18 Mayıs 2017 Perşembe

19 MAYIS’I KİM YASAKLAR?

19 MAYIS’I KİM YASAKLAR?


Düşünebiliyor musunuz?
Memleketin Mondros ve Sevr anlaşmalarıyla teslim alındığı…
Bundan yararlanan itilaf devletlerinin…
Ülkenin birçok yerine asker çıkarmakta olduğu…
Hatta…
Sarayın karşısında bulunan düşman gemilerinin namlularını saraya çevirdiği koşullarda bile…
Ne yazık ki…
Padişahtan tık çıkmıyor.
Hatta tepki bir yana…
Direnmeyelim de ülke bütünlüğü korunsun gibi bir anlayışa sahip olanlar bile bulunuyor.
Derken…
Memleketin birçok yerinde yerel direnişler de başlıyor…
İşte o dönemde…
Gerçekte…
O direnişleri bastırmakla görevlendirilen…
Ama bunu ülke için bir fırsata çevirerek Kurtuluş Savaşı’nın meşalesini Samsun’da yakmaya başlayan Atatürk…
Amasya’da mücadele ilkelerini belirledikten sonra…
Önce Erzurum…
Peşinden Sivas kongrelerini yapıyor...
Sonrasında da Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisini kurarak bu tek tek yanan çoban ateşlerini birleştirip
Bu güçleri düzenli ordu haline getiriyor…
Sonuçta 3,5 yıl süren büyük bir mücadele sonunda düşman ülkenin her karış toprağından kovularak Türkiye işgalden kurtarılıyor…
Tabi ardından da…
Bunu Cumhuriyet ‘in ilan edilmesi takip ediyor…
Hem zaten ülke kurtuluşu için mücadele edip…
Karar veren…
Ülkeyi yöneten kişilere bile en sert eleştiri yapabilecek kadar demokrasiyi içselleştiren dönemin milletvekillerine…
Hatta
Halka…
Tekrar padişahın tebaası olmayı hiçbir kuvvet kabul ettiremezdi ve nitekim de öyle oldu…
Ama şimdi memleket dahilinde bir takım zevatın…
Stadyumlarda bu bayramı kutlamaktan kaçınmanın yanında…
Akıllarınca 19 Mayıs Atatürk’ü anma Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında yapılan…
Yürüyüşleri…
Törenleri yasaklamaya kalktıklarını üzülerek görmekteyiz…
Hal böyle olunca…
İnsanın aklına da bin bir şey gelmiyor değil…
Öyle ya…
Eğer bir ülke işgal edilmiş…
Çaresiz…
Bitkin…
Bir halde dururken…
Ülkeyi yönetenler saraylarından çıkıp mücadele etmek yerine düşmanla işbirliği içindeyken…
Ömürleri cephelerde geçmiş bir avuç insanın kendi hayatlarını hiçe sayarak umut olup Samsun’a çıkıp mücadeleyi başlattığı günü bile yasaklayabiliyorsanız…
Ya işgal güçlerinin adamı olmanız gerekiyor…
Ya da
Gaflet ve delalet içinde bir hain…
Değilse
Böyle bir günü halkla kaynaşarak kutlamak dururken neden karşı olasınız…
Öyle değil mi?

