27 Ocak 2017 Cuma

ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK

ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK


7 Haziran seçimlerinde istedikleri çoğunluğu sağlayamayan iktidar ne demişti…
“Ya 400 milletvekili ya da kaos.”
Tabi 400 milletvekili olmadı.
Dolayısıyla kaos da tırmanmaya başladı.
Neredeyse bir yıl içinde 20 civarında terör eylemi olmasına karşın, bunu önlemekle yükümlü olması gereken mevcut iktidar her nedense…
Sanki bu işten muhalefet sorumluymuşçasına hiçbir suçluluk duygusu duymadı ama…
Halkı korkutmak tam gaz devam etti.
Daha önce…
Terörün yaşanmasının gerekçesi olarak 400 milletvekilinin çıkmaması görülürken…
Bu kez hedef çok daha büyüdü…
Tabi haliyle söylem de değişti…
Ne diyorlardı bu kez…
“Ya başkanlık ya kaos…”
Şimdi ise…
Söylemi referanduma göre düzelterek “Evet çıkmazsa terörün artacağını…” söylemeye kadar vardırdılar…
Hal böyle olunca insan ister istemez merak ediyor…
Ya beyler!
Son 15 yılın 12–13 yılı koalisyonlarla geçer
Partilerden bazılarının terör karşısındaki tutumu yüzünden terörle yeteri kadar mücadele edilmez…
Veya terörle etkin bir şekilde mücadele edebilmek için istenilen yasalar bir türlü çıkarılamaz…
Bu bir şekilde anlaşılabilir…
Ama siz 15 yılı aşkın bir zaman tek başınıza iktidar olun…
Bırakın istediğiniz yasayı…
Anayasayı bile 20 kez’e yakın değiştirin…
15 yıldır memleketi yöneten kadrolarınız partinizde bulunuyor olsun…
Sonra da “Evet demezseniz terör önlenemez…” falan…
Adama sormazlar mı?
EY iktidar!
Neyin eksik geldi…
Hangi yasayı…
Anayasa maddesini…
Veya hangi kararı alamadın da terör önlenmiyor.
Aslında tabi böyle bir şey yok…
Doğrusunu isterseniz tüm olay nedir biliyor musunuz?
Halkın terörle korkutulup başkanlığa razı edilmesi...
Çünkü…
Meclisin hiç yerine konularak…
Bakanların birer memur olacağı…
İstenildiğinde federatif bir devlete yol açabilecek düzenlemeler…
Halk çok farkına varmadan ancak terörle korkutularak kabul ettirilebilir de ondan…
Bu arada hani siz…
Federatif olmayan başkanlığa “Altı kaval üstü şişhane” falan diyorsunuz ya…
Bir şeyi asla unutmamanız gerekiyor…
Bugün başkanlıkla yönetilen devletlerin tamamı daha kuruluşlarından itibaren federatiftir…
Ama
Üniter olup da parçalanarak federatif olanın örneği henüz yok.
Bu nedenle referandumda oy verirken sadece anayasa değişikliğini değil…
Aynı zamanda ülkemizin gelecekte üniter veya federatif olup olmayacağını da oylamış olacaksın…
Bilmeni istedim…

