20 Temmuz 2016 Çarşamba

DARBE

DARBE

15 Temmuz gecesi yaşanan darbe ve sonrasında yaşananlar…
Hatta yazılarlar…
Konunun biraz daha anlaşılamaya ihtiyacı olduğunu gösteriyor.
Diyeceksiniz ki her şey açık…
Fetö darbe yapmaya kalktı ve başarısız oldu.
Şimdi bu konuda hiç bir şey söylemeden, önce yaşananlardan bazı olguları alt alta sıralayalım sonra asıl konuya tekrar geçelim…
Darbe değerlendirilirken…
TSK’ da öğleden sonra bir hareketliliğin olduğu söylendi mi?
Evet söylendi.
Sabaha karşı bile değil üstelik akşamın erken saatlerinde, Türkiye’de ilk defa çok önemli noktalar da değil tanklarla boğaz köprüsünü halka kapatanlara ne demeli…
Ya Marmaris’teki otele Cumhurbaşkanının ayrılmasından yarım saat sonra ulaşılması…
Diyelim ki yetişemediler…
Havada F16’lar tarafından vurulmaması da tesadüf…
Aslına bakarsanız bu tür olaylar değerlendirilirken hep atlanan bir gerçek var…
Denilir ki…
Bu tür olaylar değerlendirilirken…
Hiçbir şekilde olayın ayrıntılarına bakılmaz…
Yani...
Nasıl başladığı…
Nerenin bombalandığı…
Kimlerin tezgâhladığından çok daha önemlisi…
Bu olaydan kimin kazançlı çıktığı?
Kimin çıkarının olduğudur…
Eğer buna odaklanmazsanız, inanın konuyu tartışırken çok uzak, ilgisiz yerlere kadar gidebilirsiniz…
Şöyle de demek mümkün…
Darbeler…
Bunun içine ister bizde yaşanan 15 Temmuz ve öncesinde yapılmış tüm darbeleri alın…
İsterse de dünyada yapıla gelenleri…
Hemen hepsi ilgili ülkede yapısal değişiklik yapmak amacıyla gerçekleştirilmiştir…
Bu kadar net…
Tabi yapısal değişikliğin yapılabilmesi için de önce toplumun bir şok yaşatılarak sersemletilmesi…
Ardından da bu değişikliğe muhalefet yapabilecek her türden örgütün etkisiz hale getirilmesi gerekmektedir…
Zaten yaşanılan şok yani felaket, muhalefet yapmaya falan da meydan vermeyecektir…
Diyeceksiniz ki ne yapılır bunun için…
Başka ülkelerden başlayarak söylersek…
Örneğin normal zamanda çok dikkat çekecek bir Afganistan işgali, ikiz kulelerin ardından size haklılık bile kazandırabilir…
Yine
Kitle imha silahı türünden bir suçlama da Irak’ın işgaline pekala zemin hazırlayabilir…
Gelelim ülkemize…
12 Eylül’ün gerçekte amacı Türk ekonomisini çok uluslu tekellerin işgaline sınırsızca açmak değil miydi?
Ama bu amaçla kimse ülke yönetimine gelemezdi…
Haklı gerekçeleri olması gerekiyordu…
İşte terörü durdurmak bunu sağlamıştı.
Ordudan, ABD’nin Irak ve Suriye’de oluşturacağı Kürdistan projesine karsı çıkan komutanlar, sahi hangi gerekçeyle tasfiye edilmişti…
Ergenekon ve Balyoz’la değil mi?
Gelelim son konuya…
Nihai hedef başkanlık olduğuna göre…
TSK’nin etkisiz hale getirilmesi, ya da bu kadar büyük çapta bir tasfiye…
YAŞ kararlarıyla yapılabilir miydi?
Demem o ki…
Bu çapta bir tasfiye ancak YAŞ’ ı da ortadan kaldıracak toplumsal bir şok operasyonuyla yapılabilirdi…
İşte 15 Temmuz’da o yapıldı…
Tekrar soralım; sahi darbe başarısız mı oldu?

