19 Aralık 2016 Pazartesi

BOMBALARI KİM PATLATIYOR?

BOMBALARI KİM PATLATIYOR?


Böyle sorunca haklı olarak…
Nereden bilelim…
Devletin bilmesi…
Hatta bilmesi de gereken önlemleri alması gerekir diyeceksiniz ama hiç de öyle olmuyor.
Farkında mısınız?
Sanki bir Lübnan…
Suriye…
Irak…
Afganistan gibi neredeyse her 15 günde bir bomba patlar hale geldik.
Peki, bu işle sorumlu olup, devleti yönetenler ne yapıyor dersiniz?
Onlar her zaman olduğu gibi; ” Keşke sizde şehit olsanız…”
Ya da “Bu işlerden neden siyasi irade sorumlu tutulmaya çalışılıyor …” türünden abuk sabuk yanıtlar vermeye çalışıyorlar ki…
İnanın ne gerekli önlemi almayan bir yetkili var ortalıkta.
Ne de devlette güvenliği sağlayan yetkililer.
Deyim yerindeyse “Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete.”
Durum aynen budur.
Yani ortalıkta devlet aklını kullanan bir kişi bile yok.
Peki, eğer bu kadar bomba patlıyorsa ve siz hiç bir önlem alabilme becerisinden yoksunsanız neden hala memleketi yönetiyor görünüyorsunuz bence anlamak mümkün değil.
Ya beyler…
Siz değil miydiniz açılım adı altında PKK’nın dağlardan şehirlere inmesine neden olan…
Özgürce her tarafa bomba yerleştirmesine göz yuman…
Suriye’ de PYD kantonlarının oluşması bile…
Suriye devlet güçlerinin sizin desteklediğiniz teröristlerden korunmak için gücünü merkeze toplayıp sınırları boşaltmasıyla oluşmadı mı?
Yani sizin Emevi camisinde namaz kılmak gibi yeni Osmanlı hayaliniz olmasaydı…
Ne PYD olacaktı o topraklarda…
Ne IŞİD…
Ne de ÖSO…
Biz daha önce olduğu gibi “kardeşim Esat’la” barış içinde yaşayacaktık…
PKK’da yanı başımızda devlet kurmuş bir güç gibi güçlenemeyecekti…
Peki, bu bombaların patlamasının başkanlıkla bir ilgisi var mı?
Yok mu dediniz…
Sizce batı…
Aynen Osmanlının son döneminde hem halife hem de padişah olan her şeye muktedir tek kişi yönetimi mi ister?
Yoksa…
Muhalefeti…
Sivil toplum örgütleri olan, ülke çıkarına karşı olan her şeye tepki gösterilebilen demokratik bir sistemi mi?
Son dönemde…
Ekonomik olarak neredeyse iflas etmemize rağmen batı medyası tarafından çok güçlü olduğumuza yönelik yapılan açıklamalar bile bunun göstergesi değil mi?
Hafızaları birazcık yoklayalım…
Daha ortalıkta bir bomba bile patlamamışken…
Zamanın Anayasa Komisyonu Başkanının 2014 Aralık ayında “Başkanlık olmazsa kaos olur “ demesi neyin nesiydi dersiniz…
Ya dönemin Sağlık Bakanının 2015 Ağustos’unda “Başkan seçseydik kaos olmayacaktı…” sözünü nasıl değerlendirmek gerekir…
Bence tüm bu söylemlerin bir tane açıklaması vardır
Batılı emperyalistler; parlamentosu, muhalefeti olan, hemen her şeyin tartışılabildiği ulusal çıkarları savunan bir meclisle işlerin 1 Mart tezkeresinde olduğu gibi yürümeyeceğini bilmektedirler…
Bu nedenle işi Osmanlı’nın son döneminde olduğu gibi tek adamla götürmek istemektedirler…
Çünkü her zaman için bir kişiyi ikna etmek, meclisi, sivil toplumu olan bir halkı ikna etmekten çok daha kolaydır…
Bunun için de toplumun bombalarla korkutularak başkanlığa razı edilmesi gerekmektedir…
Yapılan budur…

18–12–2016
Nusret KEBAPÇI






13 Aralık 2016 Salı

TERÖRLE MÜCADELE…


TERÖRLE MÜCADELE…


İstanbul’da son patlayan bombalarla beraber farkında mısınız bir yıl içinde tam 17 bombalanma olayı yaşandı…
Ve her birinde de yüzlerce vatandaşımız da yaşamını kaybetti…
Elbette terör olaylarının pek çok nedeni olabilir…
Hatta failleri çok çeşitli siyasi eğilimlerden de olabilir…
Ancak
Terör olaylarını kendi başına, dünyada yaşanan gelişmelerden uzak düşünmek kanımca yapılabilecek en yanlış değerlendirmelerden biri olur.
Peki, o halde terör olayları neden son bir yılda birden bire bu boyutlara ulaştı…
Bence öncelikle bunun üzerinde düşünülmesi gerekmez mi?
Bakın ABD BOP kapsamında bölgede bulunan 22 ülkenin sınırlarını değiştirmek istemiyor mu?
En azından bu güne kadar istiyordu.
Nasıl çizilecekti bu sınırlar?
Bölgede bulunan ülkelerdeki etnik ve dini kimlikler kaşınacak…
Hatta…
Destek olunup silah ve mühimmatla donatılacak…
Yetmezse…
Ya da sıkıştığı yerde ABD ya da batılı askeri güçlerle de desteklenecek…
Ardından da…
100’e yakın ülkede ne kadar psikopat…
Kan emici…
Cihatçı varsa o ülkeye sokularak…
İlgili ülkenin… 
Şii…
Sünni ve Kürt bölgesi şeklinde parçalanması sağlanarak…
Böylece hem ABD’nin bölgedeki çıkarlarına…
Hem de İsrail’e karşı tehdit oluşturabilecek güçlü ulus devletlerden kurtulmuş olunacaktı…
İşte “Eş Başkanlık” üstlendiğimiz…
Yeni Osmanlı hayaliyle kabul ettiğimiz proje tam anlamıyla bunları içeriyordu.
Hani bugün bombalar patlatılıyor ya…
Kim patlatıyor bunları…
PKK, onun yan örgütleri veya…
IŞİD…
Sizin deyiminizle DEAŞ değil mi?
Peki ya beyler!
Yıllarca PKK’nın Güneydoğu’da örgütlenmesine göz yumuldu mu yumulmadı mı?
Onların asayiş gücü bile oluşturması görmezden gelinmedi mi?
Oslo görüşmelerinde “Bombaları sakladığınız yeri biliyoruz…” diyen kimdi?
Ya tüm dünyanın cihatçıları hangi sınırdan Suriye’ye geçti, Antartika’dan mı?
Daha dün denilecek kadar kısa zaman önce
Bomba patlatan IŞİD’ çileri takip ettiğiniz halde neden yakalamadınız diye soran gazetecilere…
“Eylem yapmadan yakalayamayız…” diyen sahi hangi ülkenin başbakanıydı?
Üstelik tüm bunlar yaşanırken “Cebinde akrep besleyen sonucuna katlanır.” diye komşu ülke liderleri tarafından bile uyarılmadık mı?
Biz bu gün o politikaların bedelini ödemiyor muyuz?
Demek istediğim
Hiçbir terör örgütü aklına geldiği gibi kendiliğinden eylem yapmaz, bu tür örgütler bölgede etkili olan emperyalist devletin çıkarlarını diğer ülkelere kabul ettirmek amacıyla devreye sokulurlar…
Bu nedenle
Eğer terörle mücadelede gerçekten ciddiyseniz…
İşe bölgedeki terörü en aktif şekilde destekleyip haritaların değişmesinde başrol oynayan İncirlik ve diğer ABD üslerini kapatarak başlamanız gerekiyor…
Yayın yasaklamakla değil…

12–12–2016
Nusret KEBAPÇI



6 Aralık 2016 Salı

TARİKAT YURTLARI…

TARİKAT YURTLARI…


Bildiğiniz gibi geçtiğimiz günlerde Adana Aladağ’da sonradan Süleymancılar tarikatına ait olduğu belirlenen yurtta çıkan yangında biri görevli olmak üzere 11 öğrenci yanarak öldü.
Tabi onun iki katı da yaralandı.
Peki, bu tarikat yurtlarında yaşanan yangın olayı Türkiye için bir ilk miydi?
Elbette değildi…
Geçtiğimiz yıl da yine 11 öğrenci Diyarbakır’da bulunan bir tarikat yurdundaki yangında yanarak can vermişti.
Bu konuda bilindiği gibi en büyük can kaybı da 2008 yılında Konya’daki yurttaydı ama burada önemli olan şu…
Yapılan araştırmalar sadece bir tarikatın bile Türkiye genelinde yaklaşık 800 civarında yurdu olduğunu ortaya koyarken diğer tüm tarikatlarla birlikte bu sayı nereye kadar varır?
Bence gerçekten üzerinde düşünülmesi gerekir…
Aslında sadece yurtlar da değil…
Bugün çeşitli tarikat ve cemaatlerin birçok ilde örgütlenmiş okullarının bulunduğu da hesaba katılırsa sormak gerekiyor…
Bir devlet özelikle “Öğretim Birliği Yasası”na rağmen öğretimi…
Öğrencilerin barınmasını çözmez de…
Dini vakıflara…
Derneklere…
Kısacası tarikatlara, cemaatlere bırakmak yönünde çaba harcar…
Neden?
Bakın yıllardır…
Ulus devlet…
Lozan…
Atatürk…
Cumhuriyet hedef alınarak sözde demokrasi adı altında çok kimlikli, çok kültürlü bir Türkiye istenilmiyor mu?
Peki, nasıl olacaktı o çok kimlik dediğiniz…
Devletin tüm yurttaşlara ortak ulus kimlik kazandırmak amacıyla vermesi gereken laik ve ulusal eğitimin, çeşitli yetersizlik gerekçesiyle devre dışı bırakılıp…
Meydanın tarikat ve cemaatlere bırakılmasıyla değil mi?
Böyle olunca?
Her tarikat, cemaat kendi okulunu, kursunu yurdunu açmayacak mı?
Devlet olanaklarından yararlanamayıp…  
Tarikat ve cemaat okul ve yurtlarına gitmek durumunda olan öğrenciler de gittikleri tarikatın, cemaatin birer mensubu olmayacaklar mı?
Bu durumda toplum ortak ulus kimlikten; tarikat ve cemaat kimliklerine ayrışmış olmuyor mu?
Aslına bakarsanız tüm bu yapılanlar, her ne kadar güzel söz ve kavramlarla süslenirse süslensin, gerçekte…
Yıllardır emperyalizmin Türk ulus devletini parçalayıp…
Toplumu…
Etnik ve dini kimlikçiklere ayırmanın planlarından biridir…
Çünkü bilinir ki bir ulus devleti ortan kaldırmanın, yani parçalamanın en önemli yolu…
Ulusal eğitimi ortan kaldırıp, eğitimi tarikat ve cemaatlere bırakıp…
Dinselleştirmekten geçmektedir…
Çünkü bilinir ki bu tür bir eğitim…
Sorup sorgulamayı, bilimi, bağımsızlığı, ulus bilincini değil…
Sadece itaati…
Yani emperyalizme teslimiyeti öğretecektir…
Dini eğitimle kalkınmış, bağımsızlığını kazanmış bir tane bile ülkenin olmaması da…
Bunun göstergesi değil mi?

06–12–2016
Nusret KEBAPÇI





1 Aralık 2016 Perşembe

AB’Cİ OLMAK…

AB’Cİ OLMAK…


Şimdi biz Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye ile olan müzakereleri durdurma yönünde tavsiye kararı almasının ardından Hükümet AB’ye tepki gösterip mültecileri AB’ye göndermekle tehdit etti ya…
Ne oldu sonuçta?
Olan şu…
Yazar, çizer, politikacı olan birileri de hemen AB’nin avukatlığına soyunup savunmaya giriştiler.
Tabi burada hükümetin tepkilerinin ne kadar gayri ciddi olduğuna girmiyorum…
Burada önemli olan şu…
Aslına bakarsanız bu konu bir yönüyle gerçek anlamda mihenk taşı bile sayılabilir…
Neyin mihenk taşı mı?
Elbette gerçek anlamda yurtseverliğin…
Ulusalcılığın…
Atatürkçülüğün…
Çünkü…
Bakın bu sözü çok net bir şekilde söylüyorum…
Hiç bir kişi…
Kurum…
Örgüt…
Hem Atatürkçü…
Hem de AB’ci olamaz…
Yani ya birinden yana olmak durumundasınız…
Ya da diğerinden…
Doğrusunu isterseniz durumumuz Kurtuluş Savaşı öncesinden hiç de farklı değil…
Bildiğiniz gibi…
O yıllarda da Avrupa devletlerinin himayesine girmek isteyenler bulunuyordu…
Ve ne yazık ki bu gün de…
Yani mandacılık yüz yıldır Türkiye’nin bir gerçeği…
Diyeceksiniz tamam da…
Neden hem AB’ci hem de Atatürkçü olunamaz…
Şunun niçin…
AB bizden ne istiyor?
Sakın biz bunu nereden bilelim, demeyin…
Çünkü…
AB müzakere belgeleri…
Uyum yasaları…
İlerleme raporları…
Ulusal programların tamamı AB’nin bizden neler istediğini, yeterince anlatmaktadır…
Bu nedenle çok açık olarak söylüyorum;
Bu güne kadar özelleştirme adı altında yapılan ülke kaynaklarının yabancılara peşkeş çekilmesi tamamen bir AB dayatmasıdır…
İsteyen İlerleme raporlarında kendi gözleriyle görebilir…
Tabi aynı zamanda Ergenekon, Balyoz vs. gibi…
TSK’yı ulus devleti savunur konumdan uzaklaştırıp ulus devleti sahipsiz bırakma operasyonları da…
Aslına bakarsanız Atatürk resminin duvarlardan indirilmesi talimatının verilmesinden tutun…
Ermeni Soykırımı konusuna…
Hatta KKTC’deki Türk askerinin çekilmesi…
Kıbrıs’ın AB toprağı olduğu iddia edilerek garantörlüğün yok edilme çalışmalarına kadar tüm bu olup bitenler de birer AB dayatmasıdır.
Hani
Son yıllarda birileri kendilerini Atatürkçü, ulusalcı falan göstererek AB’den yana olmayı sanki demokratlıkmış, falan gibi sunuyorlar ya…
Aslında mihenk taşıdır…
Çünkü
AB’den yana olmak, gerçek anlamda Avrupa emperyalistlerinin Türkiye üzerindeki çıkarlarını savunmak olduğuna göre…
Ya ülkenizin çıkarlarını AB aynı zamanda ABD emperyalizmine karşı savunup Atatürkçü ve ulusalcı…
Ya da AB ve ABD emperyalizminin çıkarlarını ülkenize karşı savunup AB’ci ya da ABD’ci olmak durumundasınız…
İkisi birden olma şansınız yok…

30–11–2016
Nusret KEBAPÇI




24 Kasım 2016 Perşembe

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…

SEVGİLİ ÖĞRETMENİM…


Her ne kadar öğretmenlik mesleğinin tarihçesini mahalle mekteplerine kadar götürmüş olsak da öğretmenliğin asıl önemini…
Cumhuriyetle kazandığını bilmeni isterim.
Hem zaten, gerek ekonomik…
Gerekse sosyal olarak en iyi koşulda olduğumuz yıllar da sanıyorum yine Cumhuriyetin ilk yılları…
Çünkü Cumhuriyet kurulmuş…
Devrimler birbiri ardına yapılmakta, bunu köylerin en ücra köşesine kim taşıyacak…
Tabi ki sizin de mensubu olduğunuz öğretmenlik…
Biliyorsunuz o dönemde milletvekilinin maaşları belirlenirken bile öğretmen maaşları ölçü olarak alınmıştı…
Şimdi istersen bir bak!
Bir milletvekiliyle aranda kaç lira fark var?
Tabi biz sadece para için çalışmıyoruz devlete hizmet için çalışıyoruz da diyebilirsin…
Üstelik…
Cumhuriyetin erdemlerinden
Öğrencilere Atatürk’ü öğretmekten de bahsedebilirsin ama…
Eğer söylediklerinle içinde bulunduğun koşullar biri biriyle uyuşmuyorsa…
Ve sen de…
Bunu üzülerek söylüyorum…
Öğretmenlerin büyük çoğunluğu gibi…
Atatürk karşıtı…
Ulus devlet düşmanı olduğunu her fırsatta ilan eden bir sendika üyesiysen…
Öğretmenim bil ki benim için söylediklerinin hiç bir anlamı bulunmuyor.
Elbette şunu da itiraf etmem gerekiyor…
Öğrencinin ders çalışmak zorunda olmadığı…
Devamsızlığına bile sınır konulmadığı…
Ayrıca kurallara bile uymasının istenemediği koşullarda ne kadar büyük bir çaba içinde bulunduğunu…
Eğitimin yükünün anne- baba ve bakanlığın hiç bir desteği bulunmadan…
Sadece…
Evet, sadece senin omuzlarına yüklendiğini…
Ayrıca sırf özel okulları teşvik etmek amacıyla ödenek verilmediğinden çaresiz bırakılan çalıştığın devletin okuluna ekonomik katkı sağlayabilmek için yırtınırcasına çabaladığının da farkındayım…
Belki ben bunları söylediğimde…
Nerde o eski günler…
O “bir harf öğretenin kölesi” olan öğrenciler…
Öğretmene çocuğunu “eti senin, kemiği benim” diye gönül rahatlığıyla emanet eden veliler diye yakınabilirsin de…
Hiç düşündün mü öğretmenlik neden her geçen yıl giderek itibarsızlaştırılmakta…
Bana sakın ola ki devir değişti.
Yeni nesil, falan gibi sözler söyleme çünkü…
Karnım tok.
Aslına bakarsan öğretmenlik, Başöğretmenimiz Atatürk’ün de söylediği gibi öğrencilere Cumhuriyeti, aydınlanmayı…
Vatan sevgisini…
Kurtuluş savaşımızı…
Laikliği öğretecek, toplumun en ücra kösesine yayabilecek tek meslek.
Böyle olunca…
Cumhuriyetin yerine dini bir başkanlık kurup, laikliği ortadan kaldırmak isteyenler bunların öğretilmesini…
Asla ve asla istememektedirler.
Peki, nasıl engelleyeceklerdi öğretmenin bunları öğretmesini
Aslına bakarsanız kendilerince çözüm bile bulmuşlardı…
Öğretmeni ekonomik ve sosyal olarak çökertip, geçimden başka bir şey düşünemez hale getirip…
Sözlerini dinlenilir olmaktan çıkararak, itibarsızlaştırmak.
İşte yıllardır ekonomik ve sosyal yönden ezilmesinin…
En basit ders kitabını seçememesinin…
Roman bile önermesinin engellenmeye çalışılmasının asıl nedeni bu…
Ama tüm bu olumsuzluklar biliyorum ki Atatürk’ün öğretmenini asla yıldıramayacak…
Hiç bir olumsuz koşul onu durdurmaya yetmeyecektir.
Çünkü “Muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcuttur.”
Gününüz kutlu olsun…

23–11–2016
Nusret KEBAPÇI




23 Kasım 2016 Çarşamba

TECAVÜZCÜYLE EVLENDİRMEK…

TECAVÜZCÜYLE EVLENDİRMEK…


Doğrusunu isterseniz işin nirengi noktası laiklik…
Belki…
Ya kardeşim…
İktidar 15 yaş altı çocuğu istismar eden kişilerle ilgili evlendiğinde onun ceza almayacağını belirten bir yasa teklifi hazırlıyor…
Bunun laiklikle ilgisi nedir diye bir soruyu aklınızdan geçirebilirsiniz ancak…
Ben yine de söyleyim.
Aslında konu baştan sona laiklikle ilgili…
Nasıl mı?
Şimdi biz son 10 yılda adım adım laiklikten uzaklaşılarak tek adam yönetimine doğru koşar adım giderken…
Sahi…
Yandaş din adamlarının…
Yazarların…
Politikacıların…
Kadına bakışı nasıldı?
Sizce bugün tartışılan yasa taslağından çok mu farklıydı?
İsterseniz söylenenleri şöyle bir gözünüzün önüne getirin sonra konuyu yeniden değerlendirebilirsiniz…
Bu memlekette hamile kadınların sokaklarda dolaşmaları eleştiri konusu yapıldı mı?
Yapıldı.
Yetmedi
“Kendi annelerinin diz kapağından tahrik olunduğu” bile söylendi mi?
Şaşırmayın söylendi ve üstelik hiç bir etkili yetkili makamdan da “Analarımız bizim baş tacımız…”
“Kendi annesine bunun düşünen sapıktır.” türünden herhangi bir yanıt bile gelmedi…
Gelemedi
Bununla kalınmadı
“Kendi kız çocuğunu şehvetle öpüp tahrik olma” bile gündeme geldi de ne yazık ki…
Hiç kimse yine oralı olmadı.
Hatta
Çeşitli tarikat yurtlarında ve okullarda yaşanan üstelik erkek öğrencilere yapılan tecavüz bile yayın yasağı gerekçesiyle yine gözlerden gizlenmedi mi?
İşte şimdi…
Bu kadar önemli olaylara bile tepki gösterilmemesinin sonucunda kendilerinde daha ileri adımlar atma cesareti bulan bir takım vekiller meydanı boş bulduklarından olsa gerek…
Bir kanun teklifi hazırlıyorlar.
Bu kanun teklifine göre 15 yaş altı kız çocuğunu zor, tehdit, baskı yapmadan istismar eden…
Kişi…
Ya da…
Kişilerden herhangi birinin…
İlgili kız çocuğuyla evlenmeyi kabul etmesi durumunda ceza ortadan kalkıyor…
Sonrası malum…
Baskı, eziyet…
İşkence…
Dayakla geçen bir ömür…
Üstelik biz bu yasayı hangi ülkede tartışıyoruz?
Çocukların devlet güvencesinin olmayıp…
Binlercesinin sokaklarda barınmak zorunda olduğu…
Üstelik…
Ailelerin büyük bir çoğunluğunun yoksulluk sınırının altında yaşam sürdüğü Türkiye ‘de…
Tabi şunu sormak da mümkün…
Tamam, kız çocuğunu istismarcısıyla evlendireceksiniz de…
İstismara uğrayan erkek çocukları ne yapacaksınız?
Yani uzun sözün kısası…  
Laik bir devletin en önemli görevi çocukları güvence altına alıp, istismarcıyı cezalandırmak olmalıdır…
Yoksa
İstismarcıya peşkeş çekmek değil…

22–11–2016
Nusret KEBAPÇI


16 Kasım 2016 Çarşamba

ATATÜRK DEYİNCE…

ATATÜRK DEYİNCE…


Atatürk deyince önce ne anlaşılmalı?
Laiklik mi?
Cumhuriyet mi?
Ya da Atatürk’ün şimdi saymadığım diğer ilkeleri mi?
Evet hangisi?
Doğrusunu isterseniz hiç biri değil…
Çünkü tüm bu İlkelerin…
Hatta Devrimlerin bile tamamı sadece bir amacı gerçekleştirmek için yapılmıştır…
O da ulus devlet.
Diyeceksiniz tamam da ulus devlet nedir?
Ulus devlet:
Ortak bir tarihi bulunan
Aynı toprak üzerinde yaşayan
Dil ve ekonomi birlikteliği olan insanların oluşturduğu…
Günümüzde tek bayrak, tek dil, tek vatan olarak ifadesini bulan bir topluluktur.
Ne gerekiyordu bunun olabilmesi için,
Önce bir ortak dil çünkü…
Osmanlı bir millet olmayıp çok milletli bir imparatorluk olduğu için ortak bir dili bulunmuyordu…
İşte Latin harfleriyle hazırlanan alfabenin amacı dil birliğini sağlamak yanında Arapçaya göre öğrenilmesi çok daha kolay olduğu için kısa sürede toplumun genelince öğrenilmesini sağlamaktı.
Tabi ortak dille de iş bitmiyordu eğitim de uluslaşmadan payını almalı ve tekleşmeli MİLLİ bir eğitim oluşturulması konusunda çalışılması gerekiyordu.
Aslına bakarsanız Kılık Kıyafet Devrimi’ni de ulus kimlik dışında düşünemezsiniz…
Çünkü dini kıyafetlerin sokakta giyilmesinin yasaklanmasının nedeni de görünürdeki farklıklıların yok edilerek toplumun bir araya gelmesinin önündeki engellerin kaldırılıp ulus olmasını sağlamaktı.
Hem zaten…
Günümüzdeki Atatürk düşmanlarının sözlerine…
Taleplerine bakılınca durum kendiliğinden de anlaşılacaktır.
Atatürk düşmanları ne istiyor?
Yeni Osmanlıcılık adı altında çok bayraklı…
Çok dilli…
Çok dinli…
Çok milletli bir devlet değil mi?
Bunun için laik ve bilimsel eğitimi yadsıyıp eski medrese eğitimini tekrar canlandırmaya çalışmıyorlar mı?
Laikliğe saldırmalarının nedeni hemen her türden tarikat ve cemaate özgürlük tanıyıp Türkiye’yi dini ve etnik kimlikçiklere ayırmak değil mi?
Yıllardır Türk kimliğini hemen her yerden kaldırmaya çalışmalarının…
Türkiye Milleti diye ucube kavramlar ortaya atmalarının amacı sanki çok mu farklı?
Ya ekonomi anlayışlarına ne demeli…
Aynı Osmanlı’daki gibi memleketi yabancıların açık pazarı yapmaktan daha önemli bir ekonomi politikası var mı?
Milli bir üretim…
Tarımı geliştirmek…
Sanayi kurmak gibi bir düşünce bu güne kadar gündeme getirildi mi?
Hani bunlar Kurtuluş Savaşı’na bile Atatürk’ü sözde Vahdettin’in gönderdiğini falan iddia ediyorlar ya…
Şimdi bir an için bırakalım padişahın ne yapıp yapmadığını…
Eylemden vazgeçtim, sizin bu güne kadar ABD ve AB emperyalizmine karşı çıkan tek bir sözünüz…
Bölgedeki politikalarını eleştiren herhangi bir görüşünüz…
Türkiye’nin tarımını…
Sanayisini geliştirmek yönünde tek bir düşünceniz oldu mu?
Bu güne kadar üretime yönelik yaptığınız tek bir yatırım var mı?
Memleketin enerjisini, haberleşmesini bile babalar gibi elin emperyalistlerine peşkeş çekmediniz mi?
Demek istediğim siz kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz verin seçiminiz sonuçta şu iki seçeneğin arasından olacaktır…
Yani Atatürk’ten yana olup bağımsızlığa, ulusal ekonomiye, ulus kimliğe sahip çıkacaksınız…
Ya da emperyalizmle birlik olup Atatürk’e, ulus kimliğe, ulusal ekonomiye, bağımsızlığa düşman olup yeni Osmanlıcılık yapacaksınız…
Karar sizin…

16–11–2016
Nusret KEBAPÇI