28–01–2017
Nusret KEBAPÇI






23 Ocak 2017 Pazartesi

YENİ MÜFREDAT…

YENİ MÜFREDAT…


Bilindiği gibi MEB uzun süredir beklenildiği gibi eğitimde müfredat değişikliğine gitmek istemektedir.
Peki neden?
Ya da şöyle soralım…
Eğer siz bu değişikliğin altında yıllardır PİSA türünden sınavlardaki başarısızlığımızın yattığını düşünenlerdenseniz…
Şu kadarını söyleyim…
Hiçbir ilgisi yok.
O halde neden ısrarla bir değişiklik dayatılmasında bulunularak eğitim dincileştirilmeye çalışılmaktadır…
Bence orası önemli…
Öncelikle bilinmesi gereken bir şey var…
Emperyalizm
Siz buna küreselleşme falan da diyebilirsiniz…
Dünyanın geri kalan ülkelerinin kendilerinin açık pazarları olmalarını ister…
Ne yapar bunun için…
İlgili ülkenin…
Tarım…
Sanayi…
Madencilik…
Ticaret…
Bankacılık dahil ne kadar şirketi varsa…
Hepsinin yabancılara satılması yönünde baskı yapar…
Tabi satılmasıyla falan da iş bitmiyor…
Çünkü onlar da…
Kurtuluş Savaşı’ndan biliyorlar ki…
Bir ülkeye…
Mondros Antlaşması’nı imzalatabilirsin…
Hatta Sevr’e de razı edebilirsin…
Ama
O ülke insanlarının kafasından…
Yüreğinden…
Ulus bilincini…
Vatanseverliği
Bağımsızlığı yok etmediğin sürece o ülkeyi tam olarak teslim almak asla mümkün değildir…
Ama anlaşılıyor ki bu kez derslerini iyi çalışmışlar…
Öyle görünüyor.
Çünkü onlar hasta adam denilen Osmanlı’nın küllerinden bile bir Cumhuriyetin çıktığını…
Tam bitti denilen yerde 3,5 yıl süren bir mücadeleyle yedi düvelin denize döküldüğünü hiç mi hiç unutmadılar…
İşte bu nedenle, geçmişten ders çıkararak…
Halkın…
Çocukların kafasından Atatürk’ü…
Bağımsızlığı…
Kurtuluş Savaşı’nı…
Emperyalizme karşı mücadeleyi…
Vatan…
Bayrak…
Türk milleti gibi kavramları silerek tüm toplumu…
Bir daha hiç doğrulmamak üzere…
Emperyalizmin kölesi yapmak istemektedirler…
Değilse daha 2011’ de MEB Teşkilat Yasası’nı değiştirerek vatanını, milletini sevmeyi kaldırıp da küresel sermayeye işgücü yetiştirmeyi koysunlar ki…
Öyle değil mi?

22–01–2017
Nusret KEBAPÇI




12 Ocak 2017 Perşembe

ESBABI MUCİBE

ESBABI MUCİBE


Türkçesi gerekçe.
Yazının başlığına bakınca belki içinizden…
Bu kadar Türkçe sözcük içinden başlık bulamadınız da eski dilden mi aldınız türünden bir düşünce aklınıza gelebilir onun için baştan söyleyim…
Bu güne kadar pek çok defa Türkçe; üstelik anayasa veya başkanlık sözcüklerini de kullanarak yazmama karşın görülüyor ki…
Konu hiç mi hiç anlaşılmamış.
İşte tam da bu yüzden üstelik eski dilde yazdım ki belki daha fazla ilgi çeker…
Ve çok daha fazla anlaşılabilir.
Şimdi buradan hareketle biraz düşünelim…
Bu anayasa değişikliğine neden ihtiyaç duyuldu?
Veya
15 yıldır iktidarda olan bir parti, elindeki onca güce, çoğunluğa rağmen hangi konuda çözümsüzlüğe uğradı…
Yetersiz kaldı…
Doğrusunu isterseniz hiç bir konuda…
Hem zaten bence konunun Türkiye’nin sorunlarıyla falan da ilgisi bulunmuyor.
Bu arada konunun uzmanlarının hazırladığı ciddi araştırmaların, cumhurbaşkanına hangi yetkilerin, ne amaçla verildiği türünden analizlerin inanın toplumun çok önemli bir kesimi üzerinde hiç bir etkisi falan da yok…
Peki, tüm bunları göz önünde tutarsak…
Ekonomik çöküşe…
Terörün başını alıp gitmesine…
Kıbrıs konusunda ki oldu bittiye…
Ege adalarının işgaline… 
Hatta
Doların 4TL’ye yaklaşmasına bile çözüm üretilmezken…
Neden ısrarla başkanlık vurgusu yapılarak…
Topluma dayatılmaya çalışılmaktadır.
Şunun için…
Bildiğiniz gibi ABD bölgede hala Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Bu da bölgede bulunan aralarında Türkiye’nin de bulunduğu neredeyse tamamı Müslüman olan 22 ülkenin sınırlarının değişmesi…
Aynı zamanda dört ülkeden koparılacak parçalarla büyük Kürdistan’ın da kurulması anlamına gelmektedir…
Adamlar işin formülünü de bulmuş…
Hemen her ülkedeki etnik ve dini kimlikleri kışkırt…
Silahlandır…
Silah, mühimmat ve insan yönünden destekle, gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.
Hem zaten IŞİD ve PYD’nin var oluş nedeni de budur.
Peki, sizce ABD, çok uzak olmayan bir geçmişte zamanın başbakanını neden BOP eş başkanı olarak görevlendirmişti dersiniz…
Şunun için
Türkiye bölge ülkeleri içinde hem en gelişmişiydi…
Hem de bölge Ülkelerinin önemli bir kısmı geçmişte Osmanlı sınırları içinde bulunduğundan…
Üzerlerinde model ülke olarak söz sahibi olunacağı varsayılmıştı…
İşte bu nedenle yıllardır…
Türkiye’nin Atatürk’ten…
Ulus devletten…
Laiklikten vazgeçip…
Çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta çok hukuklu federatif bir İslam devleti olmasını istemiyorlar mıydı?
İstiyorlardı ama onlar da hemen her konunun özgürce tartışıldığı…
İçlerinde hangi partiden olursa olsun, yurtsever insanların olduğu bir meclisle aynen 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi bunun gerçekleşemeyeceğinin de farkındaydılar…
Bu yüzden, meclisin söz sahibi olmadığı, tek adamın hemen her şeye karar verebildiği, bir anlamda da 100 yıl önce Atatürk nedeniyle Vahdettin’le yarım kalan projelerini…
İkinci Vahdettin’le…
Pardon başkanlıkla tamamlamak istemektedirler…
Olay budur…

