20 Şubat 2017 Pazartesi

TEK ADAM YÖNETİMİ

TEK ADAM YÖNETİMİ


“Tek adam yönetimi değil.”miş…
Öyle söylüyorlar…
Biliyorlar ki Toplumumuzun bir kısmı okumaz, araştırmaz…
Liderlerinin ağzından çıkan söze inanır.
Bu durumda konunun açık, ayrıntılı tartışılmasına gerek olur mu?
Elbette olmuyor.
Böyle olunca da topluma konuyla ilgili, hatta ilgisiz istediğin her şeyi söyleyebiliyorsun…
Çünkü soran, sorgulayan, araştıran…
Okuyan bir kültürden değil…
İtaat eden bir kültürden geliyoruz ve duruma bakılırsa da padişahlığın tebaalığından yurttaşlığa geçmemiz için…
Öyle az buz değil en az 40 fırın ekmek yememiz gerekiyor…
Zaten yurttaş olsaydık…
Değişiklik yayınlanır yayınlanmaz okur ve toplumca maddelerin somut olarak neler getirip götürdüğünü tartışıyor olurduk ama…
Dedim ya bunun için epeyce zaman var…
En azından şimdilik öyle görünüyor.
Peki…
Gerçekte ülkemizde getirilmek istenilen sistem…
Ülkemizi tek adam yönetimine mi götürüyor?
Yoksa…
Demokrasiye mi?
Nasıl öğrenmemiz gerekecek?
Elbette araştırıp, sorgulayarak, başka bir yolu var mı?
Önce şu kadarını söyleyim…
Getirilecek olan başkanlık sistemiyle değil 600, 1600 milletvekili de olmuş olsa…
Hükümetin hiç bir türlü denetimi söz konusu değil.
Öyle güvenoyuymuş, meclis soruşturmasıymış, genel görüşmeymiş…
Hepsi hikaye.
Soruyorsunuz yazılı soruyu,15 gün içinde size yanıtı veriliyor…
Öyle mecliste sorgulamak…
Açıklama beklemek falan da yok…
Ayrıca bakanlar da…
Başkan tarafından seçilip…
İstenildiği an görevden alınabiliyor…
Tabi başkan yardımcıları da…
Diyeceksiniz tamam da ya meclisin yasa çıkarması, oda mı kaldırılacak?
Aslında tabi ki kalkmıyor ama…
Şöyle bir düşünün…
Vekillerin genel başkan sıfatıyla başkan tarafından seçilip…
Seçime 1 yıldan biraz fazla kala meclisi fes edip tekrar seçildiği takdirde de önceki sürelerin hesaba katılmayıp…
Çok uzun yıllar başkanlık yapabilme olanağının bulunduğu…
Kararnameyle merkezi devlet yapısında bile değişik yapabilme yetkisinin olduğu bir durumda…
Yasa çıkarmanın bir önemi olur mu?
Gelelim başkanın yargılanmasına, daha doğrusu yargılanmamasına…
Bizim vatana ihanet diye bir yasamız olmadığını…
Gerektiğinde yüce divan görevi de yapacak olan Anayasa Mahkemesinin
15 üyesinden 12 üyesini de başkanın seçtiğini…
Üstelik
İsteği zaman olağanüstü hal ilan edip muhalefeti baskı altına alabileceğini de unutmazsanız…
Seçilen kişinin padişahtan daha fazla yetkisinin olduğunu da bilirsiniz…
Yani demem o ki…
1920’de padişahtan aldığımız yetkiyi aradan 97 yıl sonra tekrar başkana veriyorsak…
Biz zaten Cumhuriyeti hiç mi hiç anlamamışız demektir…
Hem bir saltanat düşkününün parlamenter sistemi hedef alan sözlerine ve Galatasaray Adası dahil taleplerine sessiz kalıp, tepki gösterenlere saldırılması, başka türlü nasıl açıklanabilir ki…

