1 Ocak 2016 Cuma

ANAYASA NEDEN DEĞİŞECEK?


Doğrusunu söylemek gerekirse yapılanların tamamı bir plan çerçevesinde gerçekleştirilmektedir…
Çünkü amaç çok kimlikli, çok kültürlü, dini bir başkanlık sistemi gerçekleştirmek olunca bu olup biteni anlamak hiç de zor değil…
Bakın yıllardır komisyonlar kurdular…
Taslaklar hazırladılar…
Hatta referandumla, bu günkü mevcut anayasanın neredeyse üçte ikisini bile değiştirdiler ama anlaşılıyor ki bu da yeterli olmadı…
Neden?
Çünkü asıl amaçları olan anayasanın ilk dört maddesini doğrudan değiştirmeye cesaret edemediler de ondan…
Altından girdiler…
Üstünden çıktılar…
Kenarından dolaştılar…
Hatta zaman zaman kendi sözcülerine doğrudan söylettiler ama asıl hedeflerine bir türlü ulaşamadılar.
Bu nedenle seçimi yenileme çalışmaları sırasında hep şunu söylediler…
Yapılacak seçim anayasa değişikliği ve başkanlık sistemi için referandum özelliği taşımaktadır…
Ve iktidara geldiklerinde de halkın kendilerine böyle bir yetki verdiğini düşünmektedirler…
Kendilerine göre haklılar mı?
Tartışılabilir ancak bu durum ister istemez anayasa değişikliği yaparak başkanlık sistemi gerçekleştirmek isteyenleri daha da cüretkar kılacağı şimdiden görünmektedir.
Ağustos ayında açıklama yapan bir iktidar partisi milletvekili bu konuyla ilgili ne demişti hatırlıyor muyuz?
“Türk Milletini bitirip Türkiye milletini inşa ediyoruz…”
Nasıl şaşırmadınız değil mi?
Çünkü yıllardır iktidar partisinin böyle bir çaba içinde olduğunu zaten biliyordunuz…
Ya “Seni başkan yaptırmayacağız” nutuklarıyla saftirik demokratların oyunu alıp da…
Başkanlık sözünü yavaş yavaş telaffuz ederek, özerklik için iktidar partisinin düdüğünü çalanlara ne demeli…
Ne demişti, o vekil yemininde…
“Türkiye milleti adına…”
Sonrasında; iktidar partisinin önemli isimlerinin de destek vermesiyle olay daha ilginç bir hal aldı ama burada önemli olan şey şudur…
Son yıllarda sıkça kullanılmasına tanık olduğumuz Tüm bu Türkiye milleti gibi söylemler gerçekte İktidarla işbirliği içinde “Türkiye milleti” kavramına meşruluk kazandırma girişiminden başka bir şey değildir…
Peki,
Belki merak etmiyor olabilirsiniz de, diğer partilerin bu Türkiye milleti konusundaki tutumu nedir bileniniz var mı?
Ya da şöyle soralım; bu konuda diğer partilerden ciddi herhangi bir tepki gelmemesini nasıl karşılıyorsunuz?
Bunu hiç bir şey yapmamalarına karşın milliyetçilik ve Atatürk’ün partisi olmak konusunda mangalda kül bırakmayanlar için özellikle söylüyorum…
Evet, niçin herhangi bir tepkileri yok…
Şunun için; belki siz farkında değilsiniz ama elin oğlu seçim bildirgesine bile yazmış…
Diyor ki; “Anayasa’dan Türk Milleti kavramını kaldıracağız…”
Sakın böyle yazınca
“Ama bizim parti yapmaz .”demeyin…
Bu gün mecliste bulunan partilerden yani 4 partiden üçü bunu çoktan kabul etmiş,  geriye kalan diğeri de…
Milletvekili yaptığı ulus devlet düşmanı kişilerle özde değil sözde milliyetçi olmaya çoktan razı olmuş durumda…
Yani daha basit olarak anlatmak gerekirse;
Siz farkında olsanız da, olmasanız da önünüzde iki seçenek bulunmaktadır…
Ya ulus devletinize, kimliğinize, Cumhuriyete sahip çıkarak ulus olarak yaşayacaksınız…
Ya da
Herkesin kendini etnik ve dini kimliklerle ifade edebileceği federatif dini bir diktatörlükle…
Karar sizin…