12–01–2017
Nusret KEBAPÇI






6 Ocak 2017 Cuma

REİNA…

REİNA…


Doğrusunu isterseniz her ne kadar katliamı IŞİD üstlenmiş olsa bile karanlıkta kalan çok nokta var…
Hem biz yıllardır şunu da bilmekteyiz…
Dünyadaki büyük emperyalist devletler, hemen her türden terör örgütlerini kurar, besler ve yönetirler.
Yani hiç kimse kalkıp kafasına göre ben bir terör örgütü kurayım diye örgüt kurmaz…
Kuramaz…
İşte bu emperyalist ülkeler gerek kendi halkının onayını alamamak endişesi…
Gerekse uluslararası kamuoyunun olabilecek baskısı nedeniyle ülkeleri etkileme, istediklerini kabul ettirmeyi genelde terör örgütleri kanalıyla gerçekleştirirler…
Bu nedenle…
Katilin kimliği…
Onun örgütü önemlidir ancak…
Daha önemlisi…
Örgütün arkasındaki gücün ne istediği…
Bunu hiç bir zaman açık olarak öğrenmek mümkün değildir…
Olsa olsa bu konuda yeterli birikimleri olan strateji uzmanları olayları tahlil ederek okuyabilirler ki…
O da ne kadar anlayabilirlerse…
Tabi bu tür olaylarda…
Hükümetlerin yanlış politikaları son derece önemlidir…
Çünkü sen kalk 5 yıl bölgede en büyük emperyalistin arkasında saf tut…
Sonra da henüz tam olmasa da onların tam karşısına…
Bölge ülkelerinin dostu ülkelerle diyolağa geç…
Elbette tepki gösterecekler
Zararın neresinden dönülse kardır demek de mümkün…
Yeter ki…
Emperyalizmin istediği iç savaş koşullarıyla ülkenin parçalanmaması için toplumu bir arada tutmak amacıyla doğru politikalar izlensin…
Henüz ufukta böyle bir durum da gözükmüyor.
Hala pek çok konuda yanlışta ısrar ediliyor ama ne yapalım o da eşyanın tabiatından ileri geliyor…
Çünkü mevcut iktidar kökten dinci bir geçmişe sahip…
Böyle olunca da ulus bilinci bir anda oluşamıyor.
Haliyle ulus bilinci olmayınca da…
Ulus temelinde birlik ve bütünlük sağlanamıyor…
Hatta tam tersine tüm toplumu en iyi birleştirecek olan ulus devletin birleştirici harcı, çimentosu laiklik ortadan kaldırılıp, toplum, siyasi İslamcılığa doğru birçok şekilde yönlendirilmeye çalışılmaktadır…
Peki
Siyasi İslamcılık tüm toplumu birleştirir mi?
Sadece yılbaşında yaşadıklarımız…
Onların tavırları bile gösterdi ki birleştirmez…
Hatta parçalar.
Bu nedenle tekrar toplumu ulus temelinde birleştirmek, ülkemiz açısında yaşamsal önem taşımaktadır.
Aslına bakarsanız başka bir çözüm de mümkün değildir…
Yani…
Ya bugün yaptığınız gibi…
Siyasal İslamcılığa devam edip toplumu…
Irak ve Suriye gibi etnik ve dini kimlikçiklere ayırıp paramparça ederek aciz bir meclisle, çok kimlikli bir başkanlığı topluma dayatacaksınız…
Ya da 1920’lerin Türkiye’si gibi güçlü, savaş bile yönetebilecek bir meclisle ulus temelinde tüm toplumu birleştireceksiniz
Kaçarı yok!

