25 Nisan 2016 Pazartesi

“DEDE BİZ LAZ MIYIZ, TÜRK MÜYÜZ?”


Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir Kutlu Doğum Haftası etkinliğinde Cumhurbaşkanı ne demişti:
         "Aklıma rahmetli babama sorduğum bir soru geldi. Bir gün babama sordum 'Biz Laz mıyız, Türk müyüz?' dedim.
Babam dedi ki, 'Oğlum büyük dedem Mollaymış, ona sordum 'Dede biz Laz mıyız, Türk müyüz?' Büyük dedem de babama şu cevabı vermiş: 'Torunum, yarın öleceğuk, Allah bize Men Rabbüke, Ve men nebiyyüke, Ve ma dinüke sorularını soracak. Ve ma kavmüke diye bir soru sormayacak. Sana sordukları zaman, 'Elhamdülillah
Müslüman’ım' de geç' demiş."
İsterseniz Arapça bilmeyenler için azıcık açıklama yapalım…
Bu sözlerde deniyor ki kıyamet günü sadece hangi tanrıya inandığın?
Peygamberinin kim olduğu? Ve dinin sorulacak.
Kavmin yani hangi ulusa mensup olup olmadığın sorulmayacak bu nedenle benim için ulus kimliğin hiçbir önemi bulunmuyor.
Peki
Müslümanlar sadece tek bir kimlikten mi ibaret?
Yani hemen her konuda aynı şeyi düşünüp aynı çıkarları mı savunmaktadırlar?
Elbette değil.
Bugün için her birinin İslam’ı kendisinin temsil ettiğini düşünen…
Dört mezhebin…
Onlarca tarikatın…
Binlerce cemaatin ve Müslümanların çoğunlukta olduğu tamı tamına 63 ülkenin de olduğunu göz önünde bulundurursak,  kendinizi bu kadar karmaşa içinde nereye oturtacağınızı düşünüyorsunuz?
Yani demek istediğim tüm bu işlerin içinde kendinizi tanımlamaya kalktığınızda…
Üstelik ortak bir kimliğinizin de olmadığı hesaba katıldığında iş nereye varacak bir düşünün…
Daha açık söyleyim…
Bu gün…
Özellikle de birbiriyle savaşan mezhep ve tarikatların hatta etnik kimliklerin bulunduğu…  
Irak’ta…
Suriye’ de bu tanım nasıl yapılmaktadır?
Iraklı Şii…
Suriyeli Kürt…
Iraklı Sünni…
Suriyeli Yezidi…
Iraklı Türkmen şeklinde değil mi?
Ortak bir Irak ya da Suriye milletinden söz etmek mümkün mü?

Yaptığım bu açıklamalar size bizim geleceğimizle ilgili biraz olsun ipucu verdi mi?
Esin kaynağı olabildi mi?
Eğer olamadıysa biraz daha basitleştireyim…
Az önce Irak’ta Suriye’de birbirleriyle savaşan dini ve etnik kimlikleri tanımlarken ne demiştim…
Iraklı Şii…
Suriyeli Türkmen…
Iraklı Kürt…
Suriyeli Sünni vs… Hatta bunu en küçük dini ve etnik kimliğe kadar çoğaltabilirsiniz de…
Bilmeniz gereken şu…
Eğer ulus kimliğiniz ortadan kaldırılırsa…
Kendinizi bundan sonra tek başına anlam ifade eden Türk milleti olarak değil…
Ancak etnik ve dini kimliğinizi ülkenizin adının sonuna ekleyerek…
Türkiyeli Türk…
Türkiyeli Kürt…
Türkiyeli Arap…
Türkiyeli Laz
Veya Türkiyeli Sünni ,Alevi şeklinde tanımlayabileceğiniz.
Demek istediğim…
Her fırsatta önümüze konmaya çalışılan Türkiyelilik dedikleri musibet tam da budur…
Tabi anlayana…