01–01–2016

Nusret KEBAPÇI

27 Aralık 2015 Pazar

ULUSAL ÇIKARLAR…


İsterseniz konuyu şöyle ortaya koyalım…
Bu gün ülkemizi yöneten İslamcı parti, ülkemizin sorunlarına çözüm bulabilir mi?
Ya da şöyle soralım…
Ulus bilincinin ve ulus kimliğinizin düşmanı bir anlayışın bir ülkeyi kalkındırması…
İçeride ve ülke dışında barışı sağlaması…
Ülke çıkarlarını savunması mümkün mü?
Belki soruyu böyle sorduğumuzda bazıları ulus bilincine karşı olmadıklarını da söyleyebilir ama…
Hani ne denir…
Görünen köy kılavuz istemez.
İsterseniz konuya birazcık açıklık getirelim…
Neredeyse son 13 yıldır ulus kimliğimiz etnik kimlik düzeyine düşürülüp, başta anayasa olmak üzere hemen her yerden kaldırılmaya çalışılmadı mı?
Bu gün hala gerçekleştirilmeye çalışılan değişikliğin esası ulus kimliğine vurgu yapan ilk üç madde değil mi?
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC harfleri bile bu nedenle Valiliklerden…
Demiryollarından…
Kamu bankalarından kaldırılmıyor mu?
O halde
Mevcut yönetimin ulus devlet düşmanı olduğunu söylemek hiç kimse için şaşırtıcı olmamalıdır…
Peki, böyle bir yönetim, ülkenin ulusal çıkarlarını koruyabilir mi?
Şöyle soralım; koruyabiliyor mu?
Örneğin;
Yunanistan’ın 16 adayı ve 152 kayalığı işgal etmesine karşı ne gibi bir tepki konulmuştu dersiniz
Ne yazık ki hiçbir tepki konulamamıştı.
Sadece bu değil…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile bırakın nota falan vermeyi müzik notası bile verilemediğini ne çabuk unuttuk…
Ya Irak’ta…
Suriye’ de…
Ulusal çıkarlar yerine gözettiğimiz mezhepçi çıkarlar yüzünden düştüğümüz durumu nasıl açıklamak gerekiyor…
Barzanistan dışında diyalog kurabildiğimiz bir tane ülke var mı?
Pekli neden böyle oluyor? Hiç düşündünüz mü?
Aslında nedeni biliniyor…
Çünkü bizi yönetenlerde ulus bilinci yok…
Diyeceksiniz ki ne fark ediyor?
Fark eden şu…
Bunu anlayabilmek için öncelikle egemenliğin ulus’ta olmasını kabul etmeniz ve laik bir bakış açısına sahip olmanız gerekmektedir…
Ve böyle olduğunda halk ulus olma özelliği taşıyıp…
Oy kullanıp, yasa yapabilip, yönetimde söz sahibi olabilecektir…
Ve ayrıca bilinmeli ki ancak ulus olduğunuzda, üzerinde yaşadığınız toprak, vatan anlamı kazanacaktır.
Vatan olunca da…
Haliyle bağımsızlık…
Emperyalizmle mücadele…
Ekonomik kalkınma…
Demokrasi, hayat bulabilecektir…
Hem zaten dinle yönetilen devletlerin tamamının emperyalistlerin kuklası ve diktatörlük olması bunun en açık göstergesi değil mi?
Şöyle sormak da mümkün…
ABD ve AB, niçin bizim gibi ülkelerde yıllardan beri dini ve etnik grupları desteklemektedir…
Nedeni şu…
Bu etnik ve dini guruplar desteklendiğinde bunların her birinde bağımsızlık eğilimleri güçleneceğinden o ülkede etnik ve dini kimlikler kaynaşıp asla ulus kimliğe dönüşemez…
Çatışır…
Böyle olunca da o ülkede kalkınma hayal olup, bilim, sanayi, tarım falan da gelişemediğinden…
Tamamen batının açık pazarı ve kölesi olarak kalınacaktır…
Hani bazıları ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geleceğini falan sanıyorlar ya…
Şunu bilmiyorlar…
Ulus devletin yıkılmasıyla demokrasinin geldiği bir tane bile ülke yok
Ama…
Mülteci olunacağının örneği bir hayli çok…