19–02–2017

Nusret KEBAPÇI

16 Şubat 2017 Perşembe

OTOBANDAN ÖNCE SON ÇIKIŞ…

OTOBANDAN ÖNCE SON ÇIKIŞ…


Doğrusunu isterseniz durum son derece ilginç…
Neden mi?
Şunun için, bu anayasa oylamasında değişiklikten yana olanlara bir bakın…
İçlerinde bu güne kadar…
Şu maddeler halka özgürlük…
Demokrasi ve huzur getirecek türünden tek bir cümle duyan oldu mu?
Ama
Hayır, verecek olanların…
Terörist…
15 Temmuz darbecisi…
Ve PKK’lı olduğuna ilişkin pek çok söz duyuldu.
Tabi bu suçlamalar ve hakaretler yeterli gelmediğinde de…
Referanduma katılacak kitleler…
İç savaşla…
Kaosa neden olmakla tehdit edildi…
Peki, tüm bu hakaretlerin…
Asılsız suçlamaların nedeni nedir biliyor musunuz?
Padişahta bile olmayan yetkileri kullanacak olan tek kişi yönetimine dayanacak olan bir sistemi halka onaylatmak…
Çünkü…
Biliyorlar ki…
Eğer tartışmalar değişiklik üzerinden yürütülürse…
İçeriği madde madde tartışılmaya başlanırsa, bu değişikliği halka onaylatmak mümkün olmayacak…
O zaman da…
BOP ‘la sınırlarının değişmesini sağlayacak olan Türkiye’nin federatif bir başkanlığa dönüşmesi de yarım kalacak…
Bu yüzden…
İlgili değişikliğin maddeler üzerinde tartışılmasını asla ve asla istemeyip…
Karşı tarafı…
Suçlayarak…
Tehdit ederek…
Referandumda sonuç almaya çalışmaktadırlar.
Tabi burada…
Toplum olarak okuma alışkanlığımızın olmadığından olsa gerek…
Hala liderlerin sözlerine inanmak demiyorum, itaat etmek daha geçerli akça olduğundan, çok kimse…
Gerçekte…
Neyin değiştiğini…
Bundan sonra neler olacağını…
Ülkemizin nasıl bir sistemle karşı karşıya kalacağını…
Bu başkanlık denilen şeyin ne menem bir şey olduğunu
Bilmiyor…
Kendisini öğrenmek zorunda hissetmiyor…
Dolayısıyla içine düşülen durumu da fark etmiyor…
Bu nedenle
Okuduğunuz yazıyı otoban öncesi son çıkış uyarısı olarak düşünüp…
İleride…
Pişman olmamak…
Kafamızı duvardan duvara vurmamak için…
Tümü 18 maddeden oluşan taslağı okuyun…
Okutun…
Aksi halde öğrenmenizin bedelini özgürlüğünüzle ödemek zorunda kalabilirsiniz…