25–04–2016
Nusret KEBAPÇI




17 Nisan 2016 Pazar

23 NİSAN NEDEN ÖNEMLİDİR?

23 NİSAN NEDEN ÖNEMLİDİR?



Bildiğiniz gibi ulusal bayram törenleri bir süredir çeşitli gerekçelerle iptal edilmekteydi ve bu kez de öyle oldu…
Gerekçe son günlerde artan şehitlerdi.
Tabi böyle olunca insan merak ediyor…
Neden?
Çünkü
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Bir karnaval…
Faşing…
Ya da festival türünden herhangi bir şey değil ki…
Düpedüz Kurtuluş Savaşı verme ve ulus olma mücadelesindeki kilometre taşlarından biri…
Hatta en önemlisi bile diyebiliriz.
Şimdi şöyle bir düşünün…
19 Mayıs’ta Samsun’a çıkış…
Ardından Amasya’da kurtuluşun İlkelerinin hazırlanması…
Derken Erzurum ve Sivas kongreleri…
Ve sonuçta da Ankara’ya gelinerek meclisin açılması ve düzenli ordu kurularak mücadelenin tek elden yürütülmesi…
Sizce tüm bu mücadelelerin hangisinde şehit yok…
Bu nedenle söylenen gerekçe tamamen hikayedir…
Şöyle bir soru sorsak örneğin…
Ulusal bayramlarımızdan hangisi en çok saldırıya uğruyor ve tepki görüyor  desek… 
Ne sonuç çıkar tahmin ediyorsunuz…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı değil mi?
Peki neden?
Çünkü 23 Nisan 1920…
Kurtuluş Savaşı’nda bir dönüm noktası olması yanında esas olarak egemenliğin ele alınıp…
Padişahın kulluğundan kurtulup
Millet olduğumuz günün adıdır da onun için?
Çünkü onların düşüncesine göre…
Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değil tanrınındır…
Bu nedenle...
İnsan yasa yapamaz.
Sadece var olan değişmez yasalara uyar.
Peki, egemenliğin tanrıya ait olduğu varsayıldığına göre bu egemenliği tanrı adına kimin kullanması gerekiyor…
Öyle ya…
O kadar mezhep…
Tarikat…
Cemaat varken memleketi kim yönetecek?
Tabi seçenek olarak en güçlü cemaatin lideri denilebilir ama şöyle bir düşünün…
Tanrı adına yönetildiği varsayılan bir memlekette parti kurup muhalefet falan yapılabilir mi?
Hem kime karşı muhalefet yapılacak ki…
Mümkün mü?
Dolayısıyla parti kurulması falan asla söz konusu olamaz…
Ya seçim…
Meclis olabilir mi derseniz onu da söyleyim…
Elbette olamaz.
Doğrusunu isterseniz herkesin durumu değişmez kabul edildiğinden değiştirmek yönünde çaba harcamak…
Örgütlenip dernek, sendika falan kurmaktan bile söz edilemez…
Demek istediğim…
Eğer bu gün çok eksiği de olsa demokrasiyle yönetiliyorsanız…
Siyasi partilerimiz…
Meclisimiz varsa…
Çeşitli örgütler kurup…
Örgütlenip hak arama mücadelesi bile verilebiliyorsa…
Kadınlarımız sosyal yaşamda erkeklerle birlikte omuz omuza çalışabiliyorlarsa…
Padişah ailesinden olunmamasına karşın, seçimle memleketin en önemli görevlerine bile gelinebiliyorsa…
Bunu
23 Nisan 1920’de egemenliğin millete geçmesine borçlusunuz…
Başka bir şeye değil…

17–04–2016

Nusret KEBAPÇI

9 Nisan 2016 Cumartesi

EĞİTİMDE NELER OLUYOR?

EĞİTİMDE NELER OLUYOR?