27–12–2015

Nusret KEBAPÇI

20 Aralık 2015 Pazar

DEVLET POLİTİKASI…


Elinizi şöyle bir şakağınıza koyun ve düşünün…
Son 30…
Hatta…
40 yıl içinde iç politika anlamında da demiyorum, hemen her konuda…
Özellikle de dış politika alanında…
Bu kadar aşağılandığımız…
Küçümsendiğimiz…
Yöneticilerimizin diğer ülke yöneticileri tarafından suçlandığı bir dönem oldu mu?
Elbette olmadı…
Hani dünya liderliği falan diyoruz ya…
Bu tür bir tanımlamanın da…
Kendi kendimizi avutmak…
Veya seçmenin kalbini kazanmaktan başka hiçbir anlamı bulunmuyor.
Hem zaten…
Kendinize hangi ad ve unvanı verirseniz, verin…
Sizi takip eden bir ülke bile yoksa kimseye örnek olamıyorsanız, takılan ad…
Unvan…
Ya da adı her neyse, sadece ve sadece hikaye durumundadır…
Peki, neden mi böyle oluyor?
Söyleyim;
Çünkü bugün…
Ülkemizi yöneten anlayışta ulus bilinci yok, bu olmayınca da haliyle devlet aklı gibi bir durum da oluşmuyor…
Dolayısıyla ülkenin ortak çıkarları gibi bir düşünce de söz konusu olamıyor.
Neden mi?
Daha açık söyleyim…
Bizim ülkemiz laik…
Demokratik…
Çağdaş bir ülke mi? En azından yakın zaman kadar öyle kabul ediliyordu…
Böyle bir ülkede…
İsteyen Sünni…
Alevi…
Ya da 4 mezhepten herhangi birini…
Bunlardan yola çıkan tarikat ve cemaatleri benimsemiş olabilir mi?
Olabilir ancak…
Şurası önemli.
Eğer ki siz…
Olaylara ulus penceresinden bakmayıp…
Ulusal çıkarlar gibi bir kavramı tanımayıp…
Ülkenin ortak çıkarları gibi bir anlayışın varlığından habersiz olup…
Olaylara…
Sadece mensup olduğunuz…
Mezhep…
Tarikat ve cemaat penceresinden bakıyorsanız…
Bilin ki, bu anlayışla…
Ne Ege’deki adaların işgal edildiğini görebilirsiniz…
Ne de Suriye’de yaşanan sorunun bir parçası olduğunuzu…
Doğrusunu söylemek gerekirse…
Irak’ın parçalanmasına yol açtığınızın bile farkında olamazsınız…
Demem o ki…
İşin nirengi noktası ulus bilincidir…
O olursa devletinizin ve ulusunuzun, ülkenizin çıkarlarınızı koruyabilirsiniz…
Ama yoksa…
Koruyabileceğiniz…
Tarikat ve cemaatinizin çıkarlarından daha ötesi değildir…

20–12–2015

Nusret KEBAPÇI

12 Aralık 2015 Cumartesi

NASIL BİR BAŞKANLIK?


