22 Aralık 2017 Cuma

DOĞU KUDÜS…

DOĞU KUDÜS…


Çoğumuzun bildiği bir söz var, denir ki…
“Eğer bir gömleğin ilk düğmesi yanlış iliklenirse, sonraki düğmeleri de yanlış iliklenecektir.”
Bunu neden mi söyledim?
Şöyle bir düşünün…
Uzun süredir…
Ülkemizin hemen her türden çıkarlarının korunduğu bir politikaya rastladık mı?
Her nedense buna evet demek için bir neden görmeyi başaramadım ama sadece…
Son Lozan ve Kudüs olayları bile durumunun vahametini daha doğrusu politikasızlığımızı ortaya koymuyor mu?
Şimdi bakın…
ABD başkanının Kudüs’ ün İsrail’in başkenti olacağının ve ABD büyük elçiliğinin Kudüs’e taşınacağının açıklanmasının ardından ne oldu?
Sahi yeterli tepki yapıldı mı?
Hani ülkemizle ilgili söylemek gerekirse Cuma günleri namazdan çıkan pek kalabalık olmayan tepkileri de sayarsak…
Bence olmadı ama hemen İslam İşbirliği Teşkilatı toplantıya çağrıldı…
57 Müslüman ülkeden ne kadarı bu toplantıya katıldı dersiniz
Evet, tamı tamına 48ülke…
Tabi bunlardan da sadece 16’ sı en yetkili şekilde liderlik düzeyinde temsil edildi…
Şimdi diyeceksiniz ki tamam da…
Ya sonuç bildirisi orada yazılanlar çok mu önemsiz…
Değil ama işin içinde iş var…
Neden mi?
Şunun için…
Bildiri iki dilde hazırlanıyor ama iki metinde değişen sadece dil değil ifadeler de farklı...
Tabi siz anladınız…
Bunlardan İngilizce olanı ABD, AB ve İsrail’e hitap ederken…
Diğeri de yani Türkçe olan da haliyle bize yani iç politikaya hitap etmektedir…
Daha açık söylersek…
Türkçe metinde “Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanındığı” ifadesi yer alırken, asıl metin olan İngilizce de ise sadece  “Doğu Kudüs”ün Filistin’in başkenti olarak tanınması için çağrı yapıldığı” yazılmaktadır…
Tabi bu durumda sadece Doğu Kudüs’ün konu edilmesi iki Kudüs
Daha doğrusu iki devletli bir çözümün kabul edildiği…
Dahası İsrail’in işgaline meşruiyet kazandırıldığı gibi bir anlama neden olur ki…
Bu durumda da…
Doğu Kudüs ’ün Kudüs’ün 1/5i kadar olduğu da akıldan çıkarılmamalıdır…
Diyelim ki 57 ülke de aynı kararı verdi ve İsrail kınandı ne olur? Hiç bir şey…
Ne demişler “lafa değil işe bakmak gerekir…”
Bu nedenle siz; sözle eleştirmek yerine siyasi ekonomik yaptırımlarla ilgili karar alabiliyor musunuz?
Örneğin herhangi bir konuda ambargo falan uygulamaya gücünüz var mı?
Çekebiliyor musunuz büyük elçilerinizi?
Değilse bırak 57ülkeyi, 570 ülke olsan, ne fark eder?
Kaldı ki bunun dışında, siz yıllardır ABD’nin bölgede İsrail karşıtı ülkelerin zayıflatılıp, parçalanmasını amaçlayan projelere destek vermediniz mi?
Irak’ın ve Suriye’nin parçalanması çabaları bunun göstergesi değil mi?
Sahi neden? ABD’den aldığı emirlerle Suriye’ye kafa kesmeye koşan cihatçılarınız…
Yanlışlıkla bile olsa…
Bu güne kadar neden hiç İsrail yollarına düşmediler dersiniz…
ABD izin vermediği için olabilir mi?
Demek istediğim işin nirengi noktası ulus bilincidir…
O varsa ulusal çıkarlarınızı savunabiliyorsunuz…
Ama yoksa…
Kendinizi bir ulusun değil de, bir dinin, tarikatın, mezhebin temsilcisi olarak görüyorsanız varabileceğiniz en iyi yer…
Emperyalizmin yanından daha farklı bir yer olmayacaktır…

