27 Ekim 2017 Cuma

SİYASAL İSLAMCILIKLA BİR ÜLKE KALKINABİLİR Mİ?

SİYASAL İSLAMCILIKLA BİR ÜLKE KALKINABİLİR Mİ?


Evet, kalkınabilir mi?
Ya da şöyle söyleyelim…
Kalkınabiliyor mu?
Hani yaklaşık 15 yıldır onlar tarafından yönetiliyoruz ya o yüzden söylüyorum…
Peki neden?
İşte bu soruya verilecek yanıt bence oldukça önemli…
Şöyle bir düşünün…
1980’lere kadar ülkemiz sanayide çok önemli adımlar atmış olup, tarımda da kendi kendine yeten 7 ülkeden biri iken…
 Bugün neden neredeyse tüm sanayimizi yabancılara peşkeş çekip tarımın ve hayvancılığın ölüm fermanlarını kendi ellerimizle imzalayıp…
Sırbistan’dan, Rusya’dan et aldığımız gibi samanı bile yabancı ülkelerden ithal ediyoruz.
Doğrusunu isterseniz nedeni belli…
Çünkü…
Türkiye’yi yönetenler milli bir bakış açısına sahip olmayıp siyasal İslamcı bir bakış açısıyla ülkeyi yönetmektedirler…
Böyle olunca da ister istemez…
Sanayileşmekten, tarıma…
İç politikadan, dış politikaya…
Hatta Ege’deki adalardan tutun da…
Kendi ellerimizle yarattığımız Irak ve Suriye Kürdistan’ına kadar hemen her konuda yanlış politikalar uygulanması da kaçınılmaz olmaktadır…
Tüm bunların sonucunda da Ülkemiz hem ekonomik hem de siyasi olarak çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır…
Peki neden?
Ya da şöyle söyleyelim…
Milli politika ile siyasi İslamcı politika arasında ne gibi bir fark var ki birinde sorunlar çoğalırken diğerinde çözülür…
Nedeni şu: milli bakış açısıyla önemli olan tüm milletin ortak çıkarlarıdır…
Dikkat edin milletler demedim millet dedim
Hani bazılarının anlamamakta ısrar edip, tekçilik falan gibi yakıştırmalar yapıyorlar ya özellikle onlar için söylüyorum…
Millet zaten tektir. bir ülkede ise zaten tek bir millet vardır…
Bu nedenle de Türk vatandaşı olanlara Türk…
Alman vatandaşı olanlara Alman…
Yunan vatandaşı olanlara da Yunan denilir…
Neyse devam edelim…
İşte bu milletin oluşması için de öncelikle laikliğin olması gerekmektedir, yoksa egemenliğin din adına birilerinde olduğu bir rejimde Millet kavramı değil…
Ümmet vardır. Bu nedenle de irade konulması, söz sahibi olunması falan hikâyedir…
İşte laiklik olunca, siz millet oluyorsunuz…
Millet olunca da yaşadığınız toprak vatan haline geliyor…
Böyle olunca da…
Ekonomik ve siyası bağımsızlık…
Emperyalizme karşı mücadele de anlam kazanıyor.
Ama dediğim gibi siz laikliğe karşı çıkıp milliliğe düşman olunca haliyle millet de olamıyorsunuz…
Millet olmayınca, sizin vatan diye bir kavramınız, bağımsızlık diye bir anlayışınız da olamıyor…
Dolayısıyla emperyalizmi de anlamanız düşünülemez…
Haliyle bu durumda sanayi, tarım falan da olmuyor…
Tabi ben bunları söyleyince “Bunlar yanlış, doğru değil ”de diyebilirsiniz ancak onu söylediğinizde ister istemez şu sorulara da yanıt vermeniz gerekecektir…
Sahi
Bu 57 Müslüman ülkenin içinde bir tane bile sanayileşmiş…
Tarımda gelişmiş ülkenin olmaması sadece tesadüfle açıklanabilir mi?
Ya da şöyle söyleyelim iktidar neden farklı mezhepten olduğu düşüncesiyle 6 yıldır Suriye’ye karşı ABD’nin yanında…
Neden? 100 ülkeden gelen İslamcılar ABD’nin ve batının değil de Suriye’nin karşısında…
Demek istediğim her zaman olduğu gibi bu konuda da yalnızca iki seçeneğiniz bulunmaktadır…
Ya Atatürk’ten…
Cumhuriyetten…
Ulusal egemenlikten yana olarak ulus devletinizin yanında olacaksınız…
Ya da yeni Osmanlıcılık adı altında Türk kimliği, ulus devlet ve Atatürk düşmanlığı yaparak emperyalizmin yanında…
Ortası yok…