05–01–2017
Nusret KEBAPÇI


3 Ocak 2017 Salı

KATİL KİM?

KATİL KİM?


Aslına bakarsanız olay tam bir perşembenin gelişi durumudur…
Çünkü…
Günlerdir saldırıyorlar…
Önce kendilerinden menkul birileri ortalığa çıkıyor yılbaşına düşman bildiriler dağıtıyor…
Sonra, duvarlar bu konulardaki afişlerle…
Yazılarla dolduruluyor…
Hatta
Noel baba kıyafetli bir kişiyi silahla korkutan mizansenler düzenlenip…
Öncesinde ve sonrasında…
Kutlayanların ahlaksız olduğuna hatta ölmeleri gerektiğine kadar nefret dolu açıklamalar yapılıyor…
Yetmiyor gibi, devletin vatandaşlar arasında ayrım yapmaması ve bu konuda tarafsız olması gereken Diyaneti, yılbaşından bir gün önce yılbaşı kutlamanın günah olduğunu ifade eden hutbe bile yayınlıyor…
Sonra da…
Bir meczup gece kulübünde 39 kişiyi tarayıp katlediyor…
Sizce tesadüfe benziyor mu?
Günlerdir toplumun bir kesimi, bu konuda hazırlanıp…
Yönlendirilip…
Saçma sapan bilgilerle doldurulmuyor mu?
Doğrusunu isterseniz bu tür tavırlar ve söylemler...
Bunu savunanları tanımak için bir ipucudur da aslında…
İdeolojik olarak ne kadar güzel söylemlerde bulunurlarsa bulunsunlar farklı düşüncelere bakış bu işin mihenk taşıdır.
Hani zaman zaman bu beyler kendilerinin ne kadar Osmanlıcı olduklarını…
Osmanlının hoşgörü içinde tam 600 sene memleketi yönettiğini falan söylüyorlar ya…
Aslında hoşgörülerinin ne kadar olduğunu bu tavırlarıyla da göstermiş oluyorlar ve demek istiyorlar ki siyasi İslamcılık hiç bir şekilde toplumu birleştirmez.
Üstelik tam tersine, toplumu kutuplaştırır parçalar.
Bakın şimdi…
Bırakalım kadına şiddeti…
İstismara…
Çocukların yakılmasına tepki göstermemelerini…
Siz söyleyin
Irak’ta kimin yanındaydılar, ABD’nin mi Irak’ın mı?
Ya Suriye’de…
Afganistan’da…
Libya’da…
Filistin’ de…
Çok mu farklıydılar?
Bu hazretlerin bir gün bile, ABD ve Batı’nın emperyalist müdahalelerine tepki gösterdiklerini…
Görmeyi bırakın, duydunuz mu?
Peki, neden yok, hiç merak etmiyor musunuz?
Çünkü ulus bilinçleri yok.
Uluslaşmaya karşılar.
Böyle olunca da yaşadıkları topraklarla, onunla ilgili politikalarla hiç bir ilgileri bulunmuyor…
Bu durumda dostlarını ve düşmanlarını da bilemeyip çoğu zaman emperyalizmin aleti bile oluyorlar…
Sahi…
Irak’ta
Suriye’de siyasi İslamcılara düşen görev o ülkeyi birleştirmek miydi?
Yoksa ABD adına parçalamak mı?
Silah ve cephanelerinin kaynağı kimdi?
Unutmadan…
Bu yılbaşına karşı düşmanlığın altında da ulus devlete, Atatürk’ün getirdiği Miladi takvime düşmanlık yatmaktadır…
Noel falan değil…

