidir…
O olursa devletinizin ve ulusunuzun, ülkenizin çıkarlarınızı koruyabilirsiniz…
Ama yoksa…
Koruyabileceğiniz…
Tarikat ve cemaatinizin çıkarlarından daha ötesi değildir…

20–12–2015

Nusret KEBAPÇI

12 Aralık 2015 Cumartesi

NASIL BİR BAŞKANLIK?


Seçimlerin sonucunda beklediğini bulamayan partilerimizin kurultay çalışmaları devam ediyor ama şu kadarını söyleyim…
Artık ağlayıp sızlamanın hiçbir faydası yok…
Bence ondan çok daha da önemlisi…
Son yapılan seçimle nereye varacağımızın doğru olarak kavranılması.
Yoksa seçimlerin sonuçlarını pek çok kez değerlendirmişsiniz, az veya çok oy alınmasının gerekçelerini de irdelemiş, bunu pek çok maddeyle açıklamış da olabilirsiniz ancak konu bu değil…
Elbette bu tür bir çalışma her zaman için yapılmalı…
Partiler eksilerini, artılarını çok iyi çalışmalı ama tüm bunlar yapılırken asıl konu yani iktidarın başkanlık hevesi asla gözden kaçırılmamalıdır..
Çünkü
Bilindiği gibi bir süredir, iktidar partisinin önemli isimlerince ülkemizin başkanlıkla yönetilmesi gerektiği gibi bir düşünce dile getirilmektedir…
Zaman zaman bunu padişahlığa…
Hatta halifeliğe kadar götüren de oluyor ama…
Biraz dikkatle, inceleyince gerçekte istenilenin…
Bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi krallık, emirlik türünden bir başkanlık olacağı hemen anlaşılacaktır…
Bu arada Türk tipi falan gibi sözler de sizi yanıltmasın…
Türk sözüne alerji duydukları herkesçe bilindiğinden, kastedilenin Arap olduğunu anlamak hiç de zor değil…
Ayrıca bu iş…
Biz özerklik istiyoruz…
Veya
Ben sana başkanlığı vereyim, sen de bana özerkliği ver, gibisinden pazarlıkla falan da olmuyor…
Bunun için öncelikle, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin neredeyse tamamının federatif bir sistemle yönetildiğinin…
Ve federatif devletlerin neredeyse tamamının da, Üniter devletlerin parçalanmasıyla değil, küçük küçük devletlerin birleşmesi ile oluştuğunun bilinmesi gerekiyor…
Bunun dışında…
En bilinen başkanlık sistemi olduğu için söylüyorum…
ABD başkanlık sisteminde, yasama, yürütme ve yargı çok kalın hatlarla birbirinden ayrılmaktadır…
Öyle bizde olduğu gibi, kararını beğenmediğin yargıcı görevden al…
Yargıla…
İçeri at…
Oralarda böyle bir şey yok…
Ayrıca iki meclisli bir sistem var ki…
İstediğin yasayı hemencecik çıkar…
Kişiye özgü yasa yap…
Veya hiç biri olmazsa, yasamaya bile gerek duymadan kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönet…
İnanın böyle bir şeyin olabilmesi de mümkün değil…
Ama şöyle olursa mümkün…
Siz tüm çabalarınızla Osmanlı benzeri…
Hatta
Bazı Arap ülkelerindeki gibi krallık ve emirlik türünden bir başkanlık oluşturabilirseniz ki uzun vadede amaç odur…
İşte o zaman tüm düşündüklerinizi kolayca uygulayabilirsiniz…
Böyle olduğunda…
Ne uğraşmanız gereken muhalefet olacaktır karşınızda, ne de bulunacakları bir meclis…
Sendika…
Dernek…
Oda gibi örgütler bile olmayacaktır…
Demek istediğim; tam böyle olur demiyorum ama…
Hangi yönetim sistemi olursa olsun, eğer gereken denetim mekanizmalarını zamanında oluşturmazsanız…
Farkında bile olmadan varılacak yer, diktatörlükten başka bir yer değildir…

12–12–2015

Nusret KEBAPÇI