9 Temmuz 2017 Pazar

NEO LİBERALİZM

NEO LİBERALİZM


Geçtiğimiz günlerde PTT’nin satışa çıkarılacağı…
Yakın zamanda da Rusya ile yapılan et ithaline yönelik anlaşmayı duyunca insan bir an düşünmeden edemiyor…
Sahi
Ülkeyi İslamcı bir parti yönettiğine göre nasıl bir ekonomik sistemle yönetiliyoruz dersiniz?
Hiç öyle İslamcı söylemden yola çıkıp da İslami bir ekonomi falan demeyin…
Hem öyle bir şey de yok.
Aslına bakarsanız…
Kendinizi ister İslamcı sayın, isterse liberal…
Hatta…
Ulusalcı, sosyalist falan da sayabilirsiniz de…
Bence bugün uygulanan ekonomik politikaların bir tane adı vardır o da yazımın başına yazdığım gibi Neo liberalizm.
Peki, Neo liberalizm nedir?
Tabi bu kavramı açıklarken öyle ekonomistlerin kavram kargaşası yaratarak konuyu bulandırıp, anlaşılmaz hale getirdiği bir tanımlamadan kaçınarak...
Açık…
Hemen herkesin çok kolay bir şekilde anlayabileceği bir tanımlamada bulunmak konunun anlaşılması açısından son derece önemli…
İsterseniz biraz daha açalım…
Neo liberalizm: Ülkenin emperyalizme sınırsızca açılması…
Yani Memlekette sanayi…
Banka…
Tarım…
Toprak…
Haberleşme…
Enerji adına her ne varsa, bunların tamamının, stratejik olup olmadığına bakılmaksızın yabancılara peşkeş çekilerek Ülkede milli olan hiç bir şeyin bırakılmaması…
Kısacası tam bir yabancı pazarı olunması demektir.
Tabi bu durum aynı zamanda…
Gelecekte yabancı sermayeyi tehdit edebilecek dernek, sendika…
Grev…
Dayanışma gibi kavramların unutulması anlamına da gelecektir…
Çünkü bilinir ki ülkede güçlü sendikaların…
Derneklerin olduğu…
Ve tüm bu örgütlerin önemli bir kısmının da vatan sevgisiyle yani ulus bilinciyle donanmış olduğu bir ortamda…
Bu sayılanların hiç birini yapmak mümkün değildir…
İşte bu yüzden…
Emperyalizm; bizimki gibi ülkelerin yönetimlerine eğer kendi rahlei tedrisatından geçenleri getiremezse, tercihleri az da olsa milli düşüncesi olanlar değil…
Milli kimliğin…
Aynı zamanda Milli Ekonominin de düşmanı olan siyasi İslamcılar olacaktır ki gelecekte de toplumda milli bir uyanış olma olasılığı ortadan kalksın…
Çünkü…
İslamcılıkta millet yoktur.
Olmayınca üzerinde yaşanan toprakları vatan olarak nitelemek de mümkün değildir…
Haliyle vatan olmayınca…
Ekonomik ve siyasi bağımsızlık…
Kalkınma…
Sanayileşme…
Tarımda kendi kendine yeterli olmak gibi bir anlayış da mümkün olmamakta...
Dolayısıyla
Ülkeye kala kala emperyalizmin sömürgesi olmak dışında başka bir seçenek de kalmamaktadır…
İşte
Eğitimde Millilik kaldırılırken siyasi İslamcılığın yerleştirilmesinin esas amacı da budur…
Hem zaten o kadar İslam ülkesi içinde bir tane bile bağımsız, sanayileşmiş, kalkınmış bir ülkenin olmaması bunun göstergesi değil mi?