22–12–2017

Nusret KEBAPÇI

11 Aralık 2017 Pazartesi

LOZAN GÜNCELLENİRSE…

LOZAN GÜNCELLENİRSE…


Şimdi arkanıza yaslanın ve şöyle bir düşünün…
Bugüne kadar ülkemizi yönetenlerden Mondros Ateşkes Anlaşması’na…
Yani
Ülkemizin kayıtsız şartsız teslimiyetine ilişkin herhangi bir eleştiri duyan oldu mu?
Ya Sevr‘le ilgili bir söz…
Herhangi bir açıklama.
Bugüne kadar böyle bir şey gündeme geldi mi?
Kaldı ki…
Sevr Anlaşması bu gün bile yürütülmeye çalışılmakta…
Bunun için de bir yandan çeşitli ülkelere Ermeni soykırımı tasarıları kabul ettirilip Türkleri soykırımcı ilan ettirme sonrasında arkasından geleceği açık olan toprak ve tazminat talepleri yürütülmeye çalışılırken…
Diğer yandan da aralarında ülkemizin de bulunduğu 4 ülkeden koparılacak parçalardan oluşan büyük Kürdistan projesi tam gaz uygulanmaya çalışılmıyor mu?
Ancak her nedense…
Bu konular, ülkemizin yöneticilerinin gündemine hiç gelmemektedir.
Tabi burada bir konuyu atlamamakta yarar bulunuyor…
Mondros…
Sevr hiç gündeme gelmiyor ama…
Hemen her fırsatta Lozan’a saldırıldığını da unutmamak gerekiyor…
Önceleri topluma…
Sanki yer altı, yer üstü tüm kaynaklarımızı yabancılara satan kendileri değilmişçesine…
“Lozan 2023’de bitecek, ancak ondan sonra kendi madenlerimizi kendimiz çıkaracağız …”
“Sanayileşeceğiz…” Yalanı bile söylenmedi mi?
Söylendi söylenmesine ama hiç kimse…
Ya tamam da ETİ Bank neyin nesiydi? Diye bile sormadı ama bu yalan furyası daha sonra…
“Lozan hezimettir” le daha uzun bir süre devam etti…
Yani ettirildi…
Hayatlarında bir kez bile emperyalistlere kafa tutup, tavır alamayan…
Hatta
Eş başkanlık gibi bir görev üstlenip emperyalistler adına bölgede yıkım projelerinde görev üstlenenler bile…
Akıllarınca Lozan’ı küçümsüyorlardı ama…
Ne çare ki mızrak çuvala sığmıyordu…
Söylenen yalanlar da daha yatsıya varmadan ortaya çıkıveriyordu.
Bu kez de Yunanistan ziyaretiyle ortaya çıktı ki…
Hedef yine Lozan…
Akıllarınca Lozan’ı güncelleştirmek adına da…
Bu güne kadar ses çıkarmadıkları Yunanistan’ın yaptığı oldubittilere…
Ve Türk askerinin Kıbrıs’tan çekilmesi konusuna meşruiyet kazandırmaya çalışmaktadırlar…
Yok olamaz!
Bu kadarı da yapılamaz! Diyorsanız
Yunanistan’ın işgal ettiği 18 adanın hiç gündeme gelmemesinin…
Ayrıca
Yunanistan Başbakanının: “Türkiye’yi 43 yıl önceki gayri meşru işgalle…” Suçlamasına karşın hiç bir tepkide bulunulmamasının…
Hatta Kıbrıs’tan asker çekilmesi konusuna bile susulmasının…
Zamanında Denktaş’a karşı çıkıp, Annan planını savunmakla övünülmesinin başka bir anlamı olabilir mi?
Elbette olamaz.
Ama şunu da asla unutmamak gerekiyor…
Bugün Lozan’ı eleştirip güncelleme yapmaya çalışırsanız, kendinizi bir anda Sevr’in uygulayıcısı olarak bulabilirsiniz…
Benden söylemesi…