Seçimlerin sonucunda beklediğini bulamayan partilerimizin kurultay çalışmaları devam ediyor ama şu kadarını söyleyim…
Artık ağlayıp sızlamanın hiçbir faydası yok…
Bence ondan çok daha da önemlisi…
Son yapılan seçimle nereye varacağımızın doğru olarak kavranılması.
Yoksa seçimlerin sonuçlarını pek çok kez değerlendirmişsiniz, az veya çok oy alınmasının gerekçelerini de irdelemiş, bunu pek çok maddeyle açıklamış da olabilirsiniz ancak konu bu değil…
Elbette bu tür bir çalışma her zaman için yapılmalı…
Partiler eksilerini, artılarını çok iyi çalışmalı ama tüm bunlar yapılırken asıl konu yani iktidarın başkanlık hevesi asla gözden kaçırılmamalıdır..
Çünkü
Bilindiği gibi bir süredir, iktidar partisinin önemli isimlerince ülkemizin başkanlıkla yönetilmesi gerektiği gibi bir düşünce dile getirilmektedir…
Zaman zaman bunu padişahlığa…
Hatta halifeliğe kadar götüren de oluyor ama…
Biraz dikkatle, inceleyince gerçekte istenilenin…
Bazı Arap ülkelerinde olduğu gibi krallık, emirlik türünden bir başkanlık olacağı hemen anlaşılacaktır…
Bu arada Türk tipi falan gibi sözler de sizi yanıltmasın…
Türk sözüne alerji duydukları herkesçe bilindiğinden, kastedilenin Arap olduğunu anlamak hiç de zor değil…
Ayrıca bu iş…
Biz özerklik istiyoruz…
Veya
Ben sana başkanlığı vereyim, sen de bana özerkliği ver, gibisinden pazarlıkla falan da olmuyor…
Bunun için öncelikle, başkanlık sistemi ile yönetilen ülkelerin neredeyse tamamının federatif bir sistemle yönetildiğinin…
Ve federatif devletlerin neredeyse tamamının da, Üniter devletlerin parçalanmasıyla değil, küçük küçük devletlerin birleşmesi ile oluştuğunun bilinmesi gerekiyor…
Bunun dışında…
En bilinen başkanlık sistemi olduğu için söylüyorum…
ABD başkanlık sisteminde, yasama, yürütme ve yargı çok kalın hatlarla birbirinden ayrılmaktadır…
Öyle bizde olduğu gibi, kararını beğenmediğin yargıcı görevden al…
Yargıla…
İçeri at…
Oralarda böyle bir şey yok…
Ayrıca iki meclisli bir sistem var ki…
İstediğin yasayı hemencecik çıkar…
Kişiye özgü yasa yap…
Veya hiç biri olmazsa, yasamaya bile gerek duymadan kanun hükmünde kararnamelerle ülkeyi yönet…
İnanın böyle bir şeyin olabilmesi de mümkün değil…
Ama şöyle olursa mümkün…
Siz tüm çabalarınızla Osmanlı benzeri…
Hatta
Bazı Arap ülkelerindeki gibi krallık ve emirlik türünden bir başkanlık oluşturabilirseniz ki uzun vadede amaç odur…
İşte o zaman tüm düşündüklerinizi kolayca uygulayabilirsiniz…
Böyle olduğunda…
Ne uğraşmanız gereken muhalefet olacaktır karşınızda, ne de bulunacakları bir meclis…
Sendika…
Dernek…
Oda gibi örgütler bile olmayacaktır…
Demek istediğim; tam böyle olur demiyorum ama…
Hangi yönetim sistemi olursa olsun, eğer gereken denetim mekanizmalarını zamanında oluşturmazsanız…
Farkında bile olmadan varılacak yer, diktatörlükten başka bir yer değildir…

12–12–2015

Nusret KEBAPÇI

7 Aralık 2015 Pazartesi

RUS SAVAŞ UÇAĞI KONUSU…


Rus savaş uçağının düşürülmesinin ardından yaşanan gelişmelere bakılırsa önümüzdeki süreçte…
Başta yaş meyve ve sebze üreticileri olmak üzere…
Aralarında tekstil ve turizm sektörünün de bulunduğu Ülkenin önemli bir kısmının, uçak düşürmenin bedelini ödeyeceği görünüyor…
Tabi buna önümüzdeki günlerde yaşanabilecek doğalgazla ilgili sıkıntıları eklemiyorum bile…
Doğalgazda sıkıntı olursa ki…
Önümüz kış…
Sadece konutlardaki ısınma sorunun bile hangi boyutlara varabileceğini tahmin etmek hiç de zor değil…
Kaldı ki her şey sadece konuttan ibaret de değil…
Ya kamu binaları…
1150 odalı saray…
Okullar…
Hastaneler…
Hapishaneler…
Nasıl ısınabilir dersiniz…
Elbette iş sadece ısınmakla da bitmiyor…
Biz ülke olarak da elektriğin neredeyse yüzde 50’sini doğalgazdan elde etmekteyiz…
Böyle olunca, ister istemez doğalgazda yaşanabilecek her kriz bizim elektriğimizi de etkileyecektir…
Yani ısınma ile birlikte elektrik sorunu da çıkarsa…
Durum gerçekten vahim demektir…
Bakın zaman zaman bu konu basında yer alınca özellikle iktidar yanlısı medya, halkın çok cefakar, çok fedakar olduğu üzerinden vurgu yaparak…
Kurtuluş Savaşı’nda olduğu gibi buna da katlanılabileceği mesajını veriyor ancak…
İş o doğalgaz yerine tezek kullanılabileceğini söylemek kadar komik değil…
Tersine son derece ciddi…
Neden mi? Bakın söyleyim…
Elektrik olmazsa öncelikle karanlıkta kalırız da şu kadarını söyleyim…
Su sorunu da çıkacaktır…
Çünkü
Hemen herkesin bildiği gibi içme suyu sistemi ve hidroforlar tamamen elektrikle çalıştığından karanlıkta kalmanın yanı sıra susuz da kalacağımız kesin görünüyor…
Elbette yaşanabilecekler sadece bunlarla sınırlı değil…
Ne postaneniz çalışabilir, elektrik olmadığında…
Ne de hastaneniz…
Bırakın ameliyatı, röntgen çekilmesini…
İdrar tahlilini bile yaptıramazsınız…
Tamamen felç olacak sanayimizin durumunu söylemeye bile gerek görmüyorum…
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım…
Askerlerimizin başına çuval geçirildiğinde bile “müzik notası” bile verememiş…
Mavi Marmara’da onca ölüme karşın sert bir çıkış bile yapamamış…
Yunanistan’ın büyük bir şımarıklıkla bir yıl içinde; bir, iki, üç değil yüzlerce hava sahası ihlaline…
Dahası
Lozan’la hakkımız olan 16 adanın işgaline bile sesimizi çıkarmamışken…
Rusya’nın ihlaline bu kadar tepki göstermenin ne gibi bir anlamı olabilir dersiniz?
Anlamı şu;
IŞİD’i korumak adına, Rusya’ya karşı NATO’yu devreye sokmak…
Çünkü…
O bölgede haritalar ancak IŞİD’LE yeniden çizilebiliyor...