Geçtiğimiz günlerde “Bir” eğitim sendikası genel başkanından “müfredattan Kemalizm’in çıkarılması” ile ilgili sözleri duymak, ilgili sendikanın ulus devlet düşmanı çizgisini yakından bildiğimizden olsa gerek, hiç şaşırtmadı…
Daha açık olarak söylemek gerekirse, beni asıl şaşırtan, sanki bunu yeni duymuş gibi tepki gösteren medyamız ve bazı dernek ve kurumlar…
Bakın şimdi MEB birden bire 2011 yılında teşkilat yasasını değiştirmişti üstelik KHK ile…
Neden?
Çünkü BOP’a göre Ülkemiz yeni Osmanlı rolüne soyunacaktı bunun için de laikliği ve Atatürk’ü terk ederek bölgede diğer İslam ülkelerine örnek olabilecek bir görünüme kavuşması gerekiyordu…
Bu nedenle eğitimde öğrencilere ulus bilinci öğretilmesinden tutun…
Atatürk’ten…
Cumhuriyetten…
Laiklikten…
Hatta…
Vatan ve bayrak gibi değerlerden bile vazgeçilecekti…
Şimdi siz ilgili sendika başkanına kızıyorsunuz ya bence kızmayın…
Çünkü MEB bile 2011 yılında bırakın Kemalizm’i, bayrağı, vatanını sevmeyi bile öğretmekten vazgeçmişti…
Yani demek istediğim hala Milli Eğitim’in öğrencilere vatan, bayrak, milliyetçilik falan gibi değerleri öğreteceğini düşünen varsa bilin ki fena halde yanılmaktadır.
Artık bu tür kavramlar öğretilmeyecek…
Peki, ne öğretilecek dersiniz?
Küreselleşmenin ihtiyacı olan bilgi ve beceri…
Evet, hepsi bu...
Ya da şöyle söyleyelim isterseniz…
Ülkemize egemen olan küresel sermaye, sizce nasıl gençler yetiştirilmesini ister?
Öyle ya; amaç ulusal ekonomiyi geliştirmek…
Üretmek…
Çalışmak…
Bağımsız olmak olmayıp…
Küresel sermayeye hizmet etmek olunca, eğitimden istenen şey ne olabilir dersiniz?
Öncelikle ulusal bilince sahip olunmaması sanırım ilk koşul olacaktır…
Bilinir ki ülkeler emperyalizmin eline düşebilir…
Ekonomisi ele geçirilip…
Toprakları da işgal edilebilir ama…
O ülke insanlarında…
Gençlerinde…
Vatan sevgisi…
Bağımsızlık tutkusu olduğu sürece…
Asla ve asla esir edilemezler…
Bunu bildiklerinden olsa gerek, eğitimden ulus bilinci kazandıran her ne varsa temizlemeye çalışıyorlar.
Ve tek istedikleri düşünmeden, tartışmadan, küresel sermayeye itaat eden bir gençlik yetiştirmek…
Bakın ders kitaplarına…
Ne Birinci Dünya Savaşı’nın gerçek nedenlerini bulabileceksiniz sayfalarında, ne de Mondros ve Sevr Antlaşması’nın ne anlama geldiğini…
O kadar ki Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyet sonrası yaşanan emperyalist destekli dinci ve bölücü ayaklanmaların kırıntısını bile bulamıyorsunuz…
Tüm dünya ülkeleri; eğitimi, yurttaşlarına ulusal bilinç kazandırıp, toplumu ortak duygular etrafında toplamak, ülkenin içinde bulunduğu tehditler konusunda bilinçlendirmek için kullanırken…
Bizde ise tam tersi, geçmişi unutturmak ve tehditlerden habersiz olunması için kullanılmaktadır.
İşte ısrarla ulusal eğitimin kaldırılıp, yerine dini eğitim konulmaya çalışılmasının asıl nedeni budur…   
Biliyorlar ki yüzlerce yıldır dini eğitimle eğitildikleri halde hiçbir İslam ülkesinde emperyalizme karşı herhangi bir başkaldırı, karşı koyuş falan yaşanmaz, yaşanamaz…
Yani adamlar bu kez işi garantiye almak istiyorlar ki ikinci bir Kurtuluş Savaşı daha yaşanmasın…