08–07–2017
Nusret KEBAPÇI


4 Temmuz 2017 Salı

POLİTİKA DEYİNCE…

POLİTİKA DEYİNCE…


Doğrusunu isterseniz politika denilince özellikle de dış politika denilince akla ilk gelmesi gerekenin ülkenin ulusal çıkarlarının korunması olması gerekiyor ama
Eğer kafanızda ulus bilinci bulunmayıp olaylara sadece mezhep gözlüğüyle bakıyorsanız…
Haliyle doğru bir çizgi izlenmesi…
Ülkenin çıkarlarının korunması da mümkün olmuyor.
Sahi…
Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan kurulmasının hikâyesi neydi?
Yaşı ilerlemiş olanlar hatırlar…
O yıllarda da ülkemizi yönetenler, ABD’den Irak yönetimine uçuşa yasak bölge oluşturulması için baskı yapmaktaydılar…
Sonra ABD geldi ve 36 paralelin kuzeyini Irak güçlerine kapatıverdi.
İşte bu ortam içinde bugün bağımsızlık referandumu hazırlığında olan Barzani büyüdü…
Güçlendi…
Bizim de desteğimizle bir devlet için gereken tüm alt yapı ve kurumlarıyla
Hatta ordusuyla bile hazır hale getiriliverdi.
Bugün bile bu kişiyi…
Daha devlet olduğunu ilan bile etmeden…
Sanki bir devlet başkanıymış gibi karşılayıp, bayrağını en önemli yerlere asmadık mı?
Astık.
Şimdi şöyle bir düşünün…
ABD’nin en az 30 yıldır bölgede aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 4 ülkeden toprak koparılarak bir büyük Kürdistan kurmak istediğini sırf olaylara milli değil mezhep penceresinden bakmaktan dolayı fark etmeyip de birinci parçanın oluşmasına…
ABD ve İsrail’le beraber destek veren bir anlayış…
Suriye ‘de Kürdistan kurulmasına karşı çıkabilir mi?
Elbette çıkamaz hem zaten kimsenin çıktığı falan da yok…
Dikkat ettiyseniz iktidardan hiç kimsenin de bölgede kurulmak istenilen devlete ilişkin bir söylemi falan da bulunmuyor…
Zaman zaman söylenilen NATO ve ABD karşıtı sözler de sizi şaşırtmamalı çünkü onların tamamı da iç politikaya yönelik…
Aslına bakarsanız her iki ülke de aynı yöntemle parçalanmaktadır…
Önce bir muhalefet oluşturulur…
Ardından silahlanması sağlanır…
Sonrasında da bu muhalefetin ezilmesi gerekçe gösterilerek ilgili ülkeye ABD ve batılı emperyalist güçlerin müdahalesi için çağrı yapılır…
Sahi ABD’yi Irak’a kim çağırmıştı?
Herhalde Irak yönetimi değil.
İşte Suriye’de de aynısı yaşanmaktadır…
Bakın geçtiğimiz günlerde bir ABD’li diplomat bu referandumla ilgili olarak: “25 Eylül’de Kürdistan’da yapılacak olan ‘Bağımsızlık Referandumu’ Kürtlerin geleceğini tayin etmesi için yüzyıllık bir fırsat” Demedi mi?
Peki
Irak’ta bölünmeden yana olan ABD Suriye’de farklı olabilir mi?
Elbette olamaz…
Bu konuda da uluslararası koalisyon güçlerinin ABD temsilcisinin  "Suriye'de federal sistemi destekliyoruz"  açıklaması zaten Suriye için planlanan geleceğin ayrıntılarını hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak bir şekilde ifade etmektedir…
Hani biz sık sık PYD’ye silah yardımı yapmasından dolayı ABD ve batılı devletlere arada veryansın ediyoruz ya…
Bu silahlar nereden gönderiliyor biliyor musunuz?
Ülkemizdeki ABD üssü olan İncirlik’ten…
O halde neden İncirlik’i ABD ve koalisyon güçlerine kapatmak dururken veryansınla yetiniyoruz dersiniz?
Aslına bakarsanız çok fazla bir seçeneğimiz yok…
Ya Rusya, İran ve Irak’la birlikte bölge devletlerinin toprak bütünlüğünden yana olacaksınız…
Ya da bugüne kadar olduğu gibi…
“Hem ağlarım, hem giderim” mantığıyla İsrail ve ABD ile birlikte bölge devletlerini parçalamaktan yana…
Ortası yok!