07–12–2015

Nusret KEBAPÇI

29 Kasım 2015 Pazar

ANGAJMAN


Rus savaş uçağının 24 Kasım günü düşürülmesi üzerine bazı kavramlara gerek basında, gerekse görsel medyada çokça rastlanılır oldu.
Bu nedenle bu kavramların bilinmesi, konunun anlaşılması açısından son derece önemli…
Öncelikle bilinmesi gereken şu…
Uluslararası Sivil Havacılık Sözleşmesine göre; devletlerin hava sahaları üzerinde egemenlikleri bulunduğundan, yabancı savaş uçaklarının bu alana izinsiz girmeleri yasaktır.
Ancak herhangi bir ihlal olduğunda…
Bunun savaş sırasında mı?
Yoksa
Barış zamanında mı olduğu işte bu nedenle oldukça önemlidir…
Yani barış zamanında…
Meydana gelen herhangi bir ihlal söz konusu olduğunda diğer devletin uçağının düşürülmesi uluslararası teamüllere göre doğru bir anlayış değildir…
Ve buna göre bizim komşu ülkelerden…
Ne Yunanistan…
Ne Suriye…
Ne Rusya…
Nede Irak’la savaş durumumuz söz konusu değildir.
Angajman’a gelince…
Askeri literatüre göre, devletlerin maruz kalabilecekleri muhtemel saldırılara karşı alabilecekleri önlemler anlamına geliyor…
Yani Angajman kuralları ülkenin maruz kaldığı tehlikeye göre değişkenlik gösterebiliyor…
 Ve buna göre de…
Rusya ile ülkemiz arasında herhangi bir gerginlik de söz konusu değildir…
Peki, o halde biz, söz konusu uçağı neden vurduk?
Ya da bir süredir kullanılan Bayır- Bucak Türkmenleri söylemi ne anlam ifade ediyor, isterseniz biraz onun üzerinde duralım…
Bir kere baştan söyleyelim…
Azez ve Cerablus’ta IŞİD’in Türkmen katliamı yapması sonucunda bölgede 2012’den bu yana sadece cihatçılar bulunuyor
Yani o bölgede ciddi anlamda Türkmen falan yok…
Bu nedenle…
Bizimkilerin Türkmen katliamı yaygarasının bir tane anlamı bulunuyor o da…
İran, Suriye ve Rusya tarafından vurulan cihatçıları Türkmen olarak gösterip…
Cihatçıları bulundukları yerde tutarak
Suriye’nin Akdeniz’e çıkmasının önüne geçmek…
Buradan tekrar uçağın düşürülmesine dönecek olursak…
Hani ikide bir, angajman kuralları, hava sahası…
Egemenlik lafları çokça ediliyor ya onun için söylüyorum…
Siz; ABD uçaklarına bırakın Angajman uygulamayı falan…
Doğrudan ev sahipliği yapacaksınız…
Komşu ülkelerin yakılıp, yıkılmasına seyirci falan da değil…
Düpedüz destek olacaksınız…
Yunanistan’ın bir yıl içinde yaptığı 2000 küsur ihlali görmezden gelip Ege’deki 16 adamızı işgal etmelerine bile sessiz kalacaksınız…
Sonra da…
Angajman kurallarıymış…
Hava sahasıymış…
Falan filan…
Açıkça soruyorum…
Sizin Angajmanınız sadece Cihatçıları korumak için mi geçerli?
Ulusal bağımsızlığımızın…
Topraklarımızı korumanın, sizin için bir anlamı yok mu?