03–01–2017
Nusret KEBAPÇI



28 Aralık 2016 Çarşamba

KALDIRILAN SADECE HEYKEL DEĞİL…

KALDIRILAN SADECE HEYKEL DEĞİL…


Bildiğiniz gibi bir süredir Rize kent meydanında bulunan Atatürk heykeli kaldırılmak istenmekte…
Ve buna hemen birçok yerde olduğu gibi kılıf bulunmaya çalışılmaktaydı…
Akıllarına bir düşünce geldi.
Dediler ki: “madem Rize bir çay kenti…”
“Ne uygun olur Rize’ye…"
Çay paketi olacak değil ya…
Çay bardağı geldi akıllarına.
Dediler ki bunu halka soralım, “Atatürk heykeli kalsın mı, yoksa yerine çay bardağı mı konulsun?”
Baktılar ki toplumda tepki var…
Vazgeçtiler…
Çünkü Atatürk’le çay bardağının kıyaslanması için bırakın referandum konusu yapılmasını…
Düşünülmesi bile…
Cumhuriyet düşmanlığını belgelemeye yeter ve artardı bile…
Sonunda vazgeçtiler ama…
“Allah’ın lütfu…” Denilen bir olay…
Yani 15 Temmuz darbesi…
Tam da istedikleri fırsatı verdi ve bu gerekçeyle Atatürk anıtı kaldırılıverdi…
Şimdi bazıları…
Hatta aralarında bazı muhalefet partisi yöneticilerinin de olduğu bir takım insan…
Sanıyorlar ki bu iş…
Bir heykelin kaldırılıp yerine başka bir heykelin konulmasıdır…
Değil tabi, aslında bence konu hiç bir şekilde heykel de değildir…
Aslında tüm sorun nedir biliyor musunuz?
Kaldırılmak istenen şey o heykelde de ifadesini bulan ulus devletin yani Cumhuriyetimizin kaldırılmasıdır…
Hem zaten…
Çok sık dile getirilen Türkiyelilik kavramını…
Hemen her fırsatta yaşanan…
Eyalet tartışmalarını…
Osmanlı’nın Lazistan, Kürdistan türünden eyaletlerinin olduğu söylemini başka türlü değerlendirmek de mümkün değildir…
Yani demek istediğim…
Kaldırılan sadece heykel değil…
Cumhuriyettir…
Laikliktir…
Parlamenter demokrasidir…
Tek dil…
Tek devlet…
Tek millettir…
Devletçiliktir…
Milliyetçiliktir…
Devrimciliktir…
Diyeceksiniz tamam da, ya yerine konan heykel…
O neyi ifade edecek dersiniz…
Cumhuriyeti kuran Atatürk’ün heykeli istenmediğine göre bu olsa olsa yeni Osmanlıcılığı ifade edecektir…
Başka
Türk kimliğinden rahatsız olunduğu bilindiğine göre, yerine geçecek olanın dini bir kimlik olacağı da son derece açıktır…
Tabi bunun dışında…
Çok dil ve çok kimlikliliği…
Eyalete dayanan başkanlığı da unutmamak gerekiyor…
Yani sevgili kardeşim…
Heykel deyip geçmeyeceksin…
Yapılan heykel tercihi; Cumhuriyetle, laiklikle…
Milliyetçilikle…
Dini bir başkanlık arasındaki tercihtir…
Bilmem anlatabildim mi?