26–10–2017
Nusret KEBAPÇI






21 Ekim 2017 Cumartesi

YENİ OSMANLICILIK DEDİKLERİ…

YENİ OSMANLICILIK DEDİKLERİ…

Bilindiği gibi Türkiye adım adım yapılan değişikliklerle siyasi İslam daha doğrusu yeni Osmanlıcı bir düzene doğru ilerlemekteyken…
15 Temmuz Darbesi ve ele geçirilen olağan üstü hal yetkisiyle bu sürecin hızlandırıldığını hemen her alanda görmek mümkün.
Özellikle de eğitimde…
Farkında mısınız?
Neredeyse hemen her yıl yapılan bir dizi değişiklikle neler yapıldığını düşünüyorsunuz…
Doğrusunu isterseniz konunun uzmanlarının bile takipte zorlandığı bu değişikliklerin eninde sonunda vardığı tek yer…
Eğitimin giderek dinselleştiği…
Böyle olunca ister istemez “Ne var bunda? “
“Çocuklar dini öğrenmesinler mi?” Gibisinden aklınıza bir takım sorular gelebilir…
Bu yüzden de konuya açıklık getirmekte yarar bulunuyor.
Şöyle de demek mümkün…
Eğitimde dinsellik artınca hani yeni Osmanlıcılığa soyunuyoruz ya o yüzden söylüyorum…
Ne olur?
Neler değişir biliyor musunuz?
Ben söyleyim.
Öncelikle bugüne kadar ki uygulamaların da gösterdiği gibi çok daha ahlaklı falan olmayacağımız kesin görülüyor…
Hem bir düşünün…
Sizce heykele put deyip de Atatürk heykellerini kırmaya çalışanlardan heykel gibi bir sanat dalını geliştirmesi beklenebilir mi?
Ya “Kadın eli tutmak ateş tutmaktan daha tehlikeli” diyen bir anlayıştan…
Annesinden tahrik olan bir kafadan…
Sinemanın…
Tiyatronun, operanın…
Balenin…
Hatta bırakın onu…
Kadın sesinden bile tahrik olan birinden müziği geliştirmesini beklemek mümkün mü?
Elbette değil…
Ya bilim…
Bilim gelişir mi?
Sahi Hazerfen Ahmet Çelebi’nin öldürülmesinin koşullarının
Hala varlığını sürdürmediğini mi düşünüyorsunuz?
Matbaa neden kaç yüzyıl giremedi sanıyorsunuz bu ülkeye?
Peki, tüm bunlar olur da…
Ülke sanayileşebilir mi ya da tarımını geliştirebilir mi?
İsterseniz söyle söyleyelim
Son 100 yılda 57 tane İslam ülkesi içinde neden sadece Türkiye
İslam ülkeleri içinde en demokratik…
Önemli ölçüde sanayileşmiş…
Tarımda etrafına örnek olabilecek…
Kendi kendine yetebilen bir ülke oldu sanıyorsunuz…
Sahi neden?
İşte bunu anlayabilmek için önce Türkiye’nin İslam ülkeleri içinde laikliği benimsemiş tek ulus devlet ve…
Aynı zamanda bu özelliğiyle tüm sömürge ve yarı sömürge ülkelere emperyalizme rağmen bunun başarılabileceği konusunda model olduğunu da bilmemiz gerekiyor…
Ancak bunun böyle devam etmeyeceği açıktı…
Çünkü Türkiye bugüne kadar oluşturduğu sanayisi ve kendi kendine yeterli olan tarımıyla tüm dünyayı kendi pazarı yapmaya çalışan küresel ekonominin önünde ciddi bir engel oluşturuyordu…
İşte bunun için, tüm sanayinin tasfiye edilip, tarımda da batının açık pazarı olup eti, samanı bile dışarıdan alır hale gelinmesi gerekiyordu…
Ama biliyorlardı ki bunu az da olsa milli yanları bulunan iktidarlarla asla yapamazlardı…
Çünkü o dönemin partilerinin savunduğu milliyetçilik tüm bunların yapılmasının önünde ciddi bir engel oluşturuyordu…
Bu nedenle her türlü milli değerden yoksun bir anlamda küreselleşmeci siyasi İslamcı bir partiyi iktidara getirdiler ki…
Tüm istedikleri hiçbir engelle karşılaşmadan yapılabilsin…
İşte yeni Osmanlıcılık dedikleri de Türkiye’nin üretmeyip emperyalizmin pazarı olmasının öteki adıdır…
Bilmem anlatabildim mi?