20–07–2016
Nusret KEBAPÇI




10 Temmuz 2016 Pazar

PADİŞAHIN TEBAASI OLMAK YA DA YURTTAŞLIK…

PADİŞAHIN TEBAASI OLMAK YA DA YURTTAŞLIK…


Başlığı okuyunca, memlekette padişahlık kalkalı neredeyse 100 yıl oldu hala neyin tartışmasını yapıyoruz dediğinizi duyar gibi oluyorum ama…
İnanın söylediğiniz gerçeği hiç mi hiç yansıtmıyor.
Tabi burada ülkeyi yönetenlerin kendilerini padişah gibi görmeleri değil benim kastettiğim…
Hatta bazı valilerin…
Kaymakamların…
Belediye başkanlarının, kendilerini halkın çok üstünde görerek ve halkın yararına harcanması gereken paraları…
Lüks…
Gösteriş ve…
Saltanat için harcamaları da değil.
Benim anlatmak istediğim…
Padişahlığın kaldırılmasının üzerinden neredeyse 100 yıla yakın zaman geçmesine karşın bir türlü yurttaş olamayıp hala tebaalığı sürdürmeye çalışmamız…
Aslına bakarsanız çok fazla araştırma yapmaya, kanıt toplamaya falan gerek yok…
Sadece ülkenin belli başlı siyasi konularında alınan tutuma bakın, gerisi zaten çok kolay anlaşılacaktır…
Hatırlar mısınız?
Bir zamanlar Ergenekon, Balyoz türünden operasyonlar yapılıyor, dalga üstüne dalgalar yaratarak…
Üstelik çeşitli yerlere gömülen silahların bulunmasıyla suçlu bir ordu yaratılmaya çalışılıyordu.
Öyle işler yapıldı ki hemen tüm halk çok ciddi bir darbe tezgâhından kurtulduğu için operasyon yapanlara minnet bile duydu…
Kimse olayların önü nedir? Arkası nedir? Sorgulamadı bile…
Derken adına “Demokratik Açılım” denilen süreç başlayıverdi…
Kimi zaman “Milli Birlik Kardeşlik… “
Kimi zaman da “Çözüm Süreci” denilen…
“Analar ağlamasın”, “Kan dökülmesin”, “Şehit olmasın” söylemleri eşliğinde…
PKK’nın serbest bırakılıp…
Askerin ise elinin kolunun bağlandığı bu dönemde de tutum değişmedi…
Neden bunu yapıyoruz, gerçekte ne oluyor?
PKK silah bırakıp gider mi?
Ya da gidiyor mu?
Bu işin arkasında ne var?
BOP eş başkanlığı nedir? Hiç sorgulanmadı…
Tüm yapılanlar “padişahım çok yaşa” türünden yanlış da yapılsa, doğru da olsa desteklendi…
Tabi bu tutum sadece bunlarla sınırlı kalmadı…
İsrail’le yaşanan “van münite” olayında ve barışılmasında… 
Rus uçağının düşürülmesi ve özür dilenmesinde de hep yaşandı.
O kadar ki, yeni hazırlanan, içinde Türk Milleti’nin olmayacağı anayasa için bile durum çok ümitli değil…
Demek istediğim…
Bizi yurttaş yapan sadece padişahlığın kalkması ya da oy kullanmış olmamız değildir…
Ne zaman ki yukarıdan dayatılanı sorgular…
Tartışır…
Beğenmediğinize örgütlenir, tepki koyarsınız…
İşte o zaman yurttaşsınızdır.
Ya da tüm yapılanları sineye çeker…
Katlanır…
İtaat ederseniz de tebaa…
Bu kadar açık…

10–07–2016

Nusret KEBAPÇI

1 Temmuz 2016 Cuma

OSMANLI’DAN SONRASI ZULÜM DE, KİME?

OSMANLI’DAN SONRASI ZULÜM DE, KİME?