18–05–2017
Nusret KEBAPÇI



12 Mayıs 2017 Cuma

ÇUKUR TARİH

ÇUKUR TARİH


Ne çukuru? Diye sormanıza hiç gerek yok.
Bu şarlatanların kendilerinden farklı düşünen herkese bu çukurdan attıklarını düşünürseniz sanırım…
Ne çukuru olduğuna ilişkin bir fikriniz olur.
Tamam
Bu kişiler bu ve benzeri davranışları ilk kez yapmıyorlar ama hiç bu kadar pervasız da olmamışlardı.
Peki, o halde neden durup dururken bu kadar tepki uyandıran bir söylemde bulundular dersiniz…
Ya da işin daha da vahimi…
Hadi bunlar bir şekilde birilerinin gazına geldiler diyelim…
Bugün oturdukları makamları tamamen Atatürk’e borçlu olanlardan en küçük bir ses gelmemesi sizce…
“Sükut ikrardan gelir.” özdeyişini doğrulamaz mı?
Aslına bakarsanız bu türden olayları ilk kez yaşamıyoruz ama bu türden saldırıların çok sık olarak…
Üstelik gazeteci denilen hep aynı şarlatanlardan gelmesi…
Ülke yöneticilerinin ise…
Bu tür saldırılara karşı sürekli kayıtsız kalıp, sessizlikle geçiştirmesi…
İster istemez herkeste…
Ülkede yapılmak istenen değişiklerle ilgili tepkiler mi test ediliyor? Gibisinden bir soruyu da akla getirmiyor değil…
Diyeceksiniz tamam da…
Bu yaşananların uygulanan politikalarla hiç bir bağlantısı yok mu?
Yani konu sadece bir kaç densizin sözlerinden mi ibaret?
Doğrusunu isterseniz…
Bu konu ülkemize biçilen başkanlıkla doğrudan ilgilidir…
Çünkü
Nasıl bir başkanlık veya ülke olacağımız konusunda herhangi bir fikriniz varsa zaten kimsenin bir şey söylemesine gerek yok, siz zaten olayı anlamışsınız demektir…
Ama yoksa konuyu biraz olsun açıklamak gerekmektedir…
Sahi nasıl bir başkanlık getirilmek istenilmektedir biliyor musunuz?
Ben söyleyim;
Çok kimlikli, çok kültürlü federatif bir başkanlık…
Daha basit anlatayım…
Tek millet esasına dayalı olmayan, çok milletli, belki çok dinli, eyaletli, dini bir devlet.
Peki, Kurtuluş Savaşı’ndan bu yana birlikte omuz omuza vererek, acıyı…
Sevinci…
Yokluğu…
Savaşı paylaşıp…
Sonuçta bugün…
Tek bayrak, tek dil, tek vatan da ifadesini bulan Türk Milleti, nasıl etnik ve dini kimliklere ayrıştırılabilir hiç düşündünüz mü?
Aynen bugünkü gibi…
Atatürk’e hemen her fırsatta saldırtılır…
Özel hayatı didik didik edilerek en küçük bir bilgi kırıntısı bile çarpıtılarak ortaya atılır…
Tek ulus olmak için yaptığı hemen her şey diktatörlük olarak nitelenip…
Sözde demokratiklik adına tartışmaya açılarak, çok kimlikliliğin demokrasi, özgürlük olacağı düşüncesi ortaya atılır…
Ardından da hemen her türden etnik ve dini kimliklere, tarikat ve cemaatlere fırsat tanınarak…
Sözde demokrasiye geçiyoruz adı altında…
Toplum tek milletten…
Çok millete yani…
Federatif bir başkanlığa geçirilir…
Ama
Bunun için önce Atatürk’ün itibarsızlaştırılması…
Ardından da…
Ulus devletin anti demokratik, baskıcı ve zorba olduğunun gösterilmesi gerekiyor…
Yapılan budur.

11–05–2017
Nusret KEBAPÇI





10 Mayıs 2017 Çarşamba

KILAVUZU KARGA OLANIN…

KILAVUZU KARGA OLANIN…


Toplum olarak sanırım çok okumayı, araştırmayı sevmediğimizden olsa gerek genelde yöneticilerimizi sorgulamak yerine…
İnanmayı tercih etmekteyiz.
Aslına bakarsanız bu tür bir düşünce şekli vatandaş olmakla, padişah tebaası olmak arasındaki en önemli farktır bile denilebilir.
İsterseniz konuya biraz daha açıklık getireyim…
Eğer siz, ister devlet…
İster parti…
Dernek…
Oda fark etmez kendi düşüncenizden olan yöneticilerinin söylediklerini hiç sorgulamadan…
Tartışmadan kabul ediyorsanız…
Sizin düşüncenizin…
Partinizin…
Örgütünüzün adı…
Düşünce şekli nasıl nitelenirse nitelensin…
Siz de kendinize hangi keskin…
Dini…
Sol…
Milliyetçi bir etiket takarsanız takın…
Tebaasınızdır…
Hani siz zaman zaman…
Biz 30 yıldır aynı partiliyiz…
Biz aileden su düşüncedeyiz diyorsunuz ya, doğrusunu isterseniz bu söylenenlerin hepsi de ne yazık ki hep aynı kapıya çıkmaktadır.
Yani tebaalığa.
İşin doğrusu…
Ne partiniz 30 yıl ya da daha önceki yılların partisidir.
Ne de o düşünce.
Yıllar önceki düşüncedir.
Ne demişti Herakleitos;
“Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz”
Anlayacağınız
Belki siz aynı gibi görmüş olsanız da içinden gecen su her zaman değişmektedir…
Hani birileri son günlerde hayırcılara akıl vermeye çalışıp yol göstericiliğe soyunuyorlar ya…
Bu yüzden söylüyorum.
Sahi…
Hayırcıların talepleri neydi?
Başkanlık değil, parlamenter sistem devam etsin…
Başka…
Tek adam yönetimi olmasın…
Federatif, eyaletleri olan bir devlet değil…
Üniter devlet korunsun.
Elbette bunu…
Ekonomisiyle, kültürüyle, eğitimiyle…
Ulus devlete sahip çıkmak şeklinde özetlemek de mümkün ama…
Yıllar önce Kemal Derviş’le işbirliği yapmak adına ulus devleti partilerinin bordasından atıp da…
Yaptığı yanlış siyasetle…
Memleketi 15 yıldır küresel politikalara mahkûm eden bir anlayıştan akıl almak…
İşte o hiç mümkün değil.
Hani birileri sanki üstlerine vazife gibi…
Kılavuzluğa soyunup da hayırcılara başkan adayı bulmaya çalışıyorlar ya…
Baştan söyleyim;
Atatürk İlke ve Devrimleri dışında kılavuza ihtiyacımız yok.
Bu nedenle…
Kimse bize kılavuzluk için kargalığa falan soyunmasın…


10–05–2017
Nusret KEBAPÇI



5 Mayıs 2017 Cuma

NE İSTENİYOR?

NE İSTENİYOR?

Referandum bitti…
Şimdi sıra geldi başkanlıkla hedeflenen değişikliklerin yapılmasına…
Sahi siz nasıl bir değişiklik yapılacağını düşünüyorsunuz?
Doğrusunu isterseniz öyle bunu bilmek için çok araştırmaya, öyle uzun uzun incelemelerde bulunmaya falan da gerek yok.
Sadece biraz bilinçli olup algılarınızı açık tutmak yeterli olacaktır.
Hem zaten kendileri de bunu çoğu zaman pek çok şekilde de ifade etmektedirler…
Tabi bunu yaparken de fikirlerin her zaman en yetkililerin ağızlarından değil de…
Genelde danışman ve çeşitli gazeteciler aracılığıyla duyurulması…
Yönetenlere…
Sanki konuyla ilgileri yokmuş gibi davranma…
Hem de hiç oralı olunmayarak toplumun tepkisi ölçmek gibi bir fırsatı da beraberinde sunmaktadır…
Yani bir süredir…
“Hilafet…”
“İkinci Osmanlı…”u
“Eyalet sistemi…”
Hatta “kendi devletlerini kuracaklarını” söyleyenlerin hepsi hiç lamı cimi yok gerçeği söylemektedirler…
Yani uzun sözün kısası…
Başkanlıkla ulus devleti yıkıp…
Yerine etnik ve dini eyaletlere ayrışmış Osmanlı benzeri çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta ulusal ekonomisi yerle bir edilen…
Çok borçlu bir ülke olmamız hedeflenmektedir.
Bu ulusal ekonominin tasfiyesi ve aşırı borçlanma, aslına bakarsanız işin olmazsa olmazıdır bile denilebilir…
Çünkü herkes bilir ki…
Ulusal ekonomisi çok güçlü…
Halkının refah düzeyi yüksek…
Gelir dağılımı iyi olan, bir ülkede hiç bir güç, toplumu etnik ve dini kimlikçiklere ayıramaz…
Emperyalizm de bunu bildiğinden
Önce ulusal ekonominin elden çıkarılmasıyla işe başlanır…
Ülkenin gelirleri azalıp, aşırı borç altına sokulup, gelir dağılımı dengesiz hale getirilince de…
Halkın güveneceği, halkına sahip çıkan ulus devletin yerini adım adım özellikle tarikat ve cemaatlerin kurduğu sözde yardım kuruluşları almaya başlar…
Böyle olunca da Toplumda yavaş yavaş bu yönde parçalanma da başlamış olacaktır…
Şimdi siz sanıyor musunuz, başkanlıkta da bugüne kadar olduğu gibi sendikanız, partiniz, meclisiniz olacak…
Sizler de mecliste tartışarak yasa yapıp…
Hak aramak için mücadele falan yapacaksınız…
İnanın sistem tam olarak oturduğunda bunların hiç biri olmayacaktır…
Neden mi? Bakın yıllardır hep aynı anlayış;
Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir .” Sözüne karşı çıkıp, egemenliğin tanrıda olduğu bir düzen özlemi çektiklerini söylemiyorlar mı?
Peki, kim yönetecek ülkeyi? En güçlü, en etkili cemaat ve tarikat değil mi?
Peki de değişmez yasaların olduğu bir sistemde…
Meclis…
Muhalefet partisi…
Sendika…
Dernek falan olabilir mi?
Demek istediğim…
Şimdi siz…
Laikliği küçümseyip…
Daha yüksek idealler peşinde falan koşuyorsunuz ya…
Bence bilmenizde yarar var
Laiklik varsa egemenlik millete ait oluyor ve demokrasiyle yönetiliyorsunuz…
Ama yoksa
Sisteminize ne ad koyarsanız koyun diktatörlükle yönetileceksiniz demektir…

04–05–2017
Nusret KEBAPÇI




28 Nisan 2017 Cuma

ERMENİ SOYKIRIMI KONUSU…

ERMENİ SOYKIRIMI KONUSU…


Her yıl 24 Nisan günü yaklaşırken bizimkilerde bir telaş bir telaş…
Neymiş?
ABD başkanı soykırım mı diyecek…
Yoksa büyük felaket mi?
Eğer soykırım demişse zaten çaresi yok hepimiz büyük bir üzüntüye kapılıyoruz…
Yok, “Büyük felaket” demişse…
O zaman biraz olsun rahatlıyoruz ve bu işten kendimize pay bile çıkarıyoruz.
Aslına bakarsanız tüm bu ve benzeri tutumlar…
Kendine güvenmeyen…
Ülkesinin doğruyu yaptığına inanmayan
Daha açık söyleyim haklılığına kabul etmeyen aşağılık kompleksinin yol açtığı tavırlardır…
Yoksa…
Elin emperyalistinin…
Bırakın geçmişte Vietnam’da
Kamboçya’da yaptıklarını…
Sadece şu son 20 yıl içinde…
Afganistan’da…
Irak’ta…
Suriye’de…
Mısır’da…
Libya’ da milyonlarca Müslüman’ı öldürdüğünü göz önünde bulundurursak, onların bizim için büyük felaket demesiyle falan sevinmez…
Tersine…
Onları dünyanın hemen her yerinde katliam yapmakla…
Daha doğrusu…
BOP için özellikle Müslümanlar ülkelerin haritalarını yeniden çizmek istemekle suçlardık…
Ama olmuyor.
Özellikle de emperyalist büyük devletlerin karşısında ezik durumda olup bir de BOP eş başkanlığı gibi bir görev de üstlenince hiç yapılamıyor…
Aslına bakarsanız konu da oldukça ilginç…
Çünkü…
Bizi soykırımla suçlayanların hiç bir dayanakları yok…
Bunu kendileri de çok iyi biliyorlar…
Ama amaç farklı olduğu için Türkiye hakkında ne kadar çok suçlama yapılabilirse…
Ne kadar yaygara koparılabilirse bizim yöneticilerimizi de o kadar baskı altına alabileceklerini ve istediklerini kabul ettirebileceklerini düşünmektedirler…
Böyle değilse…
Ermenistan’ın ilk başbakanı Kaçaznuni ‘nin : “Türkiye soykırım yapmadı.” Ve “Biz emperyalistlerin aleti olduk.”demesine…
Hatta
Bir kısım Türk yetkilinin Malta’da yargılanması sonucunda bile “soykırım” yapıldığına ilişkin herhangi bir kanıt elde edilememesine rağmen…
Neden ısrarla bu konudaki asılsız suçlamalarına devam ediyorlar sanıyorsunuz…
Biliyorlar ki uluslararası kamuoyu önünde…
Baskı yaparak Türkiye’ye “soykırım” yaptığı bir kez kabul ettirilebilirse…
İşte o zaman çok büyük bir zafer kazanmış olacaklarını bilmektedirler...
Çünkü…
Bu tanıma onlar için…
Önce büyük tazminatlar anlamına gelecektir…
Sonrasında da…
Toprak.
Değilse adamlar
Ne demeye bizim ülkemizin Ağrı dağını devlet sembolü olarak anayasalarına koysunlar öyle değil mi?

27–04–2017
Nusret KEBAPÇI




22 Nisan 2017 Cumartesi

ÜST KİMLİK

ÜST KİMLİK


Hani birileri zaman zaman “Türk demiyoruz, Kürt demiyoruz, tek devlet diyoruz…” deyip
“Toplumu Türk değil, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığında birleştireceklerini…” falan da söylüyorlar ya…
Sahi bu ne anlama gelmektedir?
Anlamı şu; Ulus devletlerin en önemli bileşeni, çimentosu...
Harcı, her ne ad verirseniz verin üst kimlik kabul edilen ulus kimliktir.
Bu kimlik yok edilmeden, yıpratılmadan…
Hiç bir ulus devleti parçalamak mümkün değildir.
İşte bir süredir bizde de Türk ulus kimliği yani üst kimliğimiz hedefe konulmakta, yıpratılarak yok edilmeye çalışılmakta…
Böylece birileri yıllardır amaçladıkları alt…
Yani etnik ve dini kimliklerden oluşan federatif bir devletin kurulabileceğini düşünmektedirler.
Hem zaten BOP’ un amacı da ulus devletleri etnik ve dini kimliklere ayrıştırıp haritaları yeniden çizmek değil miydi?
Böyle olunca ulus kimliğin önemini vurgulamak haliyle çok daha fazla önem kazanmaktadır.
Aslına bakarsanız bugün dünya üzerindeki devletlerin neredeyse tamamının ulus devletler olduğunu söylersek yanlış söylememiş oluruz.
Peki, o halde ulus nedir? İsterseniz önce onu tanımlayalım ki hangi temel üzerinde toplumun bütünleştiği konusunda bir fikrimiz bulunsun.
Ulus: Aynı toprak üzerinde yaşayan…
Ortak bir dili, tarihi, ekonomisi bulunan…
Aynı duyguları paylaşan insan topluluğudur dersek sanıyorum en doğru tanımı yapmış oluruz.
Tabi bunu iktidarın söylediği şekilde…
Tek vatan.
Tek devlet.
Tek bayrak.
Tek millet şeklinde ifade etmek de mümkün ama bir farkla…
Eğer biz bir zamanların Türkiye halkı olarak…
Yani Türk’ü
Kürt’ü…
Laz’ı…
Çerkez’i…
Arap’ı vs. olarak Kurtuluş Savaşının ateşiyle birbirimizle kaynaşarak bir millet…
Yani Türk Milleti olmuşsak ki bu süreç yani millet olma süreci hemen her ülkede benzer şekilde olup…
Önderlik eden kimliğin adıyla anılırlar…
Bu nedenle de isimsiz bir millet olmaz…
Olamaz.
Bakın son zamanlarda Türk Milleti kavramının kaldırılarak yerine ısrarla…
Türkiyelilik veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi kavramlar konulmaya çalışıldığı görülmektedir…
Doğrusunu söylemek gerekirse her iki kavram da tek başına hiç bir anlam ifade etmeyen ancak…
Sonlarına getirilen etnik veya dini kimliklerle anlam kazanan ayrıca tek değil çok kimlikliliğe de izin verebilen kavramlardır…
Nasıl ki bir kişi Türk’üm dediğinde…
Türkiye’de yaşayan…
Türkçe konuşan…
Nazım HİKMET’le…
Yaşar KEMAL’le…
Fazıl SAY’ la…
İdil BİRET’le…
Aziz SANCAR’la dünya çapında tanınan bir kültürü olan…
Ankara gibi bir başkente sahip…
Atatürk’ün kurduğu Türk devletine bağlı bir Türk akla gelirse…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı denildiğinde de
Ortak hiç bir değer ifade etmeyen…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı … (Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Sünni, Şii gibi kimlikler)akla gelebilmektedir…
Yani demem o ki;
Türk Milleti dediğinizde Üniter devletten…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı dediğinizde ise
Federatif çok kimlikli, çok kültürlü bir devletten yana olmuş oluyorsunuz…
Bilin istedim…

21–04–2017
Nusret KEBAPÇI




16 Nisan 2017 Pazar

YA EYALET DENİLMESEYDİ…

YA EYALET DENİLMESEYDİ…


Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanının danışmanlarından birinin eyalet sistemine ilişkin sözleri gündeme oturdu…
Oturdu ama bu ilk değildi…
Daha önce de başka bir danışmanı özerklik olması ve ülkenin eyaletlere ayrılması konusunda benzer şeyler söylemesine karşın…
Her nedense hiç ilgi çekmemişti.
Hadi diyelim ki…
“Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler.” (Çingenenin merdi, kendini överken hırsızlığını söylermiş.) Misali bu kez gerçek amaçlarını söylediler diyelim…
Ya söylenmeseydi…
O zaman bizim bu siyasilerimiz ne yapardı bilemiyorum ama…
Bence doğru olan…
Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyet konusunda yeterli bilince sahip olup, hangi davranış ve yasaların ulusal birliği, bütünlüğü bozabileceği konusunda uyanık olup…
Bu konuda atılan adımları zamanında fark edip
Toplumun da uyanık kalması için çaba harcamaktır…
Bakın daha 2002 yılında “Her halk kendi kaderini tayin etmede özgürdür…”  Diyen “İkiz Yasalar” ülke gündemine getirildiğinde…
Amaç federasyon değil miydi?
Ya Kalkınma Ajanslarıyla merkezi devleti zayıflatıp bu ajansların doğrudan başka ülkelerle anlaşma yapıp…
Yardım bile alabilmesine olanak tanınması…
Sizce farklı bir şey miydi?
Peki ya
Büyükşehir Yasası’nı bunun dışında düşünmek mümkün mü?
TC.’nin başta valilikler olmak üzere kamu kuruluşlarından kaldırılması…
Açılım…
Çözüm süreci…
Veya
Yerleşim yerlerinin adlarının eski etnik dildeki haline geri getirilmesinin eyalet sistemine bir hazırlık olmadığını kim söyleyebilir…
Bakın beyler!
Yıllardır
Anayasanın ilk dört maddesi neden değiştirilmeye çalışılıyor zannediyorsunuz…
Fazla geldiği için mi?
Elbette değil ama görüldü ki böyle açık açık milletin tartışmasına açılarak bu iş yapılamıyor…
Bu kez başkanlık yetkisi altına gizleyerek yapmayı denemektedirler…
Hem zaten tüm dünyanın üzerinde titrediği…
Ulus devletlerin bölünmez bütünlüğünün en büyük güvencesi olan üst kimlik durumundaki Türk kimliği…
Neden yıllardır çeşitli operasyonlarla yıpratılıp…
Yok edilmeye…
Dahası yok sayılmaya çalışılıp
Etnik ve dini kimliklere kapıyı sonuna kadar açıyorlar sanıyorsunuz…
Eyaletlere bölmek için değil mi?
Ya ikide bir…
“Başkanlıkla eyalet sisteminin bütünleştiği” vurgulanarak…
Bu olmadığı takdirde…
“Altı kaval üstü şişhane olur “ Diyenin sahi hangi ülkenin yöneticisi olduğunu düşünüyorsunuz.
Peki ya…
Türk vatandaşlığı kavramını yok sayarak yerine…
Türkiyelilik…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi ucube kavramlar koymaya çalışılmasına ne demeli…
Demek istediğim
Türk ulus kimliğini yani birleştirici harcı yok ederek, toplumu alt kimlikler olan etnik ve dini kimliklere ayırarak bölgede çıkarlarına engel olamayacak devletçikler yaratmak…
Emperyalizmin yüz yıllık vazgeçmediği bir projedir ama…
Siz tüm bu olup biteni görmezden gelip de…
Sadece bir sözle tepki gösterip…
Yine bir sözle ikna olabiliyorsanız…
Siz olsa olsa bu projenin bir parçası olabilirsiniz…
Başka da bir şey değil…

15–04–2017
Nusret KEBAPÇI