20–10–2017

Nusret KEBAPÇI

14 Ekim 2017 Cumartesi

SAHİ BİZ ATATÜRK’Ü ÖĞRETİYOR MUYUZ?

SAHİ BİZ ATATÜRK’Ü ÖĞRETİYOR MUYUZ?


Müfredattan Atatürk’ün çıkarıldığı eleştirilerine karşı “Biz Atatürk’ü 1.sınıftan itibaren öğretiyoruz” diyorlar ya…
Peki, gerçekten Atatürk öğretiliyor mu? İşte orası çok önemli…
Şöyle bir düşünün, yıllardan beri yani neredeyse son 30 yıldır ders kitaplarında Atatürk’e ait ne öğrendik…
Tamam…
Pembe panjurlu iki katlı bir evde doğduğunu hepimiz biliyoruz diyelim…
Hatta kız kardeşiyle birlikte dayısının bahçesinde karga kovaladığını da…
Ama ya sonrası, isterseniz 1. dünya Savaşı’ndan başlayalım, Çanakkale Savaşı’nda Alman komutanlara rağmen üstün basarı göstererek savaşı kazanmamızı sağladığını kaçımız biliyoruz?
Biliyor olsaydık…
Atatürksüz Çanakkale Zaferi kutlamalarına kim itibar edebilirdi ki…
Gelelim Kurtuluş Savaşı’na…
Ders kitaplarının hangisinde; Kurtuluş Savaşı için millet örgütlenmeye çalışılırken, Sarayın; “Yunanlıların Millicilerden daha iyi olduğunu” anlatıp halkı Kuvayi Milliye’ ye karşı ayaklanmaya çağıran fetvaları bulunuyor…
Ya da Derviş Mehmet’in Kubilay’ı nasıl kestiğini anlatan herhangi bir metin…
Sahi…
Şeyh Sait ve Seyit Rıza olaylarının amacının ne olduğu…
Sevr’den bu yana emperyalistlerin büyük Kürdistan kurma çalışmaları nerede yazmaktadır?
Bundan vazgeçtim…
Hani üzerine sıkça laf ediyoruz ya, neden öğrencilere bugüne kadar Sevr…
Mondros…
Lozan Anlaşmaları ek kitap olarak verilip okunması sağlanmaz, üzerinde tartışılmaz da…
Hemen her gün bir sürü uydurma bilgilerle kafa karıştırılmasına seyirci kalınır…
Sahi neden?
Topraklarımızın bir bölümünün Ermenistan, bir bölümünün Kürdistan olması için, ta o zamandan beri birilerinin emperyalistlerin desteğiyle neler yapmaya çalıştıkları hiç öğretilmez?
Ya
Cumhuriyetle birlikte yapılmasına başlanılan Devrimlerin tümünün; Osmanlıdan kalan çeşitli etnik ve dini kimliklerden tek bir ulus yaratmak için gerçekleştirilip…
Aynı dile…
Aynı tarihe sahip bireyler olmamız için çabalandığını…
Öğrencilerimize ortak milli duygu kazandırmak için eğitimin dini vakıf ve kuruluşlardan alındığını kim biliyor?
O halde söyleyin…
Kılık ve Kıyafet Devrimi’nin de amacı; toplumda farklı dini kıyafetlerin toplumu tarikat ve cemaatlere böleceği düşüncesinden hareketle sokakta yasaklayarak toplumu ulus kimliğinde bir araya getirmek değil midir?
Bugün de…
Tarikat ve cemaat kimliğini öne çıkartıp bunun kılık ve kıyafetleriyle kamuya ve okullara sokulması için çaba harcayanların Türk kimliğine düşman olmaları sadece tesadüfle açıklanabilir mi?
Ya Şapka Devrimi’nin sadece meclis ve kamuda o da sadece kamunun halk nezdinde tarafsızlığını ifade etmek amacıyla zorunlu tutulduğunu kaç kişi bilmektedir?
Yani uzun sözün kısası; çok uzun zaman var ki biz Atatürk’ü gerçek anlamıyla hiç öğretmedik…
Hem öğretmiş olsaydık…
Bu gün FETÖ…
Yarın hangisinin yabancı devletlere hizmet edeceğini bilmediğimiz bir sürü milli bilinç ve duygudan yoksun tarikat ve cemaatlere eğitim teslim edilebilir miydi?
Tabi o işin ayrı bir yanı ama bilinmesi gereken bir şey var, o da ulus kimliği yok etmeden…
Toplumu etnik ve dini kimliklere ayıracak federatif bir başkanlığın başka bir yolu yok…