29–11–2015
Nusret KEBAPÇI





22 Kasım 2015 Pazar

TÜRKİYE MİLLETİ


Geçtiğimiz günlerde bir milletvekilinin milletvekili yemin metninde bulunan Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kavramını kullanması birçok insanda şaşkınlık yarattı…
Ama bu ilk değildi.
Bundan birkaç ay önce bir iktidar partisi milletvekili de iktidara gelinmesiyle “Türk Milletini bitirdiklerini…”
“Artık Türkiye Milleti’ni oluşturmaya çalıştıklarını” söylememiş miydi?
Söylemişti ama…
Büyük medya da dahil kimse oralı olmamıştı.
Belki bu kavramları ortaya atınca, aklınıza bu iki kavram yani Türk ve Türkiye Milleti arasında ne gibi bir fark olduğu türünden bir soru gelebilir…
İşte bu nedenle konuyu birazcık da olsa açıklayım istedim…
Doğrusunu isterseniz ister federatif…
İsterse üniter olsun…
Bugün dünyada bulunan devletlerin neredeyse çok çok azı hariç, gerisi tamamen ulus devletlerden oluşmaktadır.
Bu nedenle ulus devleti herkesin anlayabileceği basit bir şekilde anlatmak istersek şunu söylemek mümkün…
Tek vatan.
Tek dil.
Tek bayrak.
Ve üstelik bu tür bir ifade asla o ülkede yaşayan etnik ve dini kimliklerin yok sayıldığı anlamına da gelmiyor…
Hani bizde bazıları, toplumu saf yerine koyarak dünyada diğer ülkelerde böyle etnik bir kimliğe dayalı millet tanımı yok gibisinden laflar ediyorlar ya…
Tamamen hikâyedir…
Bugün batılı ülkelerin anayasalarına bakıldığında…
Nasıl ki; bu ülkelerde yaşayan onca etnik kimliğe karşın…
Almanya’da yaşayanlara Almanyalı değil Alman…
Fransa’da yaşayanlara yine Fransalı falan değil Fransız…
İtalya’da yaşayanlara ise İtalyalı falan değil İtalyan deniliyorsa…
Türkiye’de yaşayanlara da Türkiyeli falan değil, Türk denilmesi gerekiyor…
İsterseniz konuya bir de başka açıdan yaklaşalım…
Bundan yaklaşık 2 ay kadar önce televizyonlarda çokça yayınlanan yabancı bir otomobil reklamı vardı.
Reklamın sonunda, kendisi de Alman olan reklam yıldızı ne diyordu…
“O bir Alman…”
Yani sanatçı o otomobil için hiç bir şekilde Almanyalı…
Veya
Üretildiği kent olabilecek Bavyeralı…
Berlinli…
Münihli gibi kavramları kullanmazken…
Sizce neden Alman kavramını kullandı dersiniz…
Şunun için…
“O bir Alman…” Denildiğinde…
 “Bu otomobilin; o ulusun ortak özelliklerini taşıdığı ...”
Yani
“Üstün Alman teknolojisinin…
İşçiliğinin…
Bilgisinin…
Titizliğinin…
Ve çalışkanlığının “ ürünü olduğu anlaşılmaktadır…
Ama aynı otomobile…
Bavyeralı…
Münihli…
Berlinli denildiğinde ise ortaya çıkan anlam…
Sadece üretildiği kenttir…
İşte Türk Milleti yerine Türkiye Milleti kullanıldığında da aynısı olmaktadır…

21–11–2015

Nusret KEBAPÇI