15 Mart 2016 Salı

ULUS BİLİNCİ OLMAZSA…


Hepimizin bildiği gibi Ankara’da patlayan son bomba olayını da sayarsanız bu bir yıl içinde ülkede patlayan 6. bomba oluyor…
Ve her bomba olayından sonra yaşananlar da giderek alışıldık hale gelmeye başlıyor…
Önce çok sert tepkiler, haykırmalar yaşanıyor…
Sonra da terörün yaşandığı yere çiçek koyma, saygı duruşu veya zaman zaman atıldığı gibi kahrolsun terör sloganı her zamanki yerini alıyor
Peki sizce sosyal medyada olup bitenlerde dahil olmak üzere toplum olarak terörün amacını…
Hedefin ne olduğunu gerçekten sorguluyor muyuz?
Bence hayır
Genel bir teröre hayır kampanyasından daha ötesine ne yazık ki geçilemiyor…
Durum böyle olunca ne buna yol açan politikalar tartışma konusu yapılıyor…
Ne de gereken önlemleri almayıp istihbarat zaafı yaratan yetkililer…
Aslına bakarsanız bizde böyle bir anlayış var, herhangi bir kurumda hatta bir okulda öğrencinin burnu kanasa bile sorumlular aranırken…
Yaşanan 6 bomba olayıyla ilgili olarak ne sorumlu kişi bulunuyor…
Ne de güvenlik zafiyeti.
Hafızamızın zayıflığını çok iyi bildiklerinden olsa gerek hiç kimse yapılanlardan çıkarılması gereken dersle falan ilgilenmiyor…
Genelde de olay çoğu zaman olduğu gibi unutulmaya terk ediliveriyor…
Aslında şunu baştan söylemek gerekiyor, öyle kendiliğinden birileri akıllarına estiği için falan terör yapmaz…
Yapamaz…
Çünkü bilinir ki tüm terör örgütlerinin büyük devletlerin gizli servisleriyle doğrudan olmasa bile dolaylı ilişkileri vardır.
İşte terör…
Bu büyük devletlerin politikalarına karşı durmaya çalışan…
Veya onun istediği gibi davranmayan…
Sözünü dinlemeyen devletlere mesaj vermek amacıyla yapılır…
Hem bu tür olaylarda teröristin kimliğinin çok fazla bir önemi de yoktur…
Çünkü…
İlgili istihbarat örgütleri, eylem yapılması düşünülen ülkeye ya da yöneticilerinin siyasi görüşüne göre değişik birçok örgütü görevlendirebilir…
Bu nedenle teröristin kimliği de toplumu yanıltmak veya farklı bir algı yaratmak için pekala kullanılabilir…
İşte sözün tam burasında tamam da bizde neden patladı diye sorabilirsiniz?
Belki pek çok neden de sayılabilir ama bence asıl neden…
Mevcut hükümetin uyguladığı yanlış ve mezhepçi politikalardır denilebilir…
İsterseniz konuya şöyle yaklaşalım…
2002 yılında neredeyse sıfıra inmiş bir terör ve eylem yapamaz hale gelen örgütünü…
Tekrar
“Birlik, barış, kardeşlik…”
“Açılım…”
“Çözüm süreci “adı altında kim palazlandırdı?
Güç toplamasına hizmet etti…
Askerin, polisin elini kolunu bağladı…
Peki, biz şimdi uzaklardan PYD’yi top ateşine tutuyoruz ya…
Sahi; liderleriyle yakın zaman kadar görüşen…
Ağırlayan…
Fikir alıverişinde bulunan kimdi?
Herhalde aksakallı dede değil.
Peki;
Ya üslere doldurduğumuz ABD askerlerine ne demeli…
Daha gelir gelmez üstelik çok net olarak…
“PYD’ ye daha yakından yardım etmek için geldiklerini” en yetkililerinin ağzından bile söylemediler mi?
Doğrusunu isterseniz bu kadar yanlışlığın içinde olunmasının ancak bir nedeni bulunmaktadır…
O da bizi yönetenlerin Türkiye’nin genel çıkarlarını savunabilecek ulus bilincini taşımadıkları…
Demek istediğim…
Eğer kafanızda…
Ulus diye bir kavram…
Ulusal bir bakış açısı bulunmazsa…
Her ne yaparsanız yapın…
Farkında olmadan varacağınız yer emperyalizmin piyonu olmaktan daha ötede bir yer olmayacaktır…

15–03–2016
Nusret KEBAPÇI


7 Mart 2016 Pazartesi

ENKAZ MI DEDİNİZ?


Geçtiğimiz günlerde memleketin nimetlerinden en fazla yararlanan birisi “90 yıllık enkazı kaldırdık.” Demedi mi?
Bundan bir süre önce de yine başka birisi “90 yıllık reklam arasından” Bahsetmişti.
Doğrusunu isterseniz birilerinin, hemen her fırsat bulduklarında Cumhuriyete saldırmaları yeni bir şey değil…
Çünkü 90 yıllık Cumhuriyet döneminde
Ne ağalık ortadan kaldırılabildi…
Ne de tarikat ve cemaatler…
Birileri bu tür kurumların varlığını hazır oy deposu olarak kabul ettiklerinden olsa gerek…
Özellikle çok partili rejimin başından bu yana bu konularla ilgili hiçbir adım atılmadığı gibi tam tersine korunup kollandı…
Bugün bile TBMM çatısı altında 90 yıl önce kaldırılan o kurumların kalıntılarına çokça rastlamak mümkün…
Aslında bunu…
Yani bu tür kurum ve kuruluşların varlığını pek çok yerde tartışmalarda görmek mümkün…
Çünkü bunlar egemenliğin millete geçmesini kabul etmedikleri gibi…
Kadınların sosyal yaşamda yer almasını da kabullenmemektedirler…
Dolayısıyla; Cumhuriyetle oluşan millet, ortak kültür, tarih, dil…
İstiklal marşı gibi kavramların da onlarca herhangi bir anlamı bulunmamaktadır.
Hem zaten Türkçenin kaldırılması için bile kampanya açmaya çalışmadılar mı?
Aslında millet bilinci işin nirengi noktasını oluşturmaktadır…
Bu olmayınca ne emperyalizme karşı bir duruş olabilmektedir…
Ne de bağımsızlık…
Ekonomik gelişme, sanayileşme, kalkınma gibi konularda ise bırakın yakını, uzağından bile geçmemektedirler…
Hani bunlar Osmanlı hayranı olup akıllarınca Osmanlıyı başkanlık adı altında yeniden canlandırmaya çalışıyorlar ya…
Ve birileri onun çok kültürlü çok kimlikli bir devlet olduğunu unutarak Türk imparatorluğu olduğunu falan sanıyorlar…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil…
Buradan enkaz konusuna dönecek olursak…
Bir imparatorluk düşünün ki egemenliği altındaki tüm milletler dini ve milli kimliğini koruyor, oldukça da örgütlüler…
Yani anlayacağınız ortak herhangi bir kimlik falan söz konusu değildi…
Bu arada söz kimlikten açılmışken…
Son zamanlarda sıkça dillendirilen eşit vatandaşlığa da değinmeden geçmek olmaz…
Bilindiği gibi Osmanlıda eşit vatandaşlık falan değil düpedüz ayrıcalıklı vatandaşlık söz konusuydu…
Kapitülasyonlardan bu yana yabancı ülke vatandaşları ve dini cemaatlerin birçok ayrıcalıkları yanında, ayrı mahkemeleri bile bulunuyordu. Yani çok hukukluyduk.
Ne zaman eşitlik oldu biliyor musunuz daha doğrusu tek hukuklu olduk?
1923’de kurulan Cumhuriyet’le…
Elbette ekonomik durumdan bahsetmemek de mümkün değil…
Sanayi devriminden uzak kalınıp, sefer yapılamaz hale gelinince…
Haliyle memleket borçla yönetilmeye başlanıyor…
Ödenemeyince de vergisine, maliyesine el konuluyor…
Sonrasında yaşanan Sevr gibi bir hezimeti söylemeye bile gerek yok ama…
Demek istediğim…
Eğer Lozan…
Daha doğrusu Mustafa Kemal olmasaydı bu günkü Türk devletinin de yerinde yeller esecekti.
Bugün siz…
“Enkaz”, “reklam arası” falan diye aklınızca küçümsüyorsunuz ya
Şunu bilmenizde yarar bulunuyor…
O çok sevdiğiniz…
Tekrar diriltmek hayalini kurduğunuz…
Padişah olabilmek, saltanata kavuşmak için yanıp tutuştuğunuz Osmanlının borcunu…
1954’e kadar o “enkaz” dediğiniz Cumhuriyet ödemişti
Üstelik
O borcun bir kuruşunun bile, tarım, sanayi yani kalkınma için harcanmamasına rağmen…

07–03–2016

Nusret KEBAPÇI

26 Şubat 2016 Cuma

BOMBALAR NEDEN PATLIYOR?

BOMBALAR NEDEN PATLIYOR?


Geçtiğimiz günlerde Ankara’nın göbeğinde yine bir bomba patladı ve sonucunda 29 yurttaşımız öldü 81 yurttaşımız da yaralandı.
Ve bildiğiniz gibi yapılan açıklamalara göre güvenlik zafiyeti olmadığı gibi herhangi bir ihmal de söz konusu değilmiş…
Hem
Bombacılar bilinseydi ne olacaktı ki…
“Eylem yapmadan tutuklayamayız” diyen de bu ülkenin başbakanı değil miydi?
Yani halk olarak yüreğimiz yanıyor ama üzülerek söylüyorum ağlayanımız yok.
Şimdi tabi siz; kimsenin istifa etmediğini, özeleştiri falan yapmadığını görüp şaşırıyorsunuz…
Güvenlik zafiyetinin olmadığı yerde suçlu olabilir mi?
Elbette olamaz…
Bakın bir yıldan daha az bir zamanda memleketin değişik yerlerinde beş bomba patladı ve yüzlerce can kaybı yaşandı…
Hadi son olaydan vazgeçtim…
Bir tanesinde bile en küçük bir ihmal…
Hesap sorulan herhangi bir kişi oldu mu?
Ne gezer.
Adamlar yeterince pişkin
Bırakın hesap vermeyi, sorumluları, ihmali olanları sorgulamayı, en küçük eleştiride bulunana bile tükürmüyorlar mı?
Gerisini siz düşünün…
Tamam, kimsenin ihmali yok…
Sorumlu da değilsiniz…
Hem bu memleketi siz yönetmiyorsunuz zaten de…
Ben sadece ortaya söylüyorum
Bu olaylar neden oluyor?
50 yıldır patlamayan bombalar neden şimdi patlıyor?
Ne değişti?
Aslında değişen tek şey memleketi yönetenlerin politikası…
Memleket geçmişte de yönetiliyordu…
Cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte pek çok yönetici de geldi geçti…
Çoğunun hatası da oldu kuskusuz ama…
Yakın zamana kadar hemen hepsi, az veya çok Türkiye’nin çıkarlarını savunuyorlardı…
Aralarında batıya çok yakın duranlar da vardı…
ABD ile özel ilişkilere girenler de…
Ancak hiç biri bölgede yaşanan gelişmelere mezhep penceresinden bakarak körü körüne dalmadı…
Çünkü…
Geçmişten gelen devlet adamlığı geleneği vardı ve olaylara herhangi bir mezhep açısından değil…
Türkiye’nin genel çıkarları açısından bakılması söz konusuydu.
Ama şimdi öyle mi?
Bu gün ülkemizde ne yazık ki komsu ülkelerden bazılarının meşru, halkın oyuyla iktidara gelmiş iktidarını bile sırf mezhebi farklı olduğu için devirmek…
Bunun için batı ile birlikte oyun kurmak…
Para, silah eleman dahil her ne gerekiyorsa onu yapmak isteyen ve mezhep düşmanlığıyla gözleri kör olmuş bir iktidar bulunmaktadır…
Doğrusunu isterseniz büyük önder Atatürk şu ünlü sözünü tam da bu günler için söylemişti
 Ne demişti:
“Yurtta sulh, cihanda sulh…”
Tabi anlamadılar…
Tersinden söyleyerek…
“Komşuda savaş kışkırtırsanız, siz de bu savasın parçası olursunuz…”dedik yine tam olarak anlaşılmadı
Bu kez çok basitleştirerek söylüyorum…
“Suriye’den elinizi çekmeniz barışı sağlamak için yeterli…”
Yani gerçek bu, hangi anlamda isterseniz onu kullanabilirsiniz…

26–02–2016

Nusret KEBAPÇI

17 Şubat 2016 Çarşamba

ANAYASA NEDEN DEĞİŞECEK?


Hani meclisteki partiler değiştirmek için komisyonlar kurup değişimi yönünde bolca konuşuyorlar ya…
Peki, bir gün bile olsun…
Anayasanın hangi maddesinden memnun olmadıklarını…
Neresini değiştirmek istediklerini, kendi ağızlarından duydunuz mu?
Elbette duymadınız.
Hem hiç kimse de bunun ayrıntılarıyla ilgili en küçük açıklama bile yapmış değil…
Böyle olunca siz…
Anayasada nasıl bir değişikliğe gidileceğini…
Nelerin değiştirileceğini biliyor musunuz?
Tabi bilmeniz mümkün görünmüyor…
Ve bu durumda değiştirilmesi düşünülen maddeler bilinmediği için de konunun ayrıntılarıyla tartışması yapılamıyor.
Ancak görünen o ki…
Ne iktidar…
Ne de muhalefet böyle bir tartışma çıkmasını istemiyor.
Doğrusunu isterseniz…
Bu Anayasa ilk kez değişmeyecek…
Yapıldığı yani halkoyundan geçtiği 1982 yılından bu yana üzerinde pek çok  değişiklik yapılmış…
Yani neredeyse üçte ikisi değişmiş ama yine de istedikleri değişikliği yapamamışlar ki değiştirmek istemeleri onu gösteriyor…
Bu durumda…
Madem bu kadar değişiklik yapıldı neden tamamını o zaman değiştirmediler demeyin.
Siz de takdir edersiniz ki o türden değişiklikler öyle birden bire yapılamıyor…
Yaşanan birçok operasyon ve yargılamalarla oluşturulan algı yönetimiyle toplumun böyle bir değişikliğe adım adım hazırlanması gerekiyordu…
Sanıyorum artık halkın ikna edildiğini düşünüyor olmalılar ki harekete geçtiler…
Ve her zamanki gibi yine hedeflerinde kendilerinin de sıkça söyledikleri gibi ulus devlet ve Türk Milleti var…
Çünkü amaçlanan şey İslami bir federatif başkanlık olunca Anayasanın ilk dört maddesi ve 66. madde durduğu sürece gerçekleşmesi hiç de kolay değil…
Dolayısıyla topun ağzında öncelikle bu 5 madde bulunmaktadır…
Adamlar daha şimdiden Türk Milleti’ne alternatif kavram bile türetmişler…
Ne diyorlar?
“Türkiye Milleti.”
Yani istedikleri değişikliği gerçekleştirebilirlerse bundan sonra…
Tek bayrak…
Tek devlet ve tek dil esasına dayalı ulus devlet değil...
Çok kimlikli, çok kültürlü federatif dini bir başkanlık olacağımız kesin gibi görünmektedir…
Aslına bakarsanız bu işler öyle gizli saklı falan da değil çok açıktan yürütülmektedir…
O kadar ki bunu seçim bildirgelerine bile yazmışlar…
Ve üstelik aralarında ciddi hiç bir fark da yok.
Kimi bildirgede Türk vatandaşlığı “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı” oluyor…
Kiminde…
“Anayasal vatandaşlık”
Bazısında ise…
“İnsan esaslı anayasa”
Ama sonuçta her üç tanımın da vardığı yer Anayasa’dan Türk Milleti’nin çıkarılmasıdır…
Demem o ki
Ya elimizden gitmeden ulus devletinize, parlamentonuza, ulus kimliğinize sahip çıkıp yurttaş olarak yaşamaya devam edeceksiniz…
Ya da son kez seçeceğiniz padişahın tebaası olarak…
Tercih sizin…

17–02–2016
Nusret KEBAPÇI



8 Şubat 2016 Pazartesi

OSMANLI TİPİ BAŞKANLIK


Aynen böyle söylüyorlar ama…
Böyle söylendiğinde siz hemen anlıyorsunuz ki kastedilen tamamen padişahlık…
Tabi hiç kimse, ben padişahlık getireceğim diyemediği için de
Oluyor size Türk ya da Osmanlı tipi başkanlık…
Ney miş? “Türk milletini kaldırıp Türkiye milleti oluşturacaklarmış…”
Tabi insan merak ediyor…
Nasıl?
Dünyada Almanya milleti…
İtalya milleti…
Yunanistan milleti…
Amerika milleti diye herhangi bir kavram var mı?
Yok.
O halde…
Sık sık gündeme getirilen Türkiye Milleti neyin nesi…
Ya da bir kısım insanımızın anladığı haliyle iş tamamen isim değişikliğinden mi ibaret…
Elbette değil.
Burada anlaşılması gereken şey şu…
Hatta çeşitli partiler seçim bildirgelerine bile yazmışlar…
Diyorlar ki:
“Anayasada etnik kimlik vurgusu olmayacak…”
Meali…
Türk adı kaldırılacak…
Peki, yerine ne konulacak?
Türkiye milleti.
Türkiye bir coğrafi tanım değil mi? Nasıl bir millet tanımı yapılacak?
Zaten açıklamalardan da anlaşılacağı üzere işin boyutu oldukça farklı…
Öyle bir millet tanımı yapılacakmış ki;
“Tüm etnik kimlikler kendisini orada bulabilecekmiş…”
İsterseniz sonrasında neler olabileceğini de ben söyleyim;
Bu kadar etnik kimliğin olduğu bir yerde herkes kendi tarihini oluşturacağı için kesinlikle ortak tarih gibi herhangi bir kavram olmayacak…
Başka…
Haliyle ortak bir kültür de söz konusu olamayacağına göre…
Geriye kalıyor ortak dil…
Bu durumda olur mu?
Olmayacağı zaten anlaşılmaktadır…
Peki, millet nasıl olacak?
Ölünün körü gibi diyecem ama o da olmayacak…
Ancak şu kadarını söylemek mümkün…
Bu proje gerçekleşirse
Her etnik veya dini kimliğin kendi eğitimini verdiği…
İstediği dili kullandığı ve ortak dil, duygu ve tarihin ortadan kalktığı özerk devletçiklerden oluşan bir ülke olacağımız kesin görünüyor.
İsterseniz konuyu biraz daha basit olarak anlatmaya çalışayım…
Türk Milleti dendiğinde…
Tek devlet.
Tek millet.
Tek bayrak.
Tek dil.
Ve tek vatan, akla gelmelidir…
Türkiye Milleti dendiğinde ise…
Çok millet.
Çok bayrak.
Çok dil.
Çok vatan.
Çok devlet.
Anlayacağınız iş sadece isim değişikliğinden ibaret değil sevgili kardeşim, rejim değişiyor rejim…
Şöyle söylemek de mümkün…
Cumhuriyetten, padişahlığa geçiyoruz, haberiniz olsun…

08–02–2016
Nusret KEBAPÇI


31 Ocak 2016 Pazar

BİRİSİ ANADİLDE EĞİTİM Mİ DEDİ?


Zaman zaman gerek iktidar partisince…
Gerekse muhalefet partilerince sözde daha demokratik olmak adına ana dilde eğitim uygulanması gerektiği vurgulanır…
Hatta bunu anadilde kamu hizmetine kadar vardıran da bulunuyor ama bunu söyleyenler topluma verdikleri mesajlarda hep özellikle batı demokrasilerinde bunun böyle olduğunu ve bizim de geç kalmadan bu tür adımları atmamız gerektiğini anlatırlar…
Bu tür söylem aslında bir algı operasyonudur…
Çünkü…
Bu tür bir ifadeyi okuyan ya da duyan herkes genellikle mademki oralarda uygulanıyor…
Geride kalmayalım endişesine düşürülür.
Bu sadece bu konu için değil pek çok konu için geçerlidir ve toplumu atacakları adımlar konusunda etkilemeyi amaçlamaktadır…
Şimdi isterseniz şöyle bir soru sormak mümkün…
Gerçekten batı…
Yani Avrupa ülkeleri…
Böyle bir adımı atmış mıdır?
Yoksa bizi ikna etmek amacıyla toplumun bunları öğrenmeyeceği düşüncesiyle yalan mı söylenmektedir…
Bence asıl önemli olan odur.
Bakın size bu işlerin AB ülkelerinde nasıl uygulandığı konusunda 3 ülkeden örnekler vermek istiyorum ki halk oralarda da anadilde eğitimin bırakın uygulanmasını…
Çok kültürlülüğün toplumun parçalanmasına yol açabilecek bir adım olarak kabul edildiğini görsün…
Örneğin AB’nin en önemli ülkesi olan Almanya’dan başlayalım…
Almanya Başbakanı Angela Merkel, Partisi Hıristiyan Demokrat Birliğinin (CDU) Karlsruhe'deki kongresinde mülteci sorunuyla ilgili konuşurken ne demişti : ”Bize sığınanlar, yasalarımıza ve geleneklerimize saygı duymalı ayrıca Almanca öğrenmeli. Çok kültürlülük paralel toplumlara yol açar. Bu nedenle çok kültürlülük büyük bir yalandır”
Evet, aynen böyle, yani anadilde eğitim falan yok…
Ya Fransa…
Hani bizdeki etnik kimlikçileri çokça destekliyorlar ya o yüzen söylüyorum…
Orada da durum bundan çok farklı değil…
Geçtiğimiz günlerde Fransız Yeşiller Partisi tarafından, bölgesel ve azınlık dillerinin öğretiminin yoğunlaştırılması ve kamusal alan ve radyo ve televizyonlarda kullanılmalarının teşvik edilmesi amacıyla sunulan yasa teklifi 13’e karşı 14 oyla genel kurulda reddediliverdi.
Evet, olay budur ve orada da anadilde eğitim falan uygulanmıyor…
İngiltere farklı olabilir mi dediniz…
İsterseniz son olarak Bir de oradaki uygulamaya bakalım…
Bakalım ne göreceğiz…
Geçtiğimiz günlerde de İngiltere ‘de Başbakan David Cameron: “Müslüman kadınlara dil eğitimi için 30 milyonluk bütçe ayırdıklarını, göçmenlerin İngilizceyi iyi konuşamamaları durumunda ülkeden atılabileceklerini…” söylemedi mi?
O halde üzerinde çok fazla yorum yapmaya falan gerek yok, zaten her şey açık…
Orada da anadilde eğitim yok.
Aslında işin özü şudur…
Avrupa’nın gelişmiş 28 ülkesi, tek bayrak, tek vatan, dek dil, hatta tek ekonomi olma yönünde ilerlemeye çalışırlarken…
Bizimki gibi sömürmek, kaynaklarına el koymak istedikleri ülkelere de demokrasi adına anadilde eğitim adı altında çok kimlikliliği dayatmaktadırlar…
Yani ne derler
“Ele verir talkını kendi yutar salkımı…
Durum budur…

31–01–2016
Nusret KEBAPÇI




27 Ocak 2016 Çarşamba

Erdoğan Kürdistan'a mı hazırlanıyor?
Kerem Çalışkan

25.01.2016 15:39 Karakter boyutu :
Erdoğan 28 Ocak’ta ‘Başkanlık kampanyası’nı başlatıyor…
Aynı anda danışmanı Yiğit Bulut ‘Başkanlık sistemi’ için seri konferanslara başlıyor…
Yani b hafta yandaş medya ve AKP,‘Başkanlık’ için tam saha prese geçiyor?..
Herkesin aklına şu soru geliyor: Erdoğan ülkede zaten herşeye hakimken, tüm kararlar onun
iki dudağı arasına bakarken, başkanlık için bu telaş, bu acele niye?...
Bu acelenin ipucunu geçen hafta Cumhurbaşkanı danışmanı Şeref Malkoç verdi. Başkanlık
sistemi ile Milli Güvenlik Kurulu’nun anayasal bir kurum olmaktan çıkarılacağını,
cumhurbaşkanlığı üzerindeki ‘MGK vesayeti’nin kaldırılacağını açıkladı…
Erdoğan zaten her fırsatta, parlamenter sistemin kalkmasını, ‘çift başlılığın’ son bulmasını
istiyor, tüm kararları tek başına vereceğini ilan ediyor…
Demek ki, Erdoğan’ın başkanlık için telaş ve acelesi, şu anda engel olarak gördüğü Türkiye
devletinin iki temel kurumunu tasfiyeye yönelik:
1‐Parlamento
2‐MGK (Milli Güvenlik Kurulu)
Peki bütün yetkileri zaten elinde toplamış olan Erdoğan, neden acilen bu iki temel kurumun
tasfiyesini istiyor?..
Bunu daha çok dış politik gelişmeler ve bölgede sürüp giden savaşa ilişkin Erdoğan’ın almak
istediği bazı yeni kararlar ile açıklayabiliriz…
Erdoğan Türkiye’yi parçalayabilecek bu tehlikeli kararları, Parlamento ve MGK engeli
olmadan tek başına vermek istiyor…
Nedir bu kararlar?...
Erdoğan’ın onca yıllık İsrail düşmanlığından sonra ilk kez ‘İsrail’e ihtiyacımız var’ demesi
bu konuda bir işaret veriyor…
Ve hemen arkasından İsrail Adalet Bakanı Türkiye ile İran arasına bir Kürdistan kurulması
gereğini geçen hafta açıkça söylüyor… Harita’ya bakınca bu Kürdistan’ın Van’dan Şırnak‐
Hakkari’ye uzanan Türkiye topraklarını işaret ettiği anlaşılıyor…
Yine geçen hafta Barzani ‘Artık Kürdistan’ı kurmaya çok yakın olduklarını’ söylüyor…
Yandaş medya ise geçen hafta köşelerde bize şu masalı anlatıyor:
27.01.2016 Erdoğan Kürdistan'a mı hazırlanıyor
‐Barzani Kürdistan’ı ilan edecek, Türkiye destek verecek.
‐TSK, Irak ordusu, İran destekli Şiiler ve IŞİD ile savaşan Barzani’nin yanında olacak.
‐TSK Kürdistan’ın kurulmasına (İsrail ile birlikte) destek verecek.
‐Barzani daha sonra Türkiye’ye bağlanacak. (Federasyon şeklinde)
‐Böylece Türkiye Neo‐Osmanlı planına uygun olarak Musul‐Kerkük hattına kadar
genişleyecek…
Yandaş medyanın anlattığı bu masal Saray‐Erdoğan çevresinden ‘Başkanlık’ telaşının
kodlarını açıklıyor…
Yiğit Bulut’un işaret ettiği ‘bazı askeri çevreler’ belli ki, bu saçma plana direniyorlar…
Başkanlık sistemi ile Erdoğan MGK’daki bu direnişi de aşacak…
Bu ‘Büyük Kürdistan’ senaryosu, BOP planının da özüydü…
Şimdi İsrail‐ABD‐Neo‐Con çevreler, Erdoğan’ın kişisel iktidar hırsını (hesap verme korkusu
dahil) körükleyerek, ‘Başkanlık’ sistemini devreye sokarak Kürdistan‐BOP planı için
düğmeye basıyorlar…
Bu Türkiye’ye, hatta Erdoğan’a kurulmuş bir tuzak…
Barzani yarın Kürdistan’ı kurunca, Türkiye’den de toprak isteyecek…
Şu anda Cizre‐Silopi‐Diyarbakır’da süren savaşa bir de bu açıdan bakmak gerekiyor…
ABD ve İsrail’in Güneydoğu’ya ilişkin sessizliği dikkat çekici…
Acaba Diyarbakır‐Silopi‐Cizre bölgesinin yarın Barzani’ye ‘kılçıksız’ (PKK terörü olmadan)
teslim edilmesi için mi, bugün bölgede yaşanan sert savaşa sessiz kalınıyor?...
Erdoğan bölgeyi Barzani’ye teslim etmek için mi PKK’yı temizleme telaşında?...
Erdoğan başkanlık sistemini, Türk devletinin temel kurumlarını (Parlamento‐MGK) yoketmek
pahasına, dış güçlerin istediği bu Kürdistan‐BOP planını hayata geçirmek için mi istiyor?...
Erdoğan’ın İsrail’e bunun için mi ihtiyacı var?
Başkanlığı bunun için mi istiyor?
Erdoğan, Türkiye ile birlikte kendisinin de içine çekildiği bu tuzağın farkında mı?
Başkanlık ile Türk devletinin temellerini yıkma planı elele yürüyor…
Kerem Çalışkan

Odatv.com