13–10–2017

Nusret KEBAPÇI

5 Ekim 2017 Perşembe

ASLINDA NE YAPILIYOR BİLİYOR MUSUNUZ?

ASLINDA NE YAPILIYOR BİLİYOR MUSUNUZ?


Hani yol…
Köprü…
Şehir hastaneleri falan yapılınca siz sanki çok gelişiyormuşuz gibi bir duyguya kapılıyorsunuz ya…
Aslında olup bitenin gelişmekle falan hiçbir ilgisi yok.
Tam tersine…
Tüm bu yapılanların…
Düpedüz…
Bağımlılığımızın artırılması için yapıldığını söylersem sakın ama sakın alınmayın çünkü gerçek bu.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Bir zamanlar bunu 15–20 yıl gibi bir zaman öncesi için söylüyorum
Türkiye iyi kötü bir sosyal devletken…
Hemen tüm halk, vergisini verir…
Bu vergilerle de yol köprü…
Hava alanı…
Otoyol…
Fabrika yapıldığını görür, bu devletin bir ferdi olmakla gurur duyardı çünkü bilirdik ki…
O yolun…
Köprünün, havaalanının her karışında emeğimiz…
Paramız bulunur…
Hem zaten zamanın kamu spotlarında da bu durum…
Ödediğiniz vergilerle, yol, köprü yapılıyor gibisinden bize de anlatılırdı…
Tabi o dönemde devlet bugünkünden çok büyük olup yolu köprüyü kendi olanaklarıyla bile yapabilirdi.
Ancak neo liberal anlayışın 1980’lerde ülkeye hakim olmasıyla birlikte durum değişti…
Şimdi…
Hem o yol…
Köprü…
Otoyol yapmak için gelirlerimizden önemli oranda vergi alınırken…
Diğer yandan da tüm bu yapılanlardan yararlanırken neredeyse maliyetinin 10 katından fazla ödeme yapıyoruz…
Sahi neden?
Neden kendi olanaklarımızla bunu yapıp, daha ucuza mal edip, halkı ucuza yararlandırmak varken illa yabancı şirketlere 40- 50 yıl para kazandırmaya çalışıyoruz
Amaç nedir?
Aslında amaç bellidir…
Adamlar kitaplara bile koymuşlar…
Üstelik gizli, saklı falan değil, son derece açık…
Diyorlar ki : ”Eğer bir ülke bizim planlarımızın dışında, kendi olanaklarıyla bağımsız olarak sanayileşmeye falan kalkarsa…
Hemen baskı kurulur ve denilir ki…
Vazgeç.
Bakıldı ki vazgeçmedi…
O zaman ortak olmak için baskı yapılır…
O da mı yapılmadı, bu kez bize satılması için baskı yaparız…
Çok zorlarız sonuçta alırız ve...
O fabrikaları kapatır doğrudan kendi ülkemizden ithal yoluyla o ürünleri getirerek…
Kendi sanayimize, işçimize ve çiftçimize parayı aktarırız…”
İşte ekonominin liberalleştirilmesiyle beraber mal yanında paranın da giriş çıkışına serbesti getirilmesindeki asıl amaç ülkemizde elde edilen karın bile zerresini o ülkede bırakmadan kendi ülkelerine aktarıp ilgili ülkede sanayiye, yatırıma yönelebilecek bir birikim yarattırmamaktır…
İşte bire mal olanı on’a mal edip yabancı sermayeye aktarılan köprü ve yollar da bu dümenin bir parçasıdır…
Uzun sözün kısası eğer bugün çalışanımızı düşük asgari ücretle çalıştırıp, emeklimizi çok kötü koşullara mahkum edip, eğitimimiz, sağlığımız giderek bozuluyorsa, bir önceki yıldan daha kötü koşullarda yaşıyorsak nedeni işte budur…
Bilmem anlatabildim mi?

05–10–2017

Nusret KEBAPÇI

28 Eylül 2017 Perşembe

TEOG NEDEN KALDIRILDI?

TEOG NEDEN KALDIRILDI?


Böyle birden bire…
Tartışılmadan…
Sorgulanmadan, öğretmenlerden, konunun uzmanı olan çeşitli akademisyenlerden görüş almadan TEOG neden kaldırıldı?
Haliyle insan merak ediyor…
Tabi bunun yanında…
Acaba bu Barzani’nin referandumu öncesinde geçmişte Barzani’ye çok fazla destek verildiği, üstelik bu desteğin çekildiğine yönelik herhangi bir belirtinin ortaya çıkmadığı koşullarda, hani gündemi değiştirmek ve milletin dikkatini başka yerlere çekmek amacıyla eğitim sistemi Barzani’ye kurban mı ediliyor diye insan düşünmeden edemiyor ama…
Öyle ya da böyle bildiğimiz tek şey TEOG’un kaldırıldığı.
Tabi bu durumda sormak gerekiyor…
Ya kardeşim…
Yaklaşık 15 yıldır…
Pek çok sınav sistemi ve aynı partinin iktidarı döneminde tam 6 tane bakan değişti…
Bugüne kadar eğitimde hangi başarı yakalanabildi?
Aslına bakarsanız hiç bir şey
Bırakın PİSA gibi uluslararası sınavları, daha hatasız ders kitabını bile beceremediğiz ortada değil mi?
Şimdi söyle bir fikir jimnastiği yaparak bu sınavın neden kaldırıldığının, yerine neden bazı yandaş gazetelerde dillendirilen adrese dayalı bir kayıt sisteminin getirilmek istendiğini isterseniz biraz tartışalım…
İsterseniz bunu biraz ekonomiyi de işin içine katarak anlatmaya çalısalım…
Bakın…
Eğer herhangi bir malla…
Hizmetle ilgili arz ve talep arasında dengesizlik varsa yani ürün az ve talep fazlaysa mutlaka bir eleme veya seçme yapılması gerekir değil mi?
Bu okul konusu da biraz öyle…
Ya da şöyle konuyu biraz tersten anlatalım…
Diyelim ki…
Ülkedeki okulların tamamı, gerek donatım…
Gerek eğitim ortamı veya bina…
Ve
Öğretmen açısından birbirinin neredeyse aynısı olsa,  öğrenci seçmek için herhangi bir sınava ihtiyaç olur muydu?
Elbette olmazdı
Zaten bu seçme işi de az sayıdaki olanaklı okula öğrencilerin yoğun talep göstermesinden kaynaklanmıyor mu?
Ama bilinmesi gereken bir şey var o da…
Bu sınavların her türden eşitsizliğe karşın yoksul semtlerdeki öğrencilerin önüne iyi okullarda okuyabilme fırsatı çıkarttığıdır.
Ama şimdi
Bu sınavlar kaldırılınca…
Yoksul bölgelerde okuyan öğrencilerimiz kendi semtlerindeki olanaksız, bakımsız
Öğretmensiz okullara…
Hatta İmam hatip türünden okullara mecbur bırakılacak deyim yerindeyse gelecekleri ellerinden resmen çalınacak…
Diğer taraftan zengin semtlerdeki çocuklar da hiç çalışmadan…
Çaba harcamadan, ülkenin en iyi okullarında okuyabilip...
En iyi mesleklerini seçebileceklerdir.
Aslında iş tamamen sınıfsaldır…
Çünkü bilinmeli ki bir toplumda gelir seviyesi açısından uçurum varsa Okulları arasında da uçurum vardır.
Ve ülkedeki okullar eşit hale getirilmeden yapılan her türden düzenleme yoksulların aleyhinedir. Ya da şöyle söyleyelim…
Ne demiş şair;
“İşçisin sen işçi kal, giy dedi tulumları…”
Olay budur!

27–09–2017
Nusret KEBAPÇI








25 Eylül 2017 Pazartesi

REFERANDUM DEMİŞKEN…

REFERANDUM DEMİŞKEN…


Şimdi biz Barzani’nin 25 Eylül’de yapacağı referandumu tartışıyoruz ya…
Hatta bunu engellemek üzere meclisten tezkere bile çıkarıldığını biliyoruz…
Sahi beyler! Bu referandum niçin yapılıyor?
Amacı nedir?
Yani sonuçta ne olacak biliyor musunuz? Gibisinden bir soru sormuş olsaydık…
“Tabi biliyoruz…”
“Barzani bağımsızlığını ilan edecek” dediğinizi duyar gibi oluyorum da…
Peki
Barzani’ye bugüne kadar…
ABD ve İsrail dışında en çok desteği hangi ülkenin verdiğini sormuş olsaydık yanıtı kim?
Hangi ülke olurdu dersiniz…
Şöyle bir düşünün daha yıllar önce
Bu kişi bizim kırmızı pasaportumuzu taşırken bile
Ülkemizin eski cumhurbaşkanlarından biri tarafından bugün Barzani bölgesi olan yere Kürdistan denmemiş miydi?
Demişti ve zaten iş onunla kalmamıştı…
Açık söylemek gerekirse biz oranın neredeyse tüm alt yapısını ülke olarak üstlenmiştik
Yol, köprü…
Devlet binaları, hepsini neredeyse biz yaptık…
Hatta
Bugün bile elektriğini kendi vatandaşımıza verdiğimizden çok daha ucuza veriyoruz…
Yetmedi…
Askerini biz eğittik.
O kadar ki…
Irak yönetiminin tüm tepkisine rağmen o bölgenin Petrolünü Yumurtalık’a getirip satılmasını bile sağladık…
Onunla da kalınmadı…
Parti olarak genel kurula çağırıp,  konuşma yaptırıp, alkışlatıp “Türkiye seninle gurur duyuyor…” diye slogan bile attırıldı…
Sadece meraktan soruyorum…
Bu duyulan gurur nasıl bir gururdur anlamak gerçekten zor.
Tabi o yıllarda BOP yeni başlamış ve birilerine göre Diyarbakır merkez olacak…
Sözde Kürdistan denilen yer bize bağlanacak…
Ve sözüm ona Türkiye parçalanmak ne kelime daha bile büyüyecekti…
Zaten bizim ülkede yapılan “Açılım” vs gibi isimlerle anılan projelerin ana temeli de buydu…
Tabi şöyle söyleyebilirsiniz…
“Tamam.”
“Hata yaptık…”
Hatta…
“Bizi Barzani kandırdı…” Bile diyebilirsiniz, çok kandırıldığınızdan buna da inanabiliriz de…
Ya bundan çok kısa bir süre önce Barzani’nin ülkemize gelip devlet protokolüyle karşılanmasına…
Bayrağının sanki bağımsız bir devlet gibi astırılmasına ne demeli…
Yoksa siz…
Bayrağın egemenlik anlamına geldiğini, bunun Barzani’yi referandum yapmadan bile tanımak anlamına geldiğini bilmiyor musunuz?
Diyelim ki…
Onda da aldandınız…
Ya kardeşim içeriğinde Türkiye’de yabancı askerin bulunmasını da içeren bir tezkereyi çıkardınız çıkarmasına da…
Barzani referandumla bağımsızlığını onaylatınca ne olacak biliyor musunuz? Olacak şu…
Sıra Türkiye ve Suriye’ye gelecek…
Peki, o durumda ne yapacaksınız
Biliyorum sizin çözümünüz yok, hatta belki çok kimlikli, federatif bir devletten de yanasınız ama bilmenizde yarar var…
Bunu önlemenin de sadece bizde değil, tüm ülkeler için bir tane çözümü vardır…
O da ulus kimlik dediğimiz Türk milleti kimliğini tekrar herkesi kucaklayacak şekilde Atatürk’ün belirttiği şekilde tanımlayıp topluma benimsetmek…
Gerisi hikâyedir…

24–09–2017
Nusret KEBAPÇI





19 Eylül 2017 Salı

ATATÜRK MÜFREDATTAN ÇIKARSA…

ATATÜRK MÜFREDATTAN ÇIKARSA…


Uzun bir süredir adım adım Atatürk ve ulus kimlikle ilgili konular müfredattan çıkarılmaya çalışılmaktadır…
Çünkü
Birileri uzun süredir rahatsız oldukları ulus devlet yapısını ve ulus kimliği yıkmak…
İslami çok kimlikli, çok milliyetli bir devlet kurmak için fırsat yakaladıklarını düşünmektedirler…
Aslına bakarsanız bunun sadece son değişiklikle ilgili olduğunu düşünüyorsanız biliniz ki fena halde yanılıyorsunuz.
Hem bu süreç o kadar yeni falan değil neredeyse 40 yıllık bir geçmişe sahip.
Yani basit bir hesap yapmak gerekirse 1980‘lere kadar uzandığı bile söylenebilir…
Ancak son 15 yılda bu değişimin daha hızlı yaşandığını da söylemek mümkün
Doğrusunu isterseniz gerek dünyada…
Gerekse ülkemizde uygulanabilecek 2 türden eğitim vardır…
Bunlardan biri milli bir eğitimdir…
Diğeri de gayri milli bir eğitim.
Peki, nedir bu milli eğitim, isterseniz önce ondan başlayalım…
Bu eğitimde…
Millet ön plandadır
Yani öğrenciler öncelikle yaşadıkları ülkenin tarihini, coğrafyasını diğer ülkelerle geçmişten bu yana yaşanan sorunları…
Ve milletin refahı ve kalkınması için gerekli olan…
Bilimi…
Felsefeyi…
Edebiyatı…
Teknolojiyi öğrenirler…
Tek bir amaç vardır
Milletin çıkarları refahı ve mutluluğu…
Bu nedenle milli eğitim sistemi…
Hem öğrencilere çağın gerektirdiği bilimi, sanatı, felsefeyi öğretmek, hem de toplumun gelecekte de birlik ve beraberliğini koruyup…
Kendilerini açık Pazar yapmak isteyen emperyalizmin oyununa düşüp parçalanmamak için de…
Her türden etnik ve dini ayrımcılığı dışlayarak mutlaka laik olmak zorundadır…
Çünkü hemen her türden etnik ve dini kimlikten insanı bir araya getirerek millet yapan düşünce bunu gerektirmektedir.

Dolayısıyla Ülkenin birlik, yani tek millet esasını bozmaya yönelik olan her türden…
Etnik bölücülük…
Mezhepçilik…
Tarikatçılık türünden ayrımcılık, tehdit kabul edilir ve gelişmelerine izin verilmez ayrıca bu tür kimliklerin kendi farklılıklarını kıyafetleriyle ifade ederek toplumda farklılaşma yaratılması da engellenir.
Hem zaten izin verildiğinde; nasıl bir paralel hiyerarşiye yol açıldığını daha çok yakın bir süreçte, ülke olarak hep birlikte yaşamadık mı?
Bu nedenle tekrar; gelecekte er’den emir alan general…
Hizmetlisinin emir verdiği genel müdürle karşılaşmak istemiyorsak başta eğitim olmak üzere devletin her kademesini her türden etnik ve dini etkilerden uzak tutmak zorunludur…
Yani uzun sözün kısası milli eğitimle; milletin çıkarlarını korumayı, milleti kalkındırmayı, refaha ulaştırmayı; yani sanayileşmeyi…
Tarımı geliştirmeyi, yer altı, üstü tüm kaynaklarına sahip çıkmayı her şeyin üstünde tutacak, bilimde ve sanatta da ülkede yeni ufuklar açacak öğrenci yetiştirilmesi hedeflenirken…
Gayrı milli eğitim yani dini eğitimle’de…
Aslında biliyorsunuz ama yine de söyleyim…
Milletin anlamını bırak, adını bile söylemekten korkan…
Emperyalizmin ne olduğundan haberi bile olmayan…
Ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve sorunlardan bi haber…
Bilim, sanat ve felsefeden uzak…
Tamamen kendi dini ya da mezhebinin çıkarlarını gözeten, bunun için de yabancılarla işbirliği yapılmasında hiçbir sakınca görmeyen kimliksiz, kişiliksiz sadece küresel sermayeye elaman olabilecek öğrenci yetiştirilebilecektir…
Yapılan budur…

18–09–2017
Nusret KEBAPÇI