10–12–2017
Nusret KEBAPÇI




2 Aralık 2017 Cumartesi

NATO KAFA…

NATO KAFA…


NATO’nun Norveç’te düzenlediği Komuta kontrol amaçlı Trident Javelin adlı tatbikatta Atatürk fotoğraflarının ve Cumhurbaşkanının adının Düşman olarak nitelendirilmesi ortaya çıkınca…
NATO’dan çıkılmalı mı?
Çıkılmamalı mı? Türünden bir tartışma başladı.
Tabı bunun öncesinde Rusya’dan alınan S 400 füzeleriyle ilgili olarak da…
NATO tarafından bunun NATO’nun savunma konseptiyle uyumlu olmadığı türünden şeyler de söylendi ama… 
Son yıllarda olduğu kadar yani neredeyse uzunca bir süredir NATO hiç bu kadar tartışma konusu yapılmamıştı.
Tabi bu tartışmada herkes bir şeyler söylüyor…
Bu konuda fikri olanda var, olmayan da…
Ancak burada asıl ilginç olanın…
Daha düne kadar ulusalcı kimliğiyle tanınmış olan birilerinin
Gerçekte…İra
Emperyalizmi hiç mi hiç öğrenemeyip…
Bağımsızlık…
Ulusal onur…
Ulus devlet gibi kavramlardan uzaktan yakından nasibini almamış…
Hatta…
Bu kadar Dünya savası…
BOP…
Batı tarafından komşularımızın bile parçalanmaya çalışılmasına karsın
Hala gerçeklerden hiç haberlerinin olmaması…
Bu zevatlar akıllarınca…
Sözde çağdaşlık…
Medeniyet…
Kalkınma adına…
NATO da kalmayı savunmaya çalışmaktadırlar.
Şöyle bir soru soralım…
Sahi…
Bugün NATO’nun var oluşunun amacı nedir?
Hani geçmişte bildiğiniz gibi bunun gerekçesi Sovyetler Birliği’ydi de…
Ya bu gün…
Doğrusunu isterseniz bugün de hedef…
BOP…
Daha doğrusu ABD ve batı tarafından haritalarını yeniden çizmek için çabaladıkları İslam ülkeleri…
Tabi bu beylere göre…
Eğer biz batı karşıtı kutupta…
Yani…
İran…
Rusya…
Çin ve Suriye’nin yanında yer alırsak sözüm ona çağdaşlıktan medeniyetten, demokrasiden uzaklaşmış oluyor muşuz…
Ya beyler bırakın safsatayı…
Bugüne kadar emperyalizmin sömürge olarak kullandığı hangi ülke de sanayileşme…
Tarımını geliştirme…
Özgürlük ve demokrasi olabildi…
Böyle bir şey mümkün mü?
Ama haklısınız…
Kafanızda vatan, millet…
Bağımsızlık…
Emperyalizm…
Ona karsı mücadele gibi kavramlar olmazsa
Şirazenizi şaşırıp emperyalizmin bu ülkelere saldırısını pekala demokrasi getiriliyor gibisinden görebilirsiniz ancak…
Şunu kafanıza koymanızda yarar bulunuyor
Ülkelere demokrasinin gelmesinin ve gelişmesinin sadece…
Evet, sadece bir yolu bulunmaktadır…
O da…
Ulus devletlerini…
Milli bütünlüklerini koruyup…
Emperyalizme karşı bağımsızlığı kazanmak…
Ama asla NATO’da kalıp ABD emperyalizmine hizmet ederek değil…