09–04–2016
Nusret KEBAPÇI




30 Mart 2016 Çarşamba

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK


Son yıllarda çokça tartışılmasına karşın hala üzerinde fikir birliğine varılmayan bir kavram olan ulus devlet sahi ne anlama geliyor…
İsterseniz önce olumsuz olan tanımlamalardan başlayalım…
Deniliyor ki…
“Ulus devlet ırkçılıktır.”
Başka…
“Ulus devlet diğer kimlikleri baskı altına alır.”
Yani bu konuda…
“Ülkede yalnız Türk kimliğinde olanlar yaşamıyor ki” den tutun pek çok şey söylemek mümkün.
Peki…
Tüm bu yazılanlar doğru mu?
Elbette değil.
Bakın şimdi önce tanımdan başlayalım…
Ulus devlet: aynı toprak üzerinde yaşayan, ortak tarih, kültür ve dile sahip bulunulan bir devlet şekli olarak tanımlanabilir…
Peki, bir ulus devlette sadece bir etnik kökenden insanlar mı yaşamaktadır?
Elbette değil.
Doğrusunu isterseniz Atatürk’ün de yapmış olduğu millet tanımı da bunun öyle olmadığının bir göstergesidir…
Ne demişti Atatürk:
“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”
Yani Cumhuriyet kuruluncaya kadar her birimiz…
Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut falandık ama…
Kurtuluş savaşının o sıcak ateşiyle kaynaşıp Cumhuriyetle birlikte millet olmuştuk.
Doğrusunu isterseniz tüm ulus kimlikler bu şekilde oluşur denilse yanlış olmaz.
Peki, dünyadaki büyük devletler de ulus devlet mi?
Aslına bakarsanız evet…
Bu konuda da sakın ola ki o devletin federatif olup olmaması da kafanızı karıştırmasın…
Federatif de olsa ulus devlettir…
Yani tek bayrak…
Tek vatan…
Tek dil…
Öyle bizde sıkça tartışmaya sokulmaya çalışılan anayasada etnik kimlik adı geçmesin onun için de Türk Milleti yerine Türkiyelilik koyalım türünden abuk bir tartışma diğer ülkelerde yok…
Peki, ulus kimliklerde alt kimlik olur mu?
Aslında olmaz…
Çünkü o ülkede yaşayan tüm vatandaşlar tek bir aidiyete tabidir…
Bunun dışında…
Hiç bir etnik, dini, tarikat, cemaat kimliği ön plana çıkarılamaz.
Hani son zamanlarda eşit yurttaşlık falan da deniyor ya…
Onun da aslı…
Aynı ülkede yaşayan insanlar arasında dil, din, ırk, cinsiyet, etnik kimlik ayrımı olmaksızın herkesin yasalar önünde eşit olmasıdır…
Ama takdir edersiniz ki Osmanlı gibi çok kimlikli, çok dinli, hatta çok hukuklu bir devlette bunun hayata geçmesi kolay değildi…
Nitekim geçmedi de…
Ne zaman eşit vatandaş olduk biliyor musunuz?
Tek bayrak, tek vatan, tek dille beraber tek hukukun uygulandığı ulus devleti kurduğumuzda…
Yani Cumhuriyetle.
Demem o ki ulus devlet ve yurttaşlık birbirinin ardılıdır yani biri olursa diğeri de olacaktır…
Bir anlamda padişahlıkla tebaa gibi…
Bu nedenle ya ulus devletten yana olup yurttaş olacaksınız…
Ya da seçilmiş padişahın tebaası…
Seçiminizi iyi yapın...