Zaman zaman belli kesimlerce Osmanlı’dan sonra zulüm uygulandığı
Ya da…
1923’den sonra baskı dönemi olduğu…
Veya 90 yıllık zulüm türünden sözler söylendiğini hep duyarız…
Tabi genel eğilim hemen Cumhuriyet döneminde bu tür bir zulmün olmadığını söylemeye itiyor bizi ama…
Hani bilinen bir kavram var ya…
Empati…
Türkçesi yerine koymak…
İşte olayları empati yaparak değerlendirmediğimiz sürece inanın bu karşı çıkanların durumunu anlamak güç…
Neden mi?
Şöyle söyleyim…
Diyelim ki aldığınız eğitim ve saraya yakın olmanız nedeniyle olaylara batılılar gibi bakıyorsunuz ve memleket için kurtuluş yolunun ancak batılı emperyalist devletlere sığınmakla…
Onların himayesine girmekle gerçekleşeceğini düşünüyorsunuz…
Hatta onlarla…
Mondros ve Sevr anlaşmasını bile imzalamış, kendinizi küçük ama bizim olsun diyen bir sarayın sahibi olarak da görüyor olabilirsiniz…
Bir anlamda saraydan başka hiç bir düşünceniz yok…
Ama birden mavi gözlü bir dev ortaya çıkıp, halkı da arkasına alarak, ne yaptığınız anlaşmayı tanıyor…
Ne de sarayınızı…
Hatta kendinizi tanrının yeryüzündeki gölgesi kabul edip memleketi yönettiğinizi düşündüğünüz anda bile, bir bakıyorsunuz ki egemenliğiniz elinizden gidivermiş…
Bu durumda siz olsanız, Cumhuriyeti sever misiniz?
Tabi benimki de soru, elbette sevmezsiniz.
Diyelim ki…
Memlekette ne var ne yok sizin…
Sizin derken yabancıları kastediyorum.
Yani demiryolları…
Tersaneler…
Limanlar…
Bankalar…
Kısacası memlekette her ne varsa onların…
Öyle olduğu gibi hani eşit vatandaşlık falan deniyor ya…
O devirde böyle bir şey de yok…
Yabancılar hemen her şeyde olduğu gibi ayrıcalıklı...
Yani uzun sözün kısası hani barış içinde yaşandı falan deniyor ya…
Hikâye…
Adamlar kapitülasyonlarla kavuştukları birçok ayrıcalığın yanında
Ne askere alınıyorlar…
Ne de vergi veriyorlar…
Hatta o kadar ki, güpegündüz cinayet bile işlemiş olsalar…
Sadece kendi mahkemelerinde yargılanabiliyorlar.
İşte bu düzen de sadece Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde bozuluyor…
Şimdi siz olsanız elinizden bu kadar ayrıcalığı alan Cumhuriyeti ve Atatürk’ü yine de sever misiniz?
Tabi nedenlerin hepsi bu kadar değil, yabancı işgalcileri de unutmamak gerekiyor…
Hani kendinizi hazırlamışsınız…
Osmanlı’ da hasta adam konumunda, üstelik yataktan kalkacak bile mecali yok.
İşte tam fırsat bu fırsat diye kışkırttığınız gerici çetelerle birlikte memleketin basına çöreklenecek oluyorsunuz…
Atatürk önderliğindeki Türk milleti memlekete uzanan eli kırdığı gibi geriye kalanları da İzmir’den denize süpürüyor…
Uzun sözün kısası…
Atatürk’ü sevmeyebilirsiniz, Cumhuriyeti de…
Ancak bunun için ya saray artığı olmanız gerekiyor…
Ya çıkarları bozulmuş yabancıların temsilcisi…
Veya işgalcilerin torunu…
Evet, söyleyin siz hangisisiniz?