01–12–2017

Nusret KEBAPÇI

20 Kasım 2017 Pazartesi

ATATÜRKÇÜ OLMAK…

ATATÜRKÇÜ OLMAK…


Bu yılki 10 Kasım törenlerinde yıllardır hemen zaman olduğu gibi Mustafa Kemal değil de Atatürk denilmesi, birileri için bir bardak suda fırtına koparmaya yetti…
Hatta yetmek ne kelime arttı bile denilebilir.
Hemen iktidarın savunmasına giriştiler…
“Bakın, Atatürk dediler…”
“Bu tam da Atatürkçü olduklarının kanıtı…”
Gerçi bunu, yapılan eleştiriler karşısında…
”Atatürkçülük kimsenin tekelinde değil” türünden savunanlar bile oldu ancak, yaptıkları şeyin Atatürk’ün önemini küçültmekten öte bir işe yaramadığını asla ve asla düşünmediler.
Tüm bu yaşananlardan da anlaşıldı ki birileri için Atatürkçü olmak…
“Ne olursan ol, gel…” diyen Mevlevi tekkesine katılmaktan hiç de farklı falan değil miş…
Tabi ben böyle deyince…
“Kimin Atatürkçü olup olmadığına kim karar verecek?”
“Bunun sınavı mı var?”
“İnsanların ne kadar Atatürkçü olduklarını ölçen bir mihenk taşı mı icat edildi?” Türünden birçok yanıtla karşılaşmak mümkün…
Ancak onların unuttukları…
Belki de hiç ama hiç öğrenmedikleri…
Atatürk ilkelerini…
6 oku…
Devrimleri…
“Ekonomik bağımsızlık olmadan siyasi bağımsızlık olmaz…”  “Her fabrika bir kaledir.” Diyerek
Misakı milli kadar önem verilen misakı iktisatı nereye koymak gerektiği…
Aslına bakarsanız…
Tüm çatışma Cumhuriyet Devrimlerinin tamamlanamaması nedeniyle yaşanmaktadır demiş olsak yanlış söylememiş oluruz…
Çünkü aradan gecen 94 yıla karşın hala ulus kimliğimiz tartışma konusu yapılıyorsa…
Ulus devlete saldırılıp tekrar ulus öncesi tarikat, cemaat ve etnik kimliklere dönülmesi yönünde her türden çabaya izin veriliyorsa ve bugün hala…
İktidarın bir meclis başkanı adayı laikliğin kaldırılmasını gündeme getirebiliyorsa…
Yine aynı düşüncedeki bir sendika başkanı Cumhuriyetçileri hain ilan eden birini baş tacı yapmaya çalışabiliyorsa ve bu devletin kökenine ait tartışmalar hiç bitmeyip…
Cumhuriyet…
Onun kurucusu bile açıkça hedef alınabiliyorsa, bence üzerinde tekrar tekrar durulması gerekmez mi?
Şimdi şöyle bir düşünün…
Atatürk İlkelerinin…
Yapılan Devrimlerin tümünün amacı…
Ortak bir dili konuşan…
Aynı duyguları taşıyan…
Aynı tarihsel geçmişe sahip ve hepimizin aynı ekonomik paydada birleştiği, bugün adına millet dediğimiz kimliğin sahiplendiği bir ulus devlet değil miydi?
Peki, ya buna karşı çıkanların istedikleri, onlar neydi?
Aslında biliyorsunuz ama…
Söyleyim…
Ulus kimliğin olmadığı…
Toplumun etnik ve dinsel kimliklere ayrıştırıldığı ve hemen her türden kimliğin kendi dilleriyle eğitim yaptığı, çok kimlikli, çok kültürlü, çok hukuklu…
Ulus devlet öncesi tüm kurum ve kuruluşların da toplumda yaşama alanı bulduğu…
Ekonominin tamamen yabancı pazarı olup…
Küresel sermayeye teslim olunan bir ülke…
Ama tüm bu tartışmalar bize bir şeyi çok net olarak göstermektedir
Atatürk’ten yana olduğunuzda aynı zamanda ulus kimlikten…
Cumhuriyetten…
Ekonomik ve siyasi bağımsızlıktan yana olmak durumundasınız…
Karşı çıktığınızda da kendinize ne ad takarsanız takın...
Emperyalizmden yana…
Tercih sizin.