30–03–2016

Nusret KEBAPÇI

24 Mart 2016 Perşembe

ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ

ATEŞ OLMAYAN YERDEN DUMAN ÇIKMAZ

İstanbul İstiklal caddesinde patlayan bombanın ardından bu kez adres Brüksel’di…
Tabi haliyle merak ediyorsunuz bu bombaların patlamasının esbabı mucibesi ne?
Yani gerekçesi…
İsterseniz tarihi birazcık geriye sarmakla işe başlayalım ne dersiniz…
Bir zamanlar birileri BOP’ un eş başkanı olduğunu birçok kez itiraf etmemiş miydi?
İşte tüm yaşadıklarımızı bu durumu göz ardı etmeden değerlendirmekte yarar bulunuyor.
Sahi bizde patlayan bu bombaların sahibi kim?
Sakın yanlış anlamayın…
Burada patlamayı üstlenen veya patlatan taşeron örgütleri kastetmiyorum, onlar zaten yaptıkları açıklamalarla kendilerini açığa vurmaktadırlar…
Benim kastettiğim asıl patron, yani bu örgütlere işi veren devlet…
Evet, hangi devlet olabilir
Sizi bu konuda çok fazla zorlamak da istemiyorum ama bu devletin bir İran…
Rusya…
Suriye olmadığı kesin…
Biraz zorlayın, aklınıza hala gelmedi mi?
Neyse sizi fazla yormadan söyleyim…
ABD
Evet, ABD bölgede dört ülkeden koparılan topraklardan oluşan bir Kürdistan kurabilmek uğruna yıllardır tüm bölgeyi ateşe atmaktadır…
İşte patlayan bu bombalar bunun ülkemize çok açık bir şekilde yansımasıdır.
Daha açık olarak söylüyorum…
Bugün için Irak’ın kuzeyinde bir Kürdistan’ın kurulduğunu ve Barzani’nin sık sık bağımsızlığı dile getirdiğini bilmeyenimiz yoktur sanıyorum…
Ya Suriye’de ABD desteğinde kurulan kuzey Suriye Kürdistan’ına ne demeli…
Hem sonra
Bu iki Kürdistan’ın kurulmasında hangi ülke başrolü oynadı dersiniz?
Sorun şurada…
Biz şimdi ülkemizin Güneydoğu’sunu tekrar “vatan toprağı” yapmak için terör örgütüne karşı yoğun bir mücadele veriyoruz ya, işte tüm bu bombalamalar bu operasyonları durdurup çözüm sürecini yeniden başlatmak adına gerçekleştirilmektedir…  
Peki, yeniden başlar mı?
Doğrusunu isterseniz 9 aydır süren ve yaklaşık 600 şehidimize mal olan bir mücadelenin sonrasında zor görünüyor ama…
Tüm her şeye rağmen hükümetin eski bir bakanının “çözüm sürecinin tekrar başlayabileceğini” söylemesi bu konuda atılan ilk adım olarak kabul edilebilir.
Ardından Kandil’in “açılıma tekrar hazır olduğunu” duyurması da ikincisi…
Durum böyle olunca insanın aklına daha operasyonlar başlar başlamaz söylenmiş sözler geliyor ki oldukça ilginçti…
Ne denmişti:
“PKK çözüm sürecinde arkasındaki uluslararası güçlere de güvenerek şımardı, bu koşullarda bu sürecin devam etmesi mümkün değil… Terbiye edilmeleri gerekir”
Tabi insan merak ediyor…
Operasyonlar devam ederken hala ısrarla başkanlık ve anayasa değişikliği gündemde tutuluyorsa…
Terörle mücadele sırasında toplumun ortak duyguları taşıması, birbirine kenetlenmesi amacıyla ortak ulus yani Türk Milleti kimliğine daha çok vurgu yapılması gerektiği halde yok edilmeye çalışılıyorsa…
“Katillerle işbirliği yaptığı dahil” her türlü suçlamalara karşın terör örgütünün vekilleri hala mecliste duruyor, gazetesi çıkıyor, internetten dilediği gibi propaganda yapabiliyorsa bence üzerinde durup, birazcık düşünmek gerekmez mi?
Demek istediğim; terörle mücadele ekonomik, siyasi, ideolojik ve silahlı kısacası her alanda topyekûn mücadele edilirse kazanılır…
Sadece silahla değil.