30–06–2016
Nusret KEBAPÇI




26 Haziran 2016 Pazar

ATATÜRK GİDERSE…

ATATÜRK GİDERSE…


Hazretler yeni anayasa hazırlıyorlar ya…
Nasıl olacağının ipuçlarını da veriyorlar.
Neymiş?
Atatürk yeni anayasa da olmayacakmış…
Böyle denilince…
Toplumdan herhangi bir tepki gelir mi diye bekledim ama her nedense bu konulara duyarlı olması gereken kesimler bile sanki ölü toprağı örtülmüşçesine sessiz…
Tabi bunu iki şekilde anlamak mümkün…
Ya yazın gelmesi nedeniyle meydana gelen rehavet duygusu toplumu sarmış bulunuyor…
Yani
Ya kafalar bedenden önce tatile çıkmış…
Ya da yıllardır yapılanların sonucunda durum kanıksanmış…
Ancak bu hangi iki şekilde düşünüyor olursanız olun yapılan yanlıştır…
Doğrusunu isterseniz Atatürk sadece bir kavram değil, içinde yaşadığımız ulus devletin varlık nedenidir, aynı zamanda sembolüdür de…
Değilse, ulus devleti yıkmak isteyenler neden önce Atatürk’ü hedef alıyorlar dersiniz…
Bakın Atatürk sadece anayasadan değil toplum yaşamından çıkarılırsa ne olur? Bir bakalım…
Öncelikle laiklik gider ki bu bizim egemenliğin ulusa ait olmasını sağlayan çok önemli bir ilkemiz olup…
Olmadığında varılacak yer, inanın padişahlıktan çok daha farklı bir yer değildir…
Peki, bu durumda bırakın kadınların erkeklerle eşit olmasını…
Aynı işyerinde çalışmasını…
Okula gitmesini…
Sosyal yaşamda yer almasını…
O günlere geri dönüldüğünde, bu gün özgürlük mücadelesi vermeyen kadınlar…
Bir erkeğin 4 karısından birisi…
Ya da mirastan erkeğin hakkının yarısı kadar almayı nasıl kabullenecekler…
Ama Atatürk’le giden sadece laiklik değildir, ulus olmak da Atatürk’le birlikte gitmektedir…
Ulus giderse ne mi olur?
Şu olur canım kardeşim…
Önce ortak dil…
Tarih…
Duygu…
Kimlik, ortadan kalkar.
Onlar kalkınca da olacak şey bellidir…
Birbiriyle savaşan tarikat, cemaat ve etnik kimliklere ayrışmış emperyalizmin kuklası bir ülke…
Hem emperyalizmin bugün Ortadoğu’da yapmak istediği de bu değil mi?
Ne demişler…
Böl, parçala, yut…
Aynen öyle…
Gelelim ekonomiye…
Etrafımızdaki İslam ülkelerine bakın içlerinden birinin bile ekonomik ve sosyal açıdan geliştiğini…
Sanayileştiğini görebiliyor musunuz?
Göremezsiniz, çünkü vatan diye bir kavramları yok, milli değiller…
O olmayınca…
Ekonomik ve siyasi bağımsızlık, kalkınma falan da hak getire…
Yani uzun sözün kısası bak sevgili kardeşim…
Belki farkında değilsin ama Atatürk gittiğinde başka ne gider biliyor musun?
Hani ikide bir gündeme getirilen eşit yurttaşlık falan deniyor ya, işte o gider…
Yani seni eşit yurttaş yapan o düzen gider…
İnsanlık gider sevgili kardeşim…
Daha da açıklama istiyorsan devam edelim sendikan gider…
Derneğin gider…
Parlamenton gider, dahası muhalefetin gider…
Belki şöyle de söyleyebilirsin, hep gidenleri söyledin… Ne gelir? Onu da söyle…
Çok kısa olacak ama söyleyim…
Baskı gelir…
Adaletsizlik gelir…
Diktatörlük gelir…
Emperyalizme teslimiyet gelir…

26–06–2016

18 Haziran 2016 Cumartesi

NEDEN OLMUYOR?

NEDEN OLMUYOR?