19–11–2017
Nusret KEBAPÇI




14 Kasım 2017 Salı

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…

AYİNESİ İŞTİR KİŞİNİN LAFA BAKILMAZ…


Bu sözün anlamı bilindiği gibi insanların sözlerine değil yaptıklarına bakmak gerektiğidir…
Bunu niçin söyledim…
Çünkü toplum olarak yeteri kadar okumadığımızdan olsa gerek…
Genelde söylenen sözlere…
Sözlü propagandalara çok çabuk inanıyoruz.
Aslında…
Uygulamalara bakılsa…
Yapılanlar biraz tarafsız bir gözle görülse, gerçekler anlaşılacak ama dediğim gibi onun için de araştırmak…
Okumak…
Yani anlayacağınız olayları anlamak için biraz kafa patlatmak gerekiyor.
Bunu günlük yaşamın hemen her yerinde özellikle siyasette sıklıkla görmek mümkün…
Bir bakıyorsunuz…
Adamlar yasa, yönetmelik değişikliğiyle…
“Vatan, millet sevgisini kaldırıp, yerine küresel sermayeye hizmet etmeyi ” bile koyuyor ama birileri…
Bunu anlamayıp hala bunu yapanları vatanseverlikle övmekte hiçbir sakınca görmeyebiliyor…
Yine birileri hiçbir ad belirtmeden millet, bu millet falan dediklerinde siz yine iyi niyetten olsa gerek Türk milleti olarak anlıyorsunuz ya…
İnanın bu kavram da bizim bildiğimiz anlamda ulus anlamında falan değil aynen Osmanlı’da olduğu gibi Müslüman milleti, Yahudi milleti gibi…
Dinsel kimlikler anlamında kullanılmaktadır demiş olursak da yanlış söylememiş oluruz…
Hem zaten her tarafa asılan “tek millet, tek devlet, tek vatan, tek bayrak “kavramlarında sadece tek dilin olmaması bile bununla ilgili bir ipucu vermiyor mu?
Ortak dil olmadan ulus kimlik olur mu?
Ama zaten kastedilen ulus kimlik değil, bilmem anlatabildim mi?
Şimdi birileri çıkıp, özelikle son günlerde…
İktidarın ABD ile çatıştığını…
Vatan savaşı verildiğini falan söylüyorlar ya…
İsterseniz önce söyle sormakta yarar bulunuyor…
Sahi
Milleti kabul etmeyen, ulus devlete düşman olan, ümmetçi bir anlayışta vatan diye bir kavram olur mu?
Elbette olmaz...
Olmayınca haliyle vatan savaşı da olabilmesi mümkün olamıyor…
Ya geçtiğimiz günlerde Katar eski Başbakanı’nın; “Arabistan, Katar ve Türk hükümetinin dünyanın her tarafından gelen cihatçıları Türkiye üzerinden Suriye’ye soktuklarını “açıklaması da size bir şey ifade etmiyor mu?
Sahi kim istemişti bunu, ABD değil mi?
Peki, 2011 de başlayan olaylardan bu yana Suriye’ye dostluk eli uzatmayıp da hala ÖSO ile iş tutmaya kalkan kim?
Ya ABD’den sürekli yakınıp da ziyarete gidince uçak alarak geri dönen…
Ya beyler…
Son derece açık söylüyorum…
PYD’ye silahlar nereden gidiyor?
Irak’tan…
Suriye’den…
İran’dan gitmesi mümkün olmadığına göre ki…
Bal gibi İncirlik’ten gittiğini sağır sultan bile bilmektedir…
Peki, madem ABD bize düşmanca davranıyor…
Öyle diyorsunuz…
İncirlik mutabakatını iptal et.
Üslerden kov…
Suriye’yle hemen dostluk kur…
Ama tüm bunlar yapılmadığına göre…
Tüm bu yapılanların bir tek anlamı bulunmaktadır…
Dış düşman gösterilerek halkın desteğini almak…
Gerisi hikâyedir…

13–11–2017
Nusret KEBAPÇI


4 Kasım 2017 Cumartesi

TÜRK KİMLİĞİNE NEDEN SALDIRILIYOR?

TÜRK KİMLİĞİNE NEDEN SALDIRILIYOR?