27–12–2016
Nusret KEBAPÇI

24 Aralık 2016 Cumartesi

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…

EGEMENLİK KAYITSIZ ŞARTSIZ…


Şimdi siz sözün devamında milletindir diyeceğimi düşünüyorsunuz ama eğer o 21 maddelik anayasa değişikliği gerçekleştiğinde ne olacak biliyor musunuz?
Egemenlik kayıtsız şartsız cumhurbaşkanındır…
Diyeceksiniz ki
Ya millet…
Milletin vekilleri söz sahibi olmayacaklar mı?
Sizce bugünkü durumda söz sahibi midirler ki cumhurbaşkanlığı rejiminde söz sahibi olabilsinler.
Daha henüz değişiklik bile ortada değilken…
Yazılı metni bile görmeyen pek çok vekil varken…
Onlar değil mi anayasa değişikliği teklifini imzalayarak bindikleri dalı kesen…
Biliyorsunuz iktidar partisinin tam 316 milletvekili bu anayasa değişikliği için imza vermişti…
Peki, bu anayasa değişikliği öncelikle meclise ne getirecek biliyor musunuz?
Bakın şu kadarını söyleyim…
Öncelikle yedek vekillik gibi bir sistem var ki ileride mevcut vekillerden herhangi birinin bir suç, ceza veya çeşitli nedenlerden milletvekilliği düştüğü takdirde yerine sıradaki aday geleceği için…
Böyle bir değişikliğin asılsız ihbarlar yanında…
Suçlama ve cinayet dahil çeşitli nedenler vekilliğin devre dışı kalmasına yol açabilir ki…
Bu yönde bir değişikliğin en önemli sonucu ara seçim gibi demokratik bir uygulamanın ortadan kaldırılmasıdır.
Bunun dışında şu andaki mevcut anayasaya göre bir parti seçimde çoğunluğu alınca Cumhurbaşkanı o partiye hükümeti kurma görevi verirdi…
İlgili partinin genel başkanı da bu görevi alır almaz…
Yasal süresi içinde kendi vekilleriyle görüşerek hükümeti kurmaya çalışırdı…
Tabi sadece kurmakla da iş bitmiyor
Bu hükümetin meclisin onayına…
Yani güvenoyuna sunulması gerekiyordu.
Meclisten güvenoyu almak gerçek anlamda hükümet olabilmek için çok önemliydi…
Ancak yeni anayasa değişikliği önerisinde böyle bir süreç falan söz konusu değil…
Daha doğrusu meclisin hükümetle ilgili hiçbir yaptırımı olamadığı gibi herhangi bir şekilde etkilemesi de söz konusu değil.
Çünkü anayasa değiştiği takdirde…
Cumhurbaşkanı ister meclis içinden isterse de dışından istediği kişiyi bakan olarak atayabiliyor…
Zaten görevden ayırma da sadece Cumhurbaşkanına ait…
Hani bugün meclis içinde genel görüşme falan yapılıp Başbakan soruları yanıtlıyor ya…
İnanın yeni sistemde böyle bir durum da söz konusu değil.
Partiler 
Sadece yazılı sorularını ilgili bakan…
Veya Cumhurbaşkanı yardımcısına gönderip yanıt isteyebiliyorlar…
Onlar da eğer isterlerse…
15 gün içinde yazılı yanıt verebiliyorlar.
Zaten vermediklerinde de herhangi bir yaptırım falan da söz konusu değil.
Ama bilmenizde yarar var…
Hiç bir şekilde Cumhurbaşkanına soru sorulamıyor.
Şimdi diyeceksiniz ki ya kanun, yasama görevi…
Şöyle söyleyim;  Cumhurbaşkanının istediği kararnameyi dahası yönetmeliği bile çıkarabildiği…
Tek başına savaş haline karar verebildiği…
Olağanüstü hal ilan edebildiği bir durumda…
Sahi meclis hangi görevi yapacak…
Demem o ki…
Bundan 96 yıl önce tek kişiden aldığımız egemenliğimizi…
Tekrar tek kişinin eline veriyorsak…
Biz bu Cumhuriyeti neden kurduk?

23–12–2016
Nusret KEBAPÇI