12 Ocak 2017 Perşembe

ESBABI MUCİBE

ESBABI MUCİBE


Türkçesi gerekçe.
Yazının başlığına bakınca belki içinizden…
Bu kadar Türkçe sözcük içinden başlık bulamadınız da eski dilden mi aldınız türünden bir düşünce aklınıza gelebilir onun için baştan söyleyim…
Bu güne kadar pek çok defa Türkçe; üstelik anayasa veya başkanlık sözcüklerini de kullanarak yazmama karşın görülüyor ki…
Konu hiç mi hiç anlaşılmamış.
İşte tam da bu yüzden üstelik eski dilde yazdım ki belki daha fazla ilgi çeker…
Ve çok daha fazla anlaşılabilir.
Şimdi buradan hareketle biraz düşünelim…
Bu anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duyuldu?
Veya
15 yıldır iktidarda olan bir parti, elindeki onca güce, çoğunluğa rağmen hangi konuda çözümsüzlüğe uğradı…
Yetersiz kaldı…
Doğrusunu isterseniz hiç bir konuda…
Hem zaten bence konunun Türkiye’nin sorunlarıyla falan da ilgisi bulunmuyor.
Bu arada konunun uzmanlarının hazırladığı ciddi araştırmaların, cumhurbaşkanına hangi yetkilerin, ne amaçla verildiği türünden analizlerin inanın toplumun çok önemli bir kesimi üzerinde hiç bir etkisi falan da yok…
Peki, tüm bunları göz önünde tutarsak…
Ekonomik çöküşe…
Terörün başını alıp gitmesine…
Kıbrıs konusunda ki oldu bittiye…
Ege adalarının işgaline… 
Hatta
Doların 4TL’ye yaklaşmasına bile çözüm üretilmezken…
Neden ısrarla başkanlık vurgusu yapılarak…
Topluma dayatılmaya çalışılmaktadır.
Şunun için…
Bildiğiniz gibi ABD bölgede hala Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Bu da bölgede bulunan aralarında Türkiye’nin de bulunduğu neredeyse tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarının değişmesi…
Aynı zamanda dört ülkeden koparılacak parçalarla büyük Kürdistan’ın da kurulması anlamına gelmektedir…
Adamlar işin formülünü de bulmuş…
Hemen her ülkedeki etnik ve dini kimlikleri kışkırt…
Silahlandır…
Silah, mühimmat ve insan yönünden destekle, gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
Hem zaten IŞİD ve PYD’nin var oluş nedeni de budur.
Peki, sizce ABD, çok uzak olmayan bir geçmişte zamanın başbakanını neden BOP eş başkanı olarak görevlendirmişti dersiniz…
Şunun için
Türkiye bölge ülkeleri içinde hem en gelişmişiydi…
Hem de bölge Ülkelerinin önemli bir kısmı geçmişte Osmanlı sınırları içinde bulunduğundan…
Üzerlerinde model ülke olarak söz sahibi olunacağı varsayılmıştı…
İşte bu nedenle yıllardır…
Türkiye’nin Atatürk’ten…
Ulus devletten…
Laiklikten vazgeçip…
Çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu federatif bir İslam devleti olmasını istemiyorlar mıydı?
İstiyorlardı ama onlar da hemen her konunun özgürce tartışıldığı…
İçlerinde hangi partiden olursa olsun, yurtsever insanların olduğu bir meclisle aynen 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bunun gerçekleşemeyeceğinin de farkındaydılar…
Bu yüzden, meclisin söz sahibi olmadığı, tek adamın hemen her şeye karar verebildiği, bir anlamda da 100 yıl önce Atatürk nedeniyle Vahdettin’le yarım kalan projelerini…
İkinci Vahdettin’le…
Pardon başkanlıkla tamamlamak istemektedirler…
Olay budur…