24–03–2016
Nusret KEBAPÇI



15 Mart 2016 Salı

ULUS BİLİNCİ OLMAZSA…


Hepimizin bildiği gibi Ankara’da patlayan son bomba olayını da sayarsanız bu bir yıl içinde ülkede patlayan 6. bomba oluyor…
Ve her bomba olayından sonra yaşananlar da giderek alışıldık hale gelmeye başlıyor…
Önce çok sert tepkiler, haykırmalar yaşanıyor…
Sonra da terörün yaşandığı yere çiçek koyma, saygı duruşu veya zaman zaman atıldığı gibi kahrolsun terör sloganı her zamanki yerini alıyor
Peki sizce sosyal medyada olup bitenlerde dahil olmak üzere toplum olarak terörün amacını…
Hedefin ne olduğunu gerçekten sorguluyor muyuz?
Bence hayır
Genel bir teröre hayır kampanyasından daha ötesine ne yazık ki geçilemiyor…
Durum böyle olunca ne buna yol açan politikalar tartışma konusu yapılıyor…
Ne de gereken önlemleri almayıp istihbarat zaafı yaratan yetkililer…
Aslına bakarsanız bizde böyle bir anlayış var, herhangi bir kurumda hatta bir okulda öğrencinin burnu kanasa bile sorumlular aranırken…
Yaşanan 6 bomba olayıyla ilgili olarak ne sorumlu kişi bulunuyor…
Ne de güvenlik zafiyeti.
Hafızamızın zayıflığını çok iyi bildiklerinden olsa gerek hiç kimse yapılanlardan çıkarılması gereken dersle falan ilgilenmiyor…
Genelde de olay çoğu zaman olduğu gibi unutulmaya terk ediliveriyor…
Aslında şunu baştan söylemek gerekiyor, öyle kendiliğinden birileri akıllarına estiği için falan terör yapmaz…
Yapamaz…
Çünkü bilinir ki tüm terör örgütlerinin büyük devletlerin gizli servisleriyle doğrudan olmasa bile dolaylı ilişkileri vardır.
İşte terör…
Bu büyük devletlerin politikalarına karşı durmaya çalışan…
Veya onun istediği gibi davranmayan…
Sözünü dinlemeyen devletlere mesaj vermek amacıyla yapılır…
Hem bu tür olaylarda teröristin kimliğinin çok fazla bir önemi de yoktur…
Çünkü…
İlgili istihbarat örgütleri, eylem yapılması düşünülen ülkeye ya da yöneticilerinin siyasi görüşüne göre değişik birçok örgütü görevlendirebilir…
Bu nedenle teröristin kimliği de toplumu yanıltmak veya farklı bir algı yaratmak için pekala kullanılabilir…
İşte sözün tam burasında tamam da bizde neden patladı diye sorabilirsiniz?
Belki pek çok neden de sayılabilir ama bence asıl neden…
Mevcut hükümetin uyguladığı yanlış ve mezhepçi politikalardır denilebilir…
İsterseniz konuya şöyle yaklaşalım…
2002 yılında neredeyse sıfıra inmiş bir terör ve eylem yapamaz hale gelen örgütünü…
Tekrar
“Birlik, barış, kardeşlik…”
“Açılım…”
“Çözüm süreci “adı altında kim palazlandırdı?
Güç toplamasına hizmet etti…
Askerin, polisin elini kolunu bağladı…
Peki, biz şimdi uzaklardan PYD’yi top ateşine tutuyoruz ya…
Sahi; liderleriyle yakın zaman kadar görüşen…
Ağırlayan…
Fikir alıverişinde bulunan kimdi?
Herhalde aksakallı dede değil.
Peki;
Ya üslere doldurduğumuz ABD askerlerine ne demeli…
Daha gelir gelmez üstelik çok net olarak…
“PYD’ ye daha yakından yardım etmek için geldiklerini” en yetkililerinin ağzından bile söylemediler mi?
Doğrusunu isterseniz bu kadar yanlışlığın içinde olunmasının ancak bir nedeni bulunmaktadır…
O da bizi yönetenlerin Türkiye’nin genel çıkarlarını savunabilecek ulus bilincini taşımadıkları…
Demek istediğim…
Eğer kafanızda…
Ulus diye bir kavram…
Ulusal bir bakış açısı bulunmazsa…
Her ne yaparsanız yapın…
Farkında olmadan varacağınız yer emperyalizmin piyonu olmaktan daha ötede bir yer olmayacaktır…

15–03–2016
Nusret KEBAPÇI


7 Mart 2016 Pazartesi

ENKAZ MI DEDİNİZ?