Bazıları iktidarın Türk kimliğine saldırması karşısında şaşırıyor…
Aslında yanlış…
Neden şaşırıyorsunuz ki.
Adamlar aslında bence hedeflerini…
Yapmak istediklerini hiç gizlemediler.
Ne dediler…
Biz BOP eş başkanıyız.
Başka…
Yeni Osmanlı olacağız…
Peki, BOP’ un açılımı neydi? Büyük Ortadoğu Projesi değil mi?
Ne yapılacaktı bu görev içinde…
Türkiye laikliği yok edip…
Ulus devlet olmaktan vazgeçip, İslami; çok kimlikli bir yapıya doğru evrilerek model ülke olacak…
Sonrasında da gelişen süreçle beraber bölgede bulunan hemen hepsi Müslüman olan ülkelerin 22’sinin de sınırları yeniden çizilecekti…
Ülkelerin sınırlarının tapu kadastro eliyle çizilmeyip…
Etnik ve dinsel ayrışmaların sonucunda çizildiği düşünülürse…
Bölgede özellikle Irak ve Suriye’ de yaşanan gelişmeler daha iyi anlaşılır diye düşünüyorum…
Demek istediğim…
Hani bugün ulus devlet düşmanlığı yaparak sözde yeni Osmanlı diye çok kimlikli çok kültürlü laik olmayan bir devlet hayali kuruyorlar ya…
İşte model ülke olarak tasarlanan şey de tam anlamıyla o…
Haliyle böyle olunca…
Bugün eğitim ve toplum yaşamındaki değişiklikler de olmak üzere tüm yapılanların…
Laik ulus devleti yıkmak ve…
Siyasi İslam’la yönetilen bir din devleti kurmak için atılan adımlar olduğunu pekâlâ söylemek mümkün.
Şöyle bir düşünün…
Türk milleti olarak adlandırılan tek milletli bir devletten çok milletli bir devlete yani bir anlamda yeni Osmanlıya nasıl bir geçiş sağlanabilir…
Bence bu konuda yapılabilecek ilk iş…
Laikliğin ve ulus devletin koruyucusu ordunun diskalifiye edilmesiydi ki yapılmadığını söylemek söz konusu değil.
Sonrasında
Ulusal günler ve…
Bayramların önemli bir kısmının yok farz edildiği de göz önünde bulundurulursa…
TC’nin kamudan kaldırılıp…
Ekonominin tamamen batılı emperyalistlere teslim edildiği de düşünülürse varılmak istenen yer çok daha net olarak ortaya çıkacaktır.

Devamında…
Toplumu…
Tarikat ve cemaatlere de ayırdınız mı?
Oldu size yeni Osmanlı…
Tabi Osmanlı olmak için bu kadarı yeter mi? Elbette yetmez…
İçeride ekonominin yabancılara terk edilmesi, gümrüklerin yabancılara ardına kadar açılması…
Hatta…
Tarımın çökertilip korkunç bir borçlanmanın da olması gerekiyordu ki…
Yapıldığını zaten biliyorsunuz..
Hem zaten 15 yıldır gerçekleştirilmek istenilen Anayasa’nın ilk dört maddesinin değiştirilmesi isteğinin arkasında yatan neden de budur.
Demek istediğim
Tüm dünyada bir iki istisna dışında tüm devletler ulus devletken ve tek millet esasına göre örgütlenip varlık gösterirlerken…
Türkiye’nin…
Ulus devlet olmaktan çıkarılıp…
Laiklikten vazgeçirilip…
Israrla Milli kimliğinin yok edilmeye çalışılması…
Emperyalizm acaba 100 yıldır başaramadığı Türkiye’nin parçalanması planını…
Siyasi İslamcılarla…
Yeni Osmanlıcılık adı altında mı uyguluyor diye düşündürmüyor değil...
Ne dersiniz olamaz mı?

03–11–2017
Nusret KEBAPÇI



27 Ekim 2017 Cuma

SİYASAL İSLAMCILIKLA BİR ÜLKE KALKINABİLİR Mİ?