12–01–2017
Nusret KEBAPÇI






6 Ocak 2017 Cuma

REİNA…

REİNA…


Doğrusunu isterseniz her ne kadar katliamı IŞİD üstlenmiş olsa bile karanlıkta kalan çok nokta var…
Hem biz yıllardır şunu da bilmekteyiz…
Dünyadaki büyük emperyalist devletler, hemen her türden terör örgütlerini kurar, besler ve yönetirler.
Yani hiç kimse kalkıp kafasına göre ben bir terör örgütü kurayım diye örgüt kurmaz…
Kuramaz…
İşte bu emperyalist ülkeler gerek kendi halkının onayını alamamak endişesi…
Gerekse uluslararası kamuoyunun olabilecek baskısı nedeniyle ülkeleri etkileme, istediklerini kabul ettirmeyi genelde terör örgütleri kanalıyla gerçekleştirirler…
Bu nedenle…
Katilin kimliği…
Onun örgütü önemlidir ancak…
Daha önemlisi…
Örgütün arkasındaki gücün ne istediği…
Bunu hiç bir zaman açık olarak öğrenmek mümkün değildir…
Olsa olsa bu konuda yeterli birikimleri olan strateji uzmanları olayları tahlil ederek okuyabilirler ki…
O da ne kadar anlayabilirlerse…
Tabi bu tür olaylarda…
Hükümetlerin yanlış politikaları son derece önemlidir…
Çünkü sen kalk 5 yıl bölgede en büyük emperyalistin arkasında saf tut…
Sonra da henüz tam olmasa da onların tam karşısına…
Bölge ülkelerinin dostu ülkelerle diyolağa geç…
Elbette tepki gösterecekler
Zararın neresinden dönülse kardır demek de mümkün…
Yeter ki…
Emperyalizmin istediği iç savaş koşullarıyla ülkenin parçalanmaması için toplumu bir arada tutmak amacıyla doğru politikalar izlensin…
Henüz ufukta böyle bir durum da gözükmüyor.
Hala pek çok konuda yanlışta ısrar ediliyor ama ne yapalım o da eşyanın tabiatından ileri geliyor…
Çünkü mevcut iktidar kökten dinci bir geçmişe sahip…
Böyle olunca da ulus bilinci bir anda oluşamıyor.
Haliyle ulus bilinci olmayınca da…
Ulus temelinde birlik ve bütünlük sağlanamıyor…
Hatta tam tersine tüm toplumu en iyi birleştirecek olan ulus devletin birleştirici harcı, çimentosu laiklik ortadan kaldırılıp, toplum, siyasi İslamcılığa doğru birçok şekilde yönlendirilmeye çalışılmaktadır…
Peki
Siyasi İslamcılık tüm toplumu birleştirir mi?
Sadece yılbaşında yaşadıklarımız…
Onların tavırları bile gösterdi ki birleştirmez…
Hatta parçalar.
Bu nedenle tekrar toplumu ulus temelinde birleştirmek, ülkemiz açısında yaşamsal önem taşımaktadır.
Aslına bakarsanız başka bir çözüm de mümkün değildir…
Yani…
Ya bugün yaptığınız gibi…
Siyasal İslamcılığa devam edip toplumu…
Irak ve Suriye gibi etnik ve dini kimlikçiklere ayırıp paramparça ederek aciz bir meclisle, çok kimlikli bir başkanlığı topluma dayatacaksınız…
Ya da 1920’lerin Türkiye’si gibi güçlü, savaş bile yönetebilecek bir meclisle ulus temelinde tüm toplumu birleştireceksiniz
Kaçarı yok!

05–01–2017
Nusret KEBAPÇI


3 Ocak 2017 Salı

KATİL KİM?

KATİL KİM?