Doğrusunu isterseniz başkanlık adım adım uygulanmaya başlandı, öyle görünüyor…
Neler mi yapıldı?
Bakın söyleyim…
Yürütme tam olarak Cumhurbaşkanına bağlı değil mi?
Evet
Ya yasama…
Şöyle sormak da mümkün…  
Sizce mecliste; iktidar, özellikle saray tarafından istenilmeyen herhangi bir yasa tasarısı, gensoru vs görüşülebilir mi?
Tabi mümkün değil…
Geriye kalıyor yüksek yargı…
Onu da son hazırladıkları taslaktaki gibi şekillendirebilirlerse yandı gülüm keten helva…
Burada biz başkanlık deyince “ama ABD’de de var, bakın ne güzel yürüyor.” Diyenler de olacak ancak inanın bizde son çıkarılacak yasalarla şekillendirilmesi tamamlanacak başkanlığın öyle ABD’yle benzer tarafı falan yok…
Belki bir zamanların Şili’si…
Endonezya’sı…
Ya da bu günün Suudi Arabistan’ı…
Katar’ı olabilir ama…
Asla ana muhalefet partisi başkanının söylediği gibi ABD tarzı bir başkanlık değil…
Peki
Ya oluşturulacak başkanlık sisteminin ideolojisi ne olacak…
14 yılı aşkın zamandır ulus devletin altını kazdıkları düşünülürse istediklerinin ulus devlet türünden bir başkanlık olmayacağı açık…
Hem kendileri de sıklıkla, yeni anayasanın dini olacağını…
Yani laik olmayacağını da söylemiyorlar mı?
Ne kalıyor geriye?
Dini yani İslamcı bir anayasa…
Anlayacağınız bir din devleti olma yolunda koşar adım gidiyoruz…
Burada soralım: Son 500 yıldır İslam aleminin bilimde geliştirdiği herhangi bir buluş var mı?
Ya içlerinde bağımsız olan…
Sanayisi gelişmiş, bilimde yol kat etmiş, tarımda örnek olmuş…
Veya çok gelişmiş silah ya da uydu yapan…
Bir tanecik ülke var mı? Yok…
Neden?
Çünkü
İslamcılık; milliyetçiliği kavmiyetçilik olarak nitelendirdiği için kabul etmiyor…
Yerine ne konuluyor?
Ümmet…
Peki, ümmet aynı dinden olan insanların topluluğu anlamına geldiğine ve
Pek çok ülkede yaşayan Müslümanların tümü bir ümmet kabul edildiğine göre…
Ortak bir vatanda yaşayan, aynı dili konuşan, ortak tarihi bulunup aynı duyguları paylaşan millet diye bir kavram söz konusu olabilir mi?
Elbette olmuyor…
Millet olmayınca haliyle vatan…
Vatan olmayınca da ekonomik ve siyasi bağımsızlık, sınırların korunması sanayileşme, kalkınma falan da hayal oluyor…
Tabi emperyalizm ve ona karşı mücadele etmek de…
Böyle olunca aynı vatanda yaşayan vatandaşların birliğini sağlamak gibi bir düşünceleri de bulunmuyor.
Dolayısıyla, ne Kıbrıs’taki çıkarlarımız korunabiliyor…
Ne Ege’de işgal edilen adalarımız…
Hatta sanayileşmek, kalkınma, ekonomik bağımsızlık bile hikâye oluyor.
Bakın bugün terör örgütüne karşı askerimizle, polisimizle mücadele ediyoruz, değil mi?
Peki, iktidar neden bir gün bile olsun…
Terör örgütünün amacının ne olduğunu ya da PKK’nın ABD ve batılı devletlerin desteğiyle 4 ülkeden koparılacak parçalarla büyük Kürdistan kurmak istediğini halka anlatmıyor dersiniz…
İşte işin aslı ulus bilincidir…
O varsa ülkenizi kalkındırır içeride ve dışarıda çıkarlarınızı savunabilirsiniz…
Ama yoksa…
Emperyalizmle birlikte ülkenizin karşısında bile yer almanız mümkün…