SİYASAL İSLAMCILIKLA BİR ÜLKE KALKINABİLİR Mİ?


Evet, kalkınabilir mi?
Ya da şöyle söyleyelim…
Kalkınabiliyor mu?
Hani yaklaşık 15 yıldır onlar tarafından yönetiliyoruz ya o yüzden söylüyorum…
Peki neden?
İşte bu soruya verilecek yanıt bence oldukça önemli…
Şöyle bir düşünün…
1980’lere kadar ülkemiz sanayide çok önemli adımlar atmış olup, tarımda da kendi kendine yeten 7 ülkeden biri iken…
 Bugün neden neredeyse tüm sanayimizi yabancılara peşkeş çekip tarımın ve hayvancılığın ölüm fermanlarını kendi ellerimizle imzalayıp…
Sırbistan’dan, Rusya’dan et aldığımız gibi samanı bile yabancı ülkelerden ithal ediyoruz.
Doğrusunu isterseniz nedeni belli…
Çünkü…
Türkiye’yi yönetenler milli bir bakış açısına sahip olmayıp siyasal İslamcı bir bakış açısıyla ülkeyi yönetmektedirler…
Böyle olunca da ister istemez…
Sanayileşmekten, tarıma…
İç politikadan, dış politikaya…
Hatta Ege’deki adalardan tutun da…
Kendi ellerimizle yarattığımız Irak ve Suriye Kürdistan’ına kadar hemen her konuda yanlış politikalar uygulanması da kaçınılmaz olmaktadır…
Tüm bunların sonucunda da Ülkemiz hem ekonomik hem de siyasi olarak çok büyük sorunlarla karşı karşıya kalmaktadır…
Peki neden?
Ya da şöyle söyleyelim…
Milli politika ile siyasi İslamcı politika arasında ne gibi bir fark var ki birinde sorunlar çoğalırken diğerinde çözülür…
Nedeni şu: milli bakış açısıyla önemli olan tüm milletin ortak çıkarlarıdır…
Dikkat edin milletler demedim millet dedim
Hani bazılarının anlamamakta ısrar edip, tekçilik falan gibi yakıştırmalar yapıyorlar ya özellikle onlar için söylüyorum…
Millet zaten tektir. bir ülkede ise zaten tek bir millet vardır…
Bu nedenle de Türk vatandaşı olanlara Türk…
Alman vatandaşı olanlara Alman…
Yunan vatandaşı olanlara da Yunan denilir…
Neyse devam edelim…
İşte bu milletin oluşması için de öncelikle laikliğin olması gerekmektedir, yoksa egemenliğin din adına birilerinde olduğu bir rejimde Millet kavramı değil…
Ümmet vardır. Bu nedenle de irade konulması, söz sahibi olunması falan hikâyedir…
İşte laiklik olunca, siz millet oluyorsunuz…
Millet olunca da yaşadığınız toprak vatan haline geliyor…
Böyle olunca da…
Ekonomik ve siyası bağımsızlık…
Emperyalizme karşı mücadele de anlam kazanıyor.
Ama dediğim gibi siz laikliğe karşı çıkıp milliliğe düşman olunca haliyle millet de olamıyorsunuz…
Millet olmayınca, sizin vatan diye bir kavramınız, bağımsızlık diye bir anlayışınız da olamıyor…
Dolayısıyla emperyalizmi de anlamanız düşünülemez…
Haliyle bu durumda sanayi, tarım falan da olmuyor…
Tabi ben bunları söyleyince “Bunlar yanlış, doğru değil ”de diyebilirsiniz ancak onu söylediğinizde ister istemez şu sorulara da yanıt vermeniz gerekecektir…
Sahi
Bu 57 Müslüman ülkenin içinde bir tane bile sanayileşmiş…
Tarımda gelişmiş ülkenin olmaması sadece tesadüfle açıklanabilir mi?
Ya da şöyle söyleyelim iktidar neden farklı mezhepten olduğu düşüncesiyle 6 yıldır Suriye’ye karşı ABD’nin yanında…
Neden? 100 