Geçtiğimiz günlerde memleketin nimetlerinden en fazla yararlanan birisi “90 yıllık enkazı kaldırdık.” Demedi mi?
Bundan bir süre önce de yine başka birisi “90 yıllık reklam arasından” Bahsetmişti.
Doğrusunu isterseniz birilerinin, hemen her fırsat bulduklarında Cumhuriyete saldırmaları yeni bir şey değil…
Çünkü 90 yıllık Cumhuriyet döneminde
Ne ağalık ortadan kaldırılabildi…
Ne de tarikat ve cemaatler…
Birileri bu tür kurumların varlığını hazır oy deposu olarak kabul ettiklerinden olsa gerek…
Özellikle çok partili rejimin başından bu yana bu konularla ilgili hiçbir adım atılmadığı gibi tam tersine korunup kollandı…
Bugün bile TBMM çatısı altında 90 yıl önce kaldırılan o kurumların kalıntılarına çokça rastlamak mümkün…
Aslında bunu…
Yani bu tür kurum ve kuruluşların varlığını pek çok yerde tartışmalarda görmek mümkün…
Çünkü bunlar egemenliğin millete geçmesini kabul etmedikleri gibi…
Kadınların sosyal yaşamda yer almasını da kabullenmemektedirler…
Dolayısıyla; Cumhuriyetle oluşan millet, ortak kültür, tarih, dil…
İstiklal marşı gibi kavramların da onlarca herhangi bir anlamı bulunmamaktadır.
Hem zaten Türkçenin kaldırılması için bile kampanya açmaya çalışmadılar mı?
Aslında millet bilinci işin nirengi noktasını oluşturmaktadır…
Bu olmayınca ne emperyalizme karşı bir duruş olabilmektedir…
Ne de bağımsızlık…
Ekonomik gelişme, sanayileşme, kalkınma gibi konularda ise bırakın yakını, uzağından bile geçmemektedirler…
Hani bunlar Osmanlı hayranı olup akıllarınca Osmanlıyı başkanlık adı altında yeniden canlandırmaya çalışıyorlar ya…
Ve birileri onun çok kültürlü çok kimlikli bir devlet olduğunu unutarak Türk imparatorluğu olduğunu falan sanıyorlar…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil…
Buradan enkaz konusuna dönecek olursak…
Bir imparatorluk düşünün ki egemenliği altındaki tüm milletler dini ve milli kimliğini koruyor, oldukça da örgütlüler…
Yani anlayacağınız ortak herhangi bir kimlik falan söz konusu değildi…
Bu arada söz kimlikten açılmışken…
Son zamanlarda sıkça dillendirilen eşit vatandaşlığa da değinmeden geçmek olmaz…
Bilindiği gibi Osmanlıda eşit vatandaşlık falan değil düpedüz ayrıcalıklı vatandaşlık söz konusuydu…
Kapitülasyonlardan bu yana yabancı ülke vatandaşları ve dini cemaatlerin birçok ayrıcalıkları yanında, ayrı mahkemeleri bile bulunuyordu. Yani çok hukukluyduk.
Ne zaman eşitlik oldu biliyor musunuz daha doğrusu tek hukuklu olduk?
1923’de kurulan Cumhuriyet’le…
Elbette ekonomik durumdan bahsetmemek de mümkün değil…
Sanayi devriminden uzak kalınıp, sefer yapılamaz hale gelinince…
Haliyle memleket borçla yönetilmeye başlanıyor…
Ödenemeyince de vergisine, maliyesine el konuluyor…
Sonrasında yaşanan Sevr gibi bir hezimeti söylemeye bile gerek yok ama…
Demek istediğim…
Eğer Lozan…
Daha doğrusu Mustafa Kemal olmasaydı bu günkü Türk devletinin de yerinde yeller esecekti.
Bugün siz…
“Enkaz”, “reklam arası” falan diye aklınızca küçümsüyorsunuz ya
Şunu bilmenizde yarar bulunuyor…
O çok sevdiğiniz…
Tekrar diriltmek hayalini kurduğunuz…
Padişah olabilmek, saltanata kavuşmak için yanıp tutuştuğunuz Osmanlının borcunu…
1954’e kadar o “enkaz” dediğiniz Cumhuriyet ödemişti
Üstelik
O borcun bir kuruşunun bile, tarım, sanayi yani kalkınma için harcanmamasına rağmen…

07–03–2016

Nusret KEBAPÇI