15–02–2017
Nusret KEBAPÇI



13 Şubat 2017 Pazartesi

REFERANDUMA GİDERKEN…

REFERANDUMA GİDERKEN…


Bilindiği gibi tarihi de kesinleştiğine göre 16 Nisan’da ülke olarak referanduma gidiyoruz.
Normalde tüm dünyada bu tür işler yapılırken kamuoyu, ilgili anayasa değişikliğiyle ilgili bilgilendirilir.
Bu değişiklikle nelerin değişeceği…
Yani bizi bundan sonra nasıl bir rejimin beklediğine ilişkin…
Tüm medyada…
İlgili anayasa değişikliğinin maddeleri, konuyla ilgili haberler…
Köşe yazıları...
çeşitli parti liderlerince yapılan televizyon tartışmaları yer alır…
Hatta bu konuda farklı düşünen siyasi partilerin…
Gazete ve dergilerde olduğu gibi…
Radyo ve televizyonlardan da eşit koşullarda yararlanması sağlanır ki halk doğru ve tarafsız olarak bilgilendirilebilsin.
Ama bu iş hiç bir zaman bizde böyle olmuyor…
Olamıyor.
Öncelikle bilinmeli ki bu anayasa değişikliği referandumu, normal demokrasi koşullarında değil…
OHAL koşullarında yapılmaktadır…
Bunun anlamı da…
Bu değişikliğe muhalefet edebilecek hemen herkesin, gerek KHK…
Gerekse terörle ilişkilendirilerek susturulabileceğidir.
Ayrıca
İktidarın tüm devlet olanaklarını kullanarak…
Yani açılışlar…
Devlet törenleri…
Basın açıklamaları…
Televizyon konuşmalarıyla halkı etkileme olanağı bulunurken…
Muhalefete yani anayasa değişikliğini kabul etmeyenlere…
En küçük bir miting…
Açık hava toplantısı bile yaptırılmamasıdır…
Demokrasinin tam yerleşmemesinden olsa gerek…
Televizyon tartışması gibi bir geleneğimizin olmadığını da göz önünde bulundurursak…
Geriye kalıyor…
Gazetelerin dergilerin ilgili değişikliği ayrıntılı yayınlayıp…
Üzerinde tartışmaları ama…
Ne yazık ki bu da ufukta görünmüyor.
Yani halkın çok büyük bir bölümünün…
Özel ilgisi olan çok küçük bir kısmı dışında, konuyla ilgili herhangi bir bilgisi falan da bulunmuyor…
Gelelim siyasi partilerin…
Konuyla ilgili kendi düşüncelerinin propagandasını yapabilmeleri için radyo ve televizyonlardan eşit bir şekilde yararlanmasına…
Zaten yoktu ama…
Bundan sonra böyle bir konu bile olmayacak…
Çünkü son çıkan 687 sayılı KHK ile eşit davranmayanlarla ilgili yaptırım kaldırıldı.
Hem OHAL içinde referandumun yapılmasının amacı da bu kararnamelerle muhalefeti etkisiz hale getirmek değil mi?
Aslına bakarsanız referandumla getirilmek istenilen de…
Bu gün geçici olduğunu düşündüğünüz OHAL’ i…
Tek başına ilan edip…
Kararnamelerle memleketi istediği gibi yönetecek olan başkanlığa resmiyet kazandırmaktan başka bir şey değildir…
Hayal kurmayın.