Aslına bakarsanız olay tam bir perşembenin gelişi durumudur…
Çünkü…
Günlerdir saldırıyorlar…
Önce kendilerinden menkul birileri ortalığa çıkıyor yılbaşına düşman bildiriler dağıtıyor…
Sonra, duvarlar bu konulardaki afişlerle…
Yazılarla dolduruluyor…
Hatta
Noel baba kıyafetli bir kişiyi silahla korkutan mizansenler düzenlenip…
Öncesinde ve sonrasında…
Kutlayanların ahlaksız olduğuna hatta ölmeleri gerektiğine kadar nefret dolu açıklamalar yapılıyor…
Yetmiyor gibi, devletin vatandaşlar arasında ayrım yapmaması ve bu konuda tarafsız olması gereken Diyaneti, yılbaşından bir gün önce yılbaşı kutlamanın günah olduğunu ifade eden hutbe bile yayınlıyor…
Sonra da…
Bir meczup gece kulübünde 39 kişiyi tarayıp katlediyor…
Sizce tesadüfe benziyor mu?
Günlerdir toplumun bir kesimi, bu konuda hazırlanıp…
Yönlendirilip…
Saçma sapan bilgilerle doldurulmuyor mu?
Doğrusunu isterseniz bu tür tavırlar ve söylemler...
Bunu savunanları tanımak için bir ipucudur da aslında…
İdeolojik olarak ne kadar güzel söylemlerde bulunurlarsa bulunsunlar farklı düşüncelere bakış bu işin mihenk taşıdır.
Hani zaman zaman bu beyler kendilerinin ne kadar Osmanlıcı olduklarını…
Osmanlının hoşgörü içinde tam 600 sene memleketi yönettiğini falan söylüyorlar ya…
Aslında hoşgörülerinin ne kadar olduğunu bu tavırlarıyla da göstermiş oluyorlar ve demek istiyorlar ki siyasi İslamcılık hiç bir şekilde toplumu birleştirmez.
Üstelik tam tersine, toplumu kutuplaştırır parçalar.
Bakın şimdi…
Bırakalım kadına şiddeti…
İstismara…
Çocukların yakılmasına tepki göstermemelerini…
Siz söyleyin
Irak’ta kimin yanındaydılar, ABD’nin mi Irak’ın mı?
Ya Suriye’de…
Afganistan’da…
Libya’da…
Filistin’ de…
Çok mu farklıydılar?
Bu hazretlerin bir gün bile, ABD ve Batı’nın emperyalist müdahalelerine tepki gösterdiklerini…
Görmeyi bırakın, duydunuz mu?
Peki, neden yok, hiç merak etmiyor musunuz?
Çünkü ulus bilinçleri yok.
Uluslaşmaya karşılar.
Böyle olunca da yaşadıkları topraklarla, onunla ilgili politikalarla hiç bir ilgileri bulunmuyor…
Bu durumda dostlarını ve düşmanlarını da bilemeyip çoğu zaman emperyalizmin aleti bile oluyorlar…
Sahi…
Irak’ta
Suriye’de siyasi İslamcılara düşen görev o ülkeyi birleştirmek miydi?
Yoksa ABD adına parçalamak mı?
Silah ve cephanelerinin kaynağı kimdi?
Unutmadan…
Bu yılbaşına karşı düşmanlığın altında da ulus devlete, Atatürk’ün getirdiği Miladi takvime düşmanlık yatmaktadır…
Noel falan değil…

03–01–2017
Nusret KEBAPÇI



28 Aralık 2016 Çarşamba

KALDIRILAN SADECE HEYKEL DEĞİL…

KALDIRILAN SADECE HEYKEL DEĞİL…


Bildiğiniz gibi bir süredir Rize kent meydanında bulunan Atatürk heykeli kaldırılmak istenmekte…
Ve buna hemen birçok yerde olduğu gibi kılıf bulunmaya çalışılmaktaydı…
Akıllarına bir düşünce geldi.
Dediler ki: “madem Rize bir çay kenti…”
“Ne uygun olur Rize’ye…"
Çay paketi olacak değil ya…
Çay bardağı geldi akıllarına.
Dediler ki bunu halka soralım, “Atatürk heykeli kalsın mı, yoksa yerine çay bardağı mı konulsun?”
Baktılar ki toplumda tepki var…
Vazgeçtiler…
Çünkü Atatürk’le çay bardağının kıyaslanması için bırakın referandum konusu yapılmasını…
Düşünülmesi bile…
Cumhuriyet düşmanlığını belgelemeye yeter ve artardı bile…
Sonunda vazgeçtiler ama…
“Allah’ın lütfu…” Denilen bir olay…
Yani 15 Temmuz darbesi…
Tam da istedikleri fırsatı verdi ve bu gerekçeyle Atatürk anıtı kaldırılıverdi…
Şimdi bazıları…
Hatta aralarında bazı muhalefet partisi yöneticilerinin de olduğu bir takım insan…
Sanıyorlar ki bu iş…
Bir heykelin kaldırılıp yerine başka bir heykelin konulmasıdır…
Değil tabi, aslında bence konu hiç bir şekilde heykel de değildir…
Aslında tüm sorun nedir biliyor musunuz?
Kaldırılmak istenen şey o heykelde de ifadesini bulan ulus devletin yani Cumhuriyetimizin kaldırılmasıdır…
Hem zaten…
Çok sık dile getirilen Türkiyelilik kavramını…
Hemen her fırsatta yaşanan…
Eyalet tartışmalarını…
Osmanlı’nın Lazistan, Kürdistan türünden eyaletlerinin olduğu söylemini başka türlü değerlendirmek de mümkün değildir…
Yani demek istediğim…
Kaldırılan sadece heykel değil…
Cumhuriyettir…
Laikliktir…
Parlamenter demokrasidir…
Tek dil…
Tek devlet…
Tek millettir…
Devletçiliktir…
Milliyetçiliktir…
Devrimciliktir…
Diyeceksiniz tamam da, ya yerine konan heykel…
O neyi ifade edecek dersiniz…
Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün heykeli istenmediğine göre bu olsa olsa yeni Osmanlıcılığı ifade edecektir…
Başka
Türk kimliğinden rahatsız olunduğu bilindiğine göre, yerine geçecek olanın dini bir kimlik olacağı da son derece açıktır…
Tabi bunun dışında…
Çok dil ve çok kimlikliliği…
Eyalete dayanan başkanlığı da unutmamak gerekiyor…
Yani sevgili kardeşim…
Heykel deyip geçmeyeceksin…
Yapılan heykel tercihi; Cumhuriyetle, laiklikle…
Milliyetçilikle…
Dini bir başkanlık arasındaki tercihtir…
Bilmem anlatabildim mi?

27–12–2016
Nusret KEBAPÇI

24 Aralık 2016 Cumartesi

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…


Şimdi siz sözün devamında milletindir diyeceğimi düşünüyorsunuz ama eğer o 21 maddelik anayasa değişikliği gerçekleştiğinde ne olacak biliyor musunuz?
Egemenlik kayıtsız şartsız cumhurbaşkanındır…
Diyeceksiniz ki
Ya millet…
Milletin vekilleri söz sahibi olmayacaklar mı?
Sizce bugünkü durumda söz sahibi midirler ki cumhurbaşkanlığı rejiminde söz sahibi olabilsinler.
Daha henüz değişiklik bile ortada değilken…
Yazılı metni bile görmeyen pek çok vekil varken…
Onlar değil mi anayasa değişikliği teklifini imzalayarak bindikleri dalı kesen…
Biliyorsunuz iktidar partisinin tam 316 milletvekili bu anayasa değişikliği için imza vermişti…
Peki, bu anayasa değişikliği öncelikle meclise ne getirecek biliyor musunuz?
Bakın şu kadarını söyleyim…
Öncelikle yedek vekillik gibi bir sistem var ki ileride mevcut vekillerden herhangi birinin bir suç, ceza veya çeşitli nedenlerden milletvekilliği düştüğü takdirde yerine sıradaki aday geleceği için…
Böyle bir değişikliğin asılsız ihbarlar yanında…
Suçlama ve cinayet dahil çeşitli nedenler vekilliğin devre dışı kalmasına yol açabilir ki…
Bu yönde bir değişikliğin en önemli sonucu ara seçim gibi demokratik bir uygulamanın ortadan kaldırılmasıdır.
Bunun dışında şu andaki mevcut anayasaya göre bir parti seçimde çoğunluğu alınca Cumhurbaşkanı o partiye hükümeti kurma görevi verirdi…
İlgili partinin genel başkanı da bu görevi alır almaz…
Yasal süresi içinde kendi vekilleriyle görüşerek hükümeti kurmaya çalışırdı…
Tabi sadece kurmakla da iş bitmiyor
Bu hükümetin meclisin onayına…
Yani güvenoyuna sunulması gerekiyordu.
Meclisten güvenoyu almak gerçek anlamda hükümet olabilmek için çok önemliydi…
Ancak yeni anayasa değişikliği önerisinde böyle bir süreç falan söz konusu değil…
Daha doğrusu meclisin hükümetle ilgili hiçbir yaptırımı olamadığı gibi herhangi bir şekilde etkilemesi de söz konusu değil.
Çünkü anayasa değiştiği takdirde…
Cumhurbaşkanı ister meclis içinden isterse de dışından istediği kişiyi bakan olarak atayabiliyor…
Zaten görevden ayırma da sadece Cumhurbaşkanına ait…
Hani bugün meclis içinde genel görüşme falan yapılıp Başbakan soruları yanıtlıyor ya…
İnanın yeni sistemde böyle bir durum da söz konusu değil.
Partiler 
Sadece yazılı sorularını ilgili bakan…
Veya Cumhurbaşkanı yardımcısına gönderip yanıt isteyebiliyorlar…
Onlar da eğer isterlerse…
15 gün içinde yazılı yanıt verebiliyorlar.
Zaten vermediklerinde de herhangi bir yaptırım falan da söz konusu değil.
Ama bilmenizde yarar var…
Hiç bir şekilde Cumhurbaşkanına soru sorulamıyor.
Şimdi diyeceksiniz ki ya kanun, yasama görevi…
Şöyle söyleyim;  Cumhurbaşkanının istediği kararnameyi dahası yönetmeliği bile çıkarabildiği…
Tek başına savaş haline karar verebildiği…
Olağanüstü hal ilan edebildiği bir durumda…
Sahi meclis hangi görevi yapacak…
Demem o ki…
Bundan 96 yıl önce tek kişiden aldığımız egemenliğimizi…
Tekrar tek kişinin eline veriyorsak…
Biz bu Cumhuriyeti neden kurduk?

23–12–2016
Nusret KEBAPÇI








19 Aralık 2016 Pazartesi

BOMBALARI KİM PATLATIYOR?

BOMBALARI KİM PATLATIYOR?


Böyle sorunca haklı olarak…
Nereden bilelim…
Devletin bilmesi…
Hatta bilmesi de gereken önlemleri alması gerekir diyeceksiniz ama hiç de öyle olmuyor.
Farkında mısınız?
Sanki bir Lübnan…
Suriye…
Irak…
Afganistan gibi neredeyse her 15 günde bir bomba patlar hale geldik.
Peki, bu işle sorumlu olup, devleti yönetenler ne yapıyor dersiniz?
Onlar her zaman olduğu gibi; ” Keşke sizde şehit olsanız…”
Ya da “Bu işlerden neden siyasi irade sorumlu tutulmaya çalışılıyor …” türünden abuk sabuk yanıtlar vermeye çalışıyorlar ki…
İnanın ne gerekli önlemi almayan bir yetkili var ortalıkta.
Ne de devlette güvenliği sağlayan yetkililer.
Deyim yerindeyse “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.”
Durum aynen budur.
Yani ortalıkta devlet aklını kullanan bir kişi bile yok.
Peki, eğer bu kadar bomba patlıyorsa ve siz hiç bir önlem alabilme becerisinden yoksunsanız neden hala memleketi yönetiyor görünüyorsunuz bence anlamak mümkün değil.
Ya beyler…
Siz değil miydiniz açılım adı altında PKK’nın dağlardan şehirlere inmesine neden olan…
Özgürce her tarafa bomba yerleştirmesine göz yuman…
Suriye’ de PYD kantonlarının oluşması bile…
Suriye devlet güçlerinin sizin desteklediğiniz teröristlerden korunmak için gücünü merkeze toplayıp sınırları boşaltmasıyla oluşmadı mı?
Yani sizin Emevi camisinde namaz kılmak gibi yeni Osmanlı hayaliniz olmasaydı…
Ne PYD olacaktı o topraklarda…
Ne IŞİD…
Ne de ÖSO…
Biz daha önce olduğu gibi “kardeşim Esat’la” barış içinde yaşayacaktık…
PKK’da yanı başımızda devlet kurmuş bir güç gibi güçlenemeyecekti…
Peki, bu bombaların patlamasının başkanlıkla bir ilgisi var mı?
Yok mu dediniz…
Sizce batı…
Aynen Osmanlının son döneminde hem halife hem de padişah olan her şeye muktedir tek kişi yönetimi mi ister?
Yoksa…
Muhalefeti…
Sivil toplum örgütleri olan, ülke çıkarına karşı olan her şeye tepki gösterilebilen demokratik bir sistemi mi?
Son dönemde…
Ekonomik olarak neredeyse iflas etmemize rağmen batı medyası tarafından çok güçlü olduğumuza yönelik yapılan açıklamalar bile bunun göstergesi değil mi?
Hafızaları birazcık yoklayalım…
Daha ortalıkta bir bomba bile patlamamışken…
Zamanın Anayasa Komisyonu Başkanının 2014 Aralık ayında “Başkanlık olmazsa kaos olur “ demesi neyin nesiydi dersiniz…
Ya dönemin Sağlık Bakanının 2015 Ağustos’unda “Başkan seçseydik kaos olmayacaktı…” sözünü nasıl değerlendirmek gerekir…
Bence tüm bu söylemlerin bir tane açıklaması vardır
Batılı emperyalistler; parlamentosu, muhalefeti olan, hemen her şeyin tartışılabildiği ulusal çıkarları savunan bir meclisle işlerin 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi yürümeyeceğini bilmektedirler…
Bu nedenle işi Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi tek adamla götürmek istemektedirler…
Çünkü her zaman için bir kişiyi ikna etmek, meclisi, sivil toplumu olan bir halkı ikna etmekten çok daha kolaydır…
Bunun için de toplumun bombalarla korkutularak başkanlığa razı edilmesi gerekmektedir…
Yapılan budur…

18–12–2016
Nusret KEBAPÇI






13 Aralık 2016 Salı

TERÖRLE MÜCADELE…


TERÖRLE MÜCADELE…


İstanbul’da son patlayan bombalarla beraber farkında mısınız bir yıl içinde tam 17 bombalanma olayı yaşandı…
Ve her birinde de yüzlerce vatandaşımız da yaşamını kaybetti…
Elbette terör olaylarının pek çok nedeni olabilir…
Hatta failleri çok çeşitli siyasi eğilimlerden de olabilir…
Ancak
Terör olaylarını kendi başına, dünyada yaşanan gelişmelerden uzak düşünmek kanımca yapılabilecek en yanlış değerlendirmelerden biri olur.
Peki, o halde terör olayları neden son bir yılda birden bire bu boyutlara ulaştı…
Bence öncelikle bunun üzerinde düşünülmesi gerekmez mi?
Bakın ABD BOP kapsamında bölgede bulunan 22 ülkenin sınırlarını değiştirmek istemiyor mu?
En azından bu güne kadar istiyordu.
Nasıl çizilecekti bu sınırlar?
Bölgede bulunan ülkelerdeki etnik ve dini kimlikler kaşınacak…
Hatta…
Destek olunup silah ve mühimmatla donatılacak…
Yetmezse…
Ya da sıkıştığı yerde ABD ya da batılı askeri güçlerle de desteklenecek…
Ardından da…
100’e yakın ülkede ne kadar psikopat…
Kan emici…
Cihatçı varsa o ülkeye sokularak…
İlgili ülkenin… 
Şii…
Sünni ve Kürt bölgesi şeklinde parçalanması sağlanarak…
Böylece hem ABD’nin bölgedeki çıkarlarına…
Hem de İsrail’e karşı tehdit oluşturabilecek güçlü ulus devletlerden kurtulmuş olunacaktı…
İşte “Eş Başkanlık” üstlendiğimiz…
Yeni Osmanlı hayaliyle kabul ettiğimiz proje tam anlamıyla bunları içeriyordu.
Hani bugün bombalar patlatılıyor ya…
Kim patlatıyor bunları…
PKK, onun yan örgütleri veya…
IŞİD…
Sizin deyiminizle DEAŞ değil mi?
Peki ya beyler!
Yıllarca PKK’nın Güneydoğu’da örgütlenmesine göz yumuldu mu yumulmadı mı?
Onların asayiş gücü bile oluşturması görmezden gelinmedi mi?
Oslo görüşmelerinde “Bombaları sakladığınız yeri biliyoruz…” diyen kimdi?
Ya tüm dünyanın cihatçıları hangi sınırdan Suriye’ye geçti, Antartika’dan mı?
Daha dün denilecek kadar kısa zaman önce
Bomba patlatan IŞİD’ çileri takip ettiğiniz halde neden yakalamadınız diye soran gazetecilere…
“Eylem yapmadan yakalayamayız…” diyen sahi hangi ülkenin başbakanıydı?
Üstelik tüm bunlar yaşanırken “Cebinde akrep besleyen sonucuna katlanır.” diye komşu ülke liderleri tarafından bile uyarılmadık mı?
Biz bu gün o politikaların bedelini ödemiyor muyuz?
Demek istediğim
Hiçbir terör örgütü aklına geldiği gibi kendiliğinden eylem yapmaz, bu tür örgütler bölgede etkili olan emperyalist devletin çıkarlarını diğer ülkelere kabul ettirmek amacıyla devreye sokulurlar…
Bu nedenle
Eğer terörle mücadelede gerçekten ciddiyseniz…
İşe bölgedeki terörü en aktif şekilde destekleyip haritaların değişmesinde başrol oynayan İncirlik ve diğer ABD üslerini kapatarak başlamanız gerekiyor…
Yayın yasaklamakla değil…

12–12–2016
Nusret KEBAPÇI