18–06–2016

Nusret KEBAPÇI

10 Haziran 2016 Cuma

“ERMENİ SOYKIRIMI” KONUSU…

“ERMENİ SOYKIRIMI” KONUSU…


Son olarak Almanya’nın da bizi Ermeni soykırımı ile suçlayan kararının ardından…
İnsan merak ediyor…
Sahi bu kararları almayan kaç ülke kaldı?
Tabi önemli olan çeşitli ülke parlamentolarının kendilerini uluslararası yargı gibi görüp bu kararları alması değil…
Asıl önemli olan, ülkemizi yönetenlerin ne olup bittiği hakkında zerrece bir fikirlerinin olmaması.
Doğrusunu isterseniz bu konu yani Ermenilere ayrı bir statü verilmesi konusu Osmanlının gündemine ta 1878’de Ruslarla yapılan Aya Stefenos…
Ardından da…
Berlin Anlaşması’yla giriyor…
Talepler hep aynı…
Hepsinde de Vilayeti Sitte denilen Ermenilerin yaşadığı 6 ille ilgili düzenleme bir anlamda özerklik benzeri haklar isteniyor…
Demek istediğim Ermenilerin toprak taleplerinin başlangıcı öyle 1915 olayları değil, çok daha öncesine dayanıyor.
Neyse, devam edelim…
Örneğin Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 24.maddesi yine bu konuyla doğrudan bağlantılı…
Ne deniyor ilgili maddede : ”Altı Ermeni ilinde kargaşa çıkarsa, bağıtlı devletler bu illerin herhangi bir yerini işgal etme hakkına sahiptir.”
Gelelim Sevr’e…
Sizce bu talepler 1878’den bu yana hemen her fırsatta gündeme getirilir de Sevr ‘de olmaz mı?
İnanın orada da 88.maddeden 93. maddeye kadar bu konuya ayrılmış…
Bu arada, bir kısa bilgi daha vereyim…
Bugün de Ermenistan’ın devlet armasında yine bildiğiniz gibi onların Ararat dedikleri bizim Ağrı dağımız bulunuyor ama her nedense memleketi yönetenlerden tık çıkmıyor…
Aynısını biz yapmış olsak…
Söz gelimi Osmanlı’nın eski bir vilayeti olması nedeniyle Selanik’i…
Sofya’yı…
Veya Kıbrıs’ın tamamını…
Bırakın anayasada yer verip devlet arması yapmayı, sadece hava durumunda Türkiye sınırları içinde göstersek, ne olur dersiniz?
Savaş çıkar demiyorum ama en azından skandal falan çıkmaz mı?
Bunları şunun için söylüyorum…
Soykırımla suçlanma veya…
Geçmişimizle yüzleşme talepleri sadece ilgili ülkeyi kınamakla geçiştirilecek kadar basit değil.
Çünkü işin içinde iş var…
Bunu bir bakıma 3 T olarak da tanımlamak mümkün.
Anlamı da…
Tanıma…
Tazminat…
Toprak…
Hani yıllardır bu konuda hiç bir uluslararası mahkeme kararı olmamasına…
Dönemin İngiltere Kraliyet Mahkemelerinde bile aklanılmasına…
Hatta
O yılların Ermenistan yöneticilerinin bile kendilerini suçlu görmelerine karşın…
Birileri neden Israrla özür dileme kampanyaları açıp…
Hemen her fırsatta Türkiye’yi suçlamaya çalışıyorlar dersiniz.
İşte hepsi…
Bizim soykırım yaptığımızı kabul etmemiz için yapılmaktadır…
Biliyorlar ki gerisi kendiliğinden gelecektir
Önce ardı arkası gelmeyen ve altından kalkılamayacak tazminat talepleri önümüze konacak…
Ardından da toprak istekleri…
Yani olay sadece alışılagelmiş basit bir suçlama değil…
Emperyalizmin Türkiye’nin parçalanması için kurguladığı 100 yıllık bir projenin ilk adımıdır…

10–06–2016
Nusret KEBAPÇI


4 Haziran 2016 Cumartesi

DİNİ DEĞİL, EKONOMİK…


Şimdi siz, son zamanlarda iktidar çevrelerince yapılan yeni anayasa,  daha doğrusu…
Laikliğin olmadığı dindar anayasa çalışmalarını görünce, ister istemez kaygıya kapılıp…
Baskıcı…
Dini…
Bir anlamda Suudi Arabistan benzeri bir devlete dönüşeceğimizi düşünerek endişeye kapılabileceğiniz gibi…
Tam tersi olarak dininizi çok daha rahat yaşayabileceğinizi düşündüğünüz bir düzenin geleceğini de hayal ediyor olabilirsiniz… 
Ancak şu kadarını söyleyim…
Hangi şekilde düşünüyor olursanız olun işin ekonomik boyutunu hesaba katmıyorsanız, bilin ki fena halde yanılıyorsunuz.
Neden mi?
Şunun için
Bundan çok uzun yıllar önce zamanın Avrupa devletleri hasta adam dedikleri Osmanlıyı kendi aralarında paylaşmak için çeşitli anlaşmalar yapıp, Mondros ve Sevr anlaşmasıyla da ...
Bu düşündüklerin uygulamaya koymadılar mı?
Neydi amaç
Osmanlıyı parçalayıp ekonomik kaynaklarına el koymak…
Bir anlamda başardılar da…
İstiyorlardı ki…
Osmanlıda bulunan her türden etnik ve dini grup kendilerince de desteklenerek ayrılsın ve bağımsızlığını kazansın.
Tabi Türkler hariç…
Ama 1919 yılının 19 Mayıs’ında Samsun’a çıkıp dağılan bir imparatorluğun küllerinden bir milli devlet kurmak için harekete geçen Mustafa Kemal ATATÜRK ve onun arkasından gelen Türk Milleti bu planı olduğu gibi çöp tenekesine atıverdi…
Atmakla da kalınmadı…
Yaklaşık üç buçuk yıl süren bir Kurtuluş Savaşı’nın ardından bağımsız bir Cumhuriyet’ de kuruldu…
Bununla yetinilmedi
Hemen her alanda emperyalizmden bağımsız olmak için müthiş bir çaba içine girildi…
Hani bugün yabancılara satılması için uğraştıkları demiryolları o dönemde zaten yabancılara aitti…
Hatta bankalar…
Sanayi kuruluşları…
Limanlar…
Deniz taşımacılığı…
Hemen hepsi yabancılarındı.
O kadar ki…
Adamlar devletin yerine vergi toplar duruma bile gelip, özel güvenlik teşkilatı bile oluşturmuşlardı.
Yani demek istediğim, Cumhuriyet’le birlikte tüm bunlar millileştirildi ve emperyalistler ülkeden kovuldu ama onlar bunu…
Hiç mi hiç içlerine sindiremediler ve hemen her fırsatta eski günlere dönebilmek uğruna ellerinden ne gelirse onları yapmaktan geri durmadılar…
Sonuçta buldular da…
İslamcı bir partinin iktidarı, onlara tüm istediklerini altın tepsi içinde sunacaktı…
Önce ülkenin ekonomik kaynakları bir bir elden çıkarıldı…
Ardından binlerce dönüm toprak…
Ama bunun da yetmeyeceği açıktı…
Hani olur ya, gün olur milli bir iktidar ortaya çıkarsa diye, uzun vadeli geleceği bile garanti altına almaktan geri durmadılar. Biliyorlardı ki topraklar…
Bankalar, madenler, sanayi gidebilirdi ama…
O toplumda milli bir düşünce olduğu sürece bunların geri alınması riski her zaman için olacaktı…
Onun için bu kez işi sağlama almak istediklerinden eğitimi de unutmadılar…
Çünkü biliyorlardı ki
Yetişecek çocuklar milli düşünceyle değil dini düşünceyle yetişirse, ne vatan diye bir kavramla tanışacaklardı…
Ne de emperyalizmle…
Hele bir de demokrasi adına tarikat ve cemaatlere böldüler mi demeyin gitsin…
Yani sorun sanıldığı gibi dini değil…
Dini görüntüsü altında Türkiye’nin ulus kimliğinden sıyrılıp tamamen sömürgeleştirilmesidir…
Hem ülkemizi ilgilendiren hemen her konuda milli bir çizgi izlenmemesi de bunun en açık göstergesi değil mi?

04–06–2016

Nusret KEBAPÇI