12–02–2017
Nusret KEBAPÇI



4 Şubat 2017 Cumartesi

BAŞKANLIK…

BAŞKANLIK…


Aslına bakarsanız bu başkanlık işi bizimkilerden önce batılı devletler tarafından dayatılmaktadır…
Neden?
Çünkü adamlar biliyorlar ki…
Hemen her zaman bir kişiyi etkilemek…
Örgütlü…
Tepki gösterebilen bir toplumu etkilemekten çok daha kolaydır…
Yani anlayacağınız…
Osmanlının son dönemlerinde kapitülasyonlar ve dış borçlarla teslim alıp direnmeden, hemen her dediklerini yaptırdıkları…
Hatta
Mondros ve Sevr’i bile hiç zorluk çıkarmadan imzalattıkları…
Toplumu dini otorite olarak da etkileyip baskılayan halife bir padişahlığın özlemi içindedirler.
İşte bize Cumhurbaşkanlığı adı altında getirilmek istenen başkanlığın esası bu…
Tabi başkanlık deyince hemen herkesin aklına ilk gelen devlet ABD olunca insan ister istemez merak ediyor…
Bizim Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ABD Başkanlığı arasında herhangi bir benzerlik falan var mı?
Hani ikisi de başkanlık ya o yüzden soruyorum…
Şunu kesin bir dille söylemek de yarar var…
Yok
En küçük bir benzerlik bile söz konusu değil…
Aslında ABD başkanının 7 Müslüman ülkeyle ilgili kararnamesinin sonucunda yaşananlar bile bu durumun en açık kanıtıdır…
Düşünebiliyor musunuz?
Koskoca ABD ‘de bir federal yargıç, başkanın çıkardığı kararnameyi bile askıya alıyor…
Sizce bizim için normal mi?
Bırakın başkanlığı
Şu anda bile bizde böyle bir şey söz konusu olabilir mi?
İstenilen karar çıkmadı diye üstelik davanın tam ortasında, hakimlerin görevlerinden alınıverdiğini ne çabuk unuttuk…
Ama orada öyle değil…
Çünkü adamlarda başkanın değil…
Hukukun sözü geçiyor ve ABD’de güçler ayrımı oldukça katı.
Peki, tüm bunları göz önünde bulundurursak…
Referandumla istenilen değişiklikler gerçekleşirse Türkiye’yi nasıl bir başkanlık bekliyor sanıyorsunuz…
Öncelikle şu kadarını söyleyim…
Meclisin hükümet üzerinde hiç bir denetimi söz konusu değil…
Hatta
O kadar ki…
Meclis her hangi bir bilgi almak istediğinde bile öyle şimdi olduğu gibi soru sorup başbakanın…
Ya da bakanların yanıtlaması diye bir olay yok…
Siz yazılı olarak soracaksınız…
İlgili bakan veya Cumhurbaşkanı yardımcısı dilerse 15 gün içinde yazılı olarak yanıtlayacak…
Tabi cumhurbaşkanına soru falan da sorulamıyor…
Hepsi bu kadarla sınırlı değil…
İlgili anayasa değişikliğinde Cumhurbaşkanına merkezi devlet yapısında değişiklik yapma hakkı bile veriliyor
Bir çeşit federasyon yetkisi…
Bu arada
Başkanlıkla yönetilen ülkelerin tamamının kuruluşlarından itibaren federatif devlet olduklarını da bilmeniz gerekiyor…
Yani uzun sözün kısası batılı emperyalistler Kurtuluş Savaşı öncesinde alışkın oldukları…
Tek adamla koskoca ülkeyi teslim alma olayını çok sevmişler…
Şanslarını ikinci bir kez daha denemek istiyorlar…


04–02–2017

Nusret KEBAPÇI

1 Şubat 2017 Çarşamba

YENİ TÜRKİYE’NİN MÜFREDATI…

YENİ TÜRKİYE’NİN MÜFREDATI…


Şimdi siz iktidarın eğitim müfredatını değiştirmeye çalıştığını görünce belki içinizden…
Sırası mı?
Ya da neden müfredattan Atatürk…
Kurtuluş Savaşı…
İnönü…
Devrimler çıkartılıyor gibisinden düşünebilirsiniz de…
Bilinmesi gereken şey şudur.
Bir ülkenin ekonomisi…
Siyaseti nasılsa…
Ne tür bir rejim getirilmek isteniyorsa…
Eğitimi de bunun tıpa tıp aynısıdır.
Bu söylediğim de sadece Türkiye değil hemen her ülke için geçerlidir…
Nasıl mı?
Şöyle söyleyim…
Batı uzun bir süredir ulus devletin modasının geçtiğini…
Üniter devletten Atatürk’ten vazgeçilmesi gerektiğini bizim eskisi gibi eyaletlere ayrışmış yeni bir Osmanlı türünden federatif bir devlet olmamızı istemiyor muydu?
İşte bu başkanlık denilen…
Başkana merkezi devlette federatif değişiklikler yapma yetkisi veren sistem de…
Emperyalizmin federatif sistem dayatmasının eğitimde uygulamaya sokulmasından başka bir şey değildir.
Aslında konu ne biliyor musunuz?
Batı uzun süredir Atatürk’le kazandığımız…
Tarımı güçlü…
Sanayisi olabildiğince gelişmiş…
Hemen her konuda tam bağımsızlık ilkesine sonuna kadar bağlı…
Ordusu güçlü…
Sağlam bir millet yapısı olan Türkiye’den rahatsızdı…
Çünkü böyle bir Türkiye, emperyalizmin…
Hem askeri…
Hem de ekonomik planlarının önünde güçlü bir engel olarak görülmekteydi.
İşte bu nedenle 1980’lerden itibaren memleketin başına geçen emperyalist işbirlikçisi Neo liberal anlayış…
Bugüne kadar gelişen süreçte ekonomiyi…
Ekonomimizin kalelerini bir bir elden çıkarttı.
Böylece daha dünün kendi kendine yeten yedi ülkesinden biri olan biz, çok uzun olmayan bir süreçte emperyalizmin açık pazarı bile oluverdik…
Ama tüm bunlar onlar için, yani batılı emperyalistler için yeterli değildi…
Çünkü
Toplumda hala Milli bilinç…
Yani millet kimliği olduğu sürece onlarda biliyorlardı ki ellerindekileri kaybetmeleri her an mümkün.
İşte bu nedenle işi garantiye alıp…
Neredeyse sonsuza kadar ülkemizi sömürmek istiyorlar…
Bununda bilindiği gibi bir yolu bulunmaktadır…
Toplumdan ulus, yani milli bilinci…
Millet kimliğini silip…
Yerine…
Vatan…
Bağımsızlık…
Emperyalizm gibi kavramların olmadığı İslamcılığı koyarak çok kimlikli…
Çok kültürlü bir toplum yaratmak…
Hem düşünün…
Topluma eyaletlere dayanan bir başkanlık dayatılırken tekçi dedikleri tek millet esaslı bir eğitim devam edebilir miydi?
Elbette edemezdi…
İşte şimdi müfredat değişikliği adı altında yapılan da…
Eğitimin milli olmaktan çıkarılarak başkanlığa, federatif sisteme göre düzenlenmesinden başka bir şey değildir…

31–01–2017
Nusret KEBAPÇI



27 Ocak 2017 Cuma

ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK

ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK


7 Haziran seçimlerinde istedikleri çoğunluğu sağlayamayan iktidar ne demişti…
“Ya 400 milletvekili ya da kaos.”
Tabi 400 milletvekili olmadı.
Dolayısıyla kaos da tırmanmaya başladı.
Neredeyse bir yıl içinde 20 civarında terör eylemi olmasına karşın, bunu önlemekle yükümlü olması gereken mevcut iktidar her nedense…
Sanki bu işten muhalefet sorumluymuşçasına hiçbir suçluluk duygusu duymadı ama…
Halkı korkutmak tam gaz devam etti.
Daha önce…
Terörün yaşanmasının gerekçesi olarak 400 milletvekilinin çıkmaması görülürken…
Bu kez hedef çok daha büyüdü…
Tabi haliyle söylem de değişti…
Ne diyorlardı bu kez…
“Ya başkanlık ya kaos…”
Şimdi ise…
Söylemi referanduma göre düzelterek “Evet çıkmazsa terörün artacağını…” söylemeye kadar vardırdılar…
Hal böyle olunca insan ister istemez merak ediyor…
Ya beyler!
Son 15 yılın 12–13 yılı koalisyonlarla geçer
Partilerden bazılarının terör karşısındaki tutumu yüzünden terörle yeteri kadar mücadele edilmez…
Veya terörle etkin bir şekilde mücadele edebilmek için istenilen yasalar bir türlü çıkarılamaz…
Bu bir şekilde anlaşılabilir…
Ama siz 15 yılı aşkın bir zaman tek başınıza iktidar olun…
Bırakın istediğiniz yasayı…
Anayasayı bile 20 kez’e yakın değiştirin…
15 yıldır memleketi yöneten kadrolarınız partinizde bulunuyor olsun…
Sonra da “Evet demezseniz terör önlenemez…” falan…
Adama sormazlar mı?
EY iktidar!
Neyin eksik geldi…
Hangi yasayı…
Anayasa maddesini…
Veya hangi kararı alamadın da terör önlenmiyor.
Aslında tabi böyle bir şey yok…
Doğrusunu isterseniz tüm olay nedir biliyor musunuz?
Halkın terörle korkutulup başkanlığa razı edilmesi...
Çünkü…
Meclisin hiç yerine konularak…
Bakanların birer memur olacağı…
İstenildiğinde federatif bir devlete yol açabilecek düzenlemeler…
Halk çok farkına varmadan ancak terörle korkutularak kabul ettirilebilir de ondan…
Bu arada hani siz…
Federatif olmayan başkanlığa “Altı kaval üstü şişhane” falan diyorsunuz ya…
Bir şeyi asla unutmamanız gerekiyor…
Bugün başkanlıkla yönetilen devletlerin tamamı daha kuruluşlarından itibaren federatiftir…
Ama
Üniter olup da parçalanarak federatif olanın örneği henüz yok.
Bu nedenle referandumda oy verirken sadece anayasa değişikliğini değil…
Aynı zamanda ülkemizin gelecekte üniter veya federatif olup olmayacağını da oylamış olacaksın…
Bilmeni istedim…

28–01–2017
Nusret KEBAPÇI






23 Ocak 2017 Pazartesi

YENİ MÜFREDAT…

YENİ MÜFREDAT…


Bilindiği gibi MEB uzun süredir beklenildiği gibi eğitimde müfredat değişikliğine gitmek istemektedir.
Peki neden?
Ya da şöyle soralım…
Eğer siz bu değişikliğin altında yıllardır PİSA türünden sınavlardaki başarısızlığımızın yattığını düşünenlerdenseniz…
Şu kadarını söyleyim…
Hiçbir ilgisi yok.
O halde neden ısrarla bir değişiklik dayatılmasında bulunularak eğitim dincileştirilmeye çalışılmaktadır…
Bence orası önemli…
Öncelikle bilinmesi gereken bir şey var…
Emperyalizm
Siz buna küreselleşme falan da diyebilirsiniz…
Dünyanın geri kalan ülkelerinin kendilerinin açık pazarları olmalarını ister…
Ne yapar bunun için…
İlgili ülkenin…
Tarım…
Sanayi…
Madencilik…
Ticaret…
Bankacılık dahil ne kadar şirketi varsa…
Hepsinin yabancılara satılması yönünde baskı yapar…
Tabi satılmasıyla falan da iş bitmiyor…
Çünkü onlar da…
Kurtuluş Savaşı’ndan biliyorlar ki…
Bir ülkeye…
Mondros Antlaşması’nı imzalatabilirsin…
Hatta Sevr’e de razı edebilirsin…
Ama
O ülke insanlarının kafasından…
Yüreğinden…
Ulus bilincini…
Vatanseverliği
Bağımsızlığı yok etmediğin sürece o ülkeyi tam olarak teslim almak asla mümkün değildir…
Ama anlaşılıyor ki bu kez derslerini iyi çalışmışlar…
Öyle görünüyor.
Çünkü onlar hasta adam denilen Osmanlı’nın küllerinden bile bir Cumhuriyetin çıktığını…
Tam bitti denilen yerde 3,5 yıl süren bir mücadeleyle yedi düvelin denize döküldüğünü hiç mi hiç unutmadılar…
İşte bu nedenle, geçmişten ders çıkararak…
Halkın…
Çocukların kafasından Atatürk’ü…
Bağımsızlığı…
Kurtuluş Savaşı’nı…
Emperyalizme karşı mücadeleyi…
Vatan…
Bayrak…
Türk milleti gibi kavramları silerek tüm toplumu…
Bir daha hiç doğrulmamak üzere…
Emperyalizmin kölesi yapmak istemektedirler…
Değilse daha 2011’ de MEB Teşkilat Yasası’nı değiştirerek vatanını, milletini sevmeyi kaldırıp da küresel sermayeye işgücü yetiştirmeyi koysunlar ki…
Öyle değil mi?

22–01–2017
Nusret KEBAPÇI