04–07–2017

Nusret KEBAPÇI

29 Haziran 2017 Perşembe

KİMYASAL SİLAH YALANLARI…

KİMYASAL SİLAH YALANLARI…


Aslına bakarsanız son günlerde ABD’nin tekrar Suriye’yi kimyasal silah kullanacak olmakla suçlaması…
Daha önceki gibi kanıtsız suçlamalarla Suriye’ye doğrudan saldırmak için bir bahane yaratılıyor fikrini uyandırsa da…
Doğrusu; konunun hepimize bir “Kurtla Kuzu Hikâyesi”ni anımsattığıdır…
Bilinen bir hikâyedir ama bilmeyenler için biraz anımsatalım
                 “Susamış olan kuzu, nehrin aşağı tarafından su içmektedir. Nehrin daha yukarılarında su içen kurt, kuzuyu çoktan gözüne kestirmiş, kuzuya seslenir:
                —   “Hey sen! Benim içtiğim suyu ne hakla bulandırıyorsun?"der.
   Kuzu ise masum masum:
                —   Ben sizin suyunuzu bulandıramam ki! Baksanıza, sizin içtiğiniz su bana doğru akıyor". Diyerek cevap verir.
   Aklına kuzuyu yemeyi koymuş olan kurt biraz daha hiddetlenerek
                —    Bir de bana itiraz ediyorsun öyle mi?" diye haykırmış ve nihayetinde, kuzuyu yemek niyetinde olan kurt sözünü bitirir bitirmez, kuzunun üstüne atlayıp onu parçalamış.”
İşte bugün ABD’nin tavrı tam da böyledir…
Çünkü
BOP ‘a göre ABD, çoğunluğu İslam ülkesi olan 22 ülkenin sınırlarının yeniden çizilmesini…
Ve bölgede bulunan dört ülkeden koparılacak parçalarla da büyük bir Kürdistan kurmayı amaçlıyordu.
Hatta bunun için bizim ülkemizden BOP Eş Başkanı bile tayin edilmişti.
Afganistan’ın işgaliyle başlayan ;Irak, Libya,Mısır ve birçok Afrika ülkesiyle devam eden süreç sonunda geldi Suriye’ye dayandı.
Tabi sonrasında sıra Türkiye ve İran’daydı ama Suriye’de işler istenildiği gibi rast gitmedi çünkü görevlendirilen eş başkan çok istese de…
Bölgedeki İran ve Rusya’nın müdahalesi yüzünden istenilen başarıyı sağlayamadı ama oldukça büyük bir çaba harcandığını da inkâr etmemek gerek…
İsterseniz biraz hatırlatalım…
Ne de olsa aradan yaklaşık 6 yıla yakın bir zaman geçti…
Biliyorsunuz 2011 yılında batılı devletlerin desteğiyle Suriye’de bir muhalefet oluşturulup eylemler yaptırılarak ilk kıvılcım başlatıldı ancak bu süreç çok uzun sürmedi…
Birilerinin büyük Kürdistan için acelesi olduğundan…
Hemen muhalefet silahlandırılarak merkezi hükümete karşı saldırıya geçirildi.
Ancak halk desteğini arkasına alan Suriye yönetimi geri adım atmadı ve bu silahlı güçlerle mücadeleye başladı…
Baktılar ki Suriye devleti kazanacak…
Bu kez dünyanın her tarafında ne kadar şiddet yanlısı psikopat varsa hepsini Türkiye üzerinden Suriye’ye doldurdular.
Hatta adamlara hilafet adına devlet bile kurduruldu…
Silahla, cephaneyle, maaşlı militanlarla da desteklendi ama hep denir ya haklı olan bir ulusun karşısında hiçbir düşman kazanamazdı…
Sonuçta 100 bine yakın askeri olduğu söylenen IŞİD’ de sonunda başarısızlığa mahkûm oldu ama işi şansa da bırakamazlardı.
Bu kez iş başa düştü diyerek ABD inisiyatifi ele aldı ve her zamanki numaraları ve daha önce Libya ve Irak’ta sınanmış olan kimyasal silah yalanına tekrar sarıldı…
Nede olsa tüm dünya medyası ellerindeydi ve yalanlarına inanacak, aldatılmaya razı pek çok ülke de bulunuyordu…
Tabi onlar inandılar inanmasına hatta bu konuda ABD saldırısını destekleyenler bile oldu ancak işin ilginci…
Her zamanki gibi delil falan da bulunamamıştı.
Hem zaten işin mantığına da tersti
Savaşı kazanan, kendisinin haklı olduğuna neredeyse bir avuç emperyalist haricinde herkese kanıtlayan bir devlet kendini neden haksız duruma düşürsün ki…
Bu nedenle yalan çok kısa sürede ortaya çıktı ama birileri her zamanki gibi kandırılmayı tercih etmişti…
Aslında iş sonuçta gelip ulus bilincinde düğümlenmektedir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı korur…
Emperyalizmle mücadele edebilirsiniz…
Ama olmadığında farkında olmadan varacağınız yer emperyalizmin taşeronu olmaktır…
Başka bir şey değil...

29–06–2017
Nusret KEBAPÇI







21 Haziran 2017 Çarşamba

ASKERİ KİM ZEHİRLİYOR?

ASKERİ KİM ZEHİRLİYOR?


Geçtiğimiz günlerde başta Manisa olmak üzere pek çok askeri birlikte askerlerimiz yedikleri yemekten zehirlendiler.
Tabi yemeği veren şirket, hükümetin yandaşı olunca…
Akan sular durdu ve…
Konunun üzerine gidilmedi.
Gidilmediği gibi olay sadece şirket çalışanlarının üzerine yıkıldı ve her zaman olduğu gibi “zevahir kurtarılarak” şirket sahipleriyle ilgili hiç bir işlem yapılmadı.
Yapılmalı mıydı?
Elbette.
Hem zaten gerek bu tür zehirlenme olayı olsun…
Gerekse
Maden ve benzeri iş cinayetleri olsun…
Hemen hemen tümünde ilgili patronlar korunup olayın üstü alttakilere yıkılarak…
Bir anlamda…
“Eşeğini dövemeyen semerini döver.” misali olay gündemden düşürülmeye çalışılmaktadır…
Tabi burada…
İhaleyi fiyat kırarak alan şirketin kalitesiz yemek vererek kar etmeye çalışması olayın bir yönü…
Asla olmaması gereken bir durum da…
Peki, neden askerin yemek işi yüzyıllardır...
Karavana usulüyle hiç bir sorun olmadan ilgili komutanların denetiminde yapılırken…
Çeşitli şirketlere ihalelerle verilmeye başlandı dersiniz…
Aslına bakarsanız bilmeyecek bir şey yok, nasıl memlekette…
Deniz…
Orman, dağ…
Sit falan denilmeden hemen her şey neoliberal bir anlayışla sadece para kazanma hırsıyla piyasaya açılıyorsa…
Burada da yapılan…
Bu tür kuruluşların yemek vs. gibi alanlarının boş olarak görülüp rant elde etme amacıyla piyasaya açılıp özelleştirilmesidir…
Hem zaten…
Bunu yaparken de ne ulusal güvenlik akıllarına gelmektedir…
Ne de konunun stratejik bir öneminin bulunabileceği…
Şöyle bir düşünün…
Ordu operasyona çıkacak…
Tam o sırada yemekten zehirleniyor.
Veya savasın tam orta yerinde bir bakıyorsunuz binlerce asker perişan…
İnsanın ister istemez aklına geliyor
Peki, bu yemek yoluyla yabancı servisler
Ya da
Devletler…
Bu tür zehirlenme ve benzeri olaylarla çok kolay bir şekilde birlikleri etkisiz hale getirebilirler mi?
Getirebilirler.
Komutan ve benzeri yetkilileri zehirleyebilirler mi?
Oraya kadar gelebildiklerine göre neden olmasın…
Ya da ilgili şirket…
Tam kritik bir operasyonun orta yerinde alacağını alamadığından dolayı…
Hizmeti geciktirirse…
Veya durdurursa…
Demem o ki;
Askerin yemek işi sadece askerin doyurulmasıyla değil…
Ulusal güvenlikle de doğrudan ilgilidir…
Benden söylemesi…


21–06–2017

Nusret KEBAPÇI

18 Haziran 2017 Pazar

DARBE UZMANLARI

DARBE UZMANLARI


Zaman zaman kerametleri kendilerinden menkul bir takım kişilerin sıklıkla çeşitli televizyon ekranlarına çıkıp…
Topluma…
“Şu zaman ikinci darbe olacak.”
“Eğer o zaman olmazsa…”
“Şu gün olabilir…”
“Eğer o gün de olmazsa falan gün olacak” Türünden bir takım hikayelerin anlatıldığı bir dönemden geçiyoruz.
Tabi her hikâyede darbe de çok daha ileri bir tarihe ertelenmektedir de…
Peki…
Bu darbe uzmanları böyle yaparak neyi amaçlamaktadırlar?
Bunu şunun için söylüyorum
Hani…
Birincisinin bile kanıtları çok net değilken…
Üstelik darbeye uğradığı iddia edilen parti bile darbenin araştırılmasını istemezken…
Atamalar sanki hükümet tarafından yapılmamış da bütün kurumlara herkes sanki kendi kendine yerleşmişçesine Fetö’ nün siyasi ayağı hiç gündeme gelmezken…
Adamlar ikinci darbe hayali kurup sanki olabilirmişçesine öyle anlatıyorlar ki…
Şaşırmamak elde değil.
Neyse devam edelim…
Bu uzmanlar niçin bu tür darbe gevezeliği yapıyorlar dersiniz…
Şunun için;
Bilindiği gibi bir toplum eğer tehdidin devam ettiği gibi bir algıya düşürülmezse
Bir süre sonra…
OHAL’i…
Alınan önlemleri sorgulamaya başlar ve böyle olunca da hiç bir iktidar ortalıkta herhangi bir tehdidin kalmadığı koşullarda…
Olağan üstü önlemleri çok uzun bir süre sürdüremez.
İşte zaman zaman…
Bu türden kişiler ortaya çıkarılır ki…
Toplumda…
Tehlikenin geçmediği…
Tehdidin devam ettiği endişesi devam etsin.
Hem zaten başka türlü…
Bu olağanüstü önlemleri yıllarca sürdürmek de mümkün değildir…
Zaten
Bir darbeyi değerlendirmek için…
Ne kaç kişinin ölmesi belirleyici olacaktır…
Ne de…
Yaralanan kişilerin sayısı…
Hatta kullanılan silahlar bile çok önemli değildir…
Eğer bir darbeyi…
Bir patlamayı…
Bir terör olayını gerçekten kimin yaptığı konusunda bilgi sahibi olmak istiyorsanız…
Tetikçiye…
İşi yapan eylemciye falan değil…
Sadece…
Darbeden sonra yapılan düzenlemelere…
Çıkarılan kanunlara…
KHK’lere bakmanız yetecektir…
Çünkü biliniz ki…
Bu düzenlemelerden kim büyük bir çıkar elde ediyorsa parmak izini mutlaka orada bırakmıştır…

17–06–2017
Nusret KEBAPÇI



12 Haziran 2017 Pazartesi

BÜYÜK RESME BAKMAK

BÜYÜK RESME BAKMAK


Aslına bakarsanız ülkemizde yaşananları anlamak için olayları en ince ayrıntısıyla inceleyerek açıklamaya çalışmak…
Sizi ayrıntıya boğmaktan başka hiç bir işe yaramaz.
Bu nedenle asıl büyük resmi anlamaya çalışmak…
Kanımca gidişatın yönü hakkında çok daha doğru bilgiye ulaşmanızı sağlayabilecektir.
Peki, büyük resim nedir?
Ya da nasıl bakılmalı ki olay tam olarak anlaşılabilsin?
Emperyalizm…
Daha açık olarak söyleyim ABD ve diğer Avrupa devletleri…
Yıllardan beri Türkiye’nin küçülmesi…
Federatif devletçiklere ayrılması gerektiği konusunda hem fikir değiller miydi?
Nasıl yapacaklarını düşünüyordunuz…
Herhalde işgal edip silah zoruyla değil.
Hem zaten o zaman, Nato’nun 4. büyük ordusu, ulus devletini Cumhuriyeti savunmakta kararlı olan güçlü bir TSK varken bunun mümkün olamayacağını bizim kadar en az onlar da biliyorlardı…
Bu nedenle…
Önce ordunun zayıflatılması, sonrada bırak dışarıya korku salmasını, içeride bile söz geçemeyecek hale getirilmesi gerekiyordu ki…
İstedikleri yapılabilsin.
İşte TSK İç Hizmetler Kanunu 35 maddede değişiklik yaparak ordunun içerideki ayaklanmalara bile müdahale edememe yasası bunun için çıkarıldı…
Hatta
Vali ve kaymakamlardan izin almadan müdahale etme yetkileri de…
Elbette tüm bunlar yetmiyordu…
Çünkü
Ordu hala Atatürk’e bağlıydı ve…
Kendisini, ulusun ve Cumhuriyetin yegâne koruyucusu olarak görüyordu…
Tabi böyle bir anlayış olduğu sürece de kimse bırak bölünmeyi…
Federalizmin f’sini bile ağzına alamazdı…
Bu konuda AB’nin desteğini de unutmamak gerekiyor.
Sıklıkla yaptıkları…
“Ordu sivil otoritenin emri altına girmeli” vurgusu, ordunun Ergenekon ve Balyoz türünden operasyonlara kolay uyum sağlamasına yetti de arttı bile…
Şimdi de…
Orduda pek çok komutan ve subay…
Sözde Fetö gerekçesiyle kendilerini savunmalarına bile fırsat tanınmadan sorgusuz sualsiz mesleklerinden uzaklaştırılmaktadır…
Artık o duruma gelindi ki…
Yanı başımızdaki adaların işgali…
Yunan komutanların tacizleri bile sessizlikle geçiştirilir hala gelindi…
Yani uzun sözün kısası…
Federatif…
Çok kimlikli
Çok kültürlü…
Dini bir başkanlık düzeni…
Ancak ordu teslim alınıp…
Ulus devletten uzaklaştırılarak…
Toplumda hemen herkeste korku yaratılarak yapılabilirdi…
Değilse…
Fetö ile işbirliği yapan siyasilere hiç dokunulamazken…
Birilerinin damadı olmak bile salıverilme nedeni olurken
Parasını verenler çabucak tahliye olabilirlerken…
Ne demeye…
Öğretmen, polis, memur, doktor peşinde koşulsun, öyle değil mi?

11–06–2017
Nusret KEBAPÇI





6 Haziran 2017 Salı

BENDEN DUYMUŞ OLMAYIN…

BENDEN DUYMUŞ OLMAYIN…


Son günlerde bazı partilerimiz gelecekteki cumhurbaşkanlığı seçimi için şimdiden görüşmelere başladılar ya…
İnsanın aklına birçok şey geliyor.
Bunu sakın çeşitli adaylarla ilgili öneride bulunuyor gibi düşünmeyin Benim burada kastettiğim…
Geçtiğimiz seçimde yapılan yanlışa demeyim…
Önceden planlanmış tezgâha bir daha düşülmemesi.
Ben bunu söyleyince belki…
Ne tezgâhı?
Hepimiz “tıpış tıpış ” gitmedik mi? Diye düşünmeyin…
Bu arada…
Siz hala…
O cumhurbaşkanlığı seçimine çok kısa bir süre kala
Önce iki…
Sonra daha fazla partinin önerisiyle aday olan Ekmeleddin İHSANOĞLU’nun neden birden bire…
Üstelik seçime çok az bir süre kalmışken ve tabanın hiç bir şekilde görüşü alınmaksızın…
Nasıl ve hangi güçlerin devreye sokularak aday yapıldığını merak ediyorsanız…
O zaman…
İsterseniz çok fazla bilinmeyen…
Ancak…
Üzerinde kitap bile yazılan bir bilgiden söz etmenin tam zamanı diye düşünüyorum…
Bakın lafı hiç dolandırmayacağım…
Çok net bir bilgiden bahsedeceğim…
Tabi her bilgi gibi bu da tartışılmalı…
Sorgulanmalı…
Bunu yapmamanız için hiç bir neden yok ama bilmenizde yarar bulunuyor…
Şimdi siz…
2014’te yapılan cumhurbaşkanlığı seçimine çok kısa süre kala muhalefetin birden bire İslamcı bir aday önerdiğini düşünüyorsunuz ya…
Aslında…
Bu iş öyle birden bire yapılmamış…
Yani öyle sandığınız gibi, kısa zaman önce akla gelen bir öneri falan da değil…
Tersine…
Bu iş seçimden tam 3 yıl öncesinden planlanmaya başlanmış…
Nasıl mı?
Şöyle;
2011 Ağustos’unda hepimizin yakından tanıdığı iş adamı Aydın DOĞAN Cidde’de Ekmeleddin İHSANOĞLU’yla görüşüyor ve ondan önümüzdeki seçimde cumhurbaşkanı adayı olmasını istiyor…
Seçim ne zaman?
2014.
Yani 3 yıl sonra…
Tabi teklif kabul ediliyor…
Ve planlandığı gibi Ekmeleddin İHSANOĞLU neredeyse tüm muhalefetin ortak adayı oluveriyor.
Bunu söyleyince hemen...
“Nereden biliyorsunuz?”
“Acaba doğru mu?”
“Kanıtınız var mı?”Gibi sorular aklınıza gelebilir…
Bu nedenle baştan söyleyim…
Bu bilgiler, gazeteci, parti yöneticisi, bir dönem milletvekili olan Sayın Tevfik DİKER tarafından Kurtlar Medyası adı altında kitap bile yapılmış…
Üstelik kitabın birinci baskısının tarihi bile 2013
O halde soralım…
2011 yılında bu öneri kim adına yapıldı?
Ve neden?

05–06–2017
Nusret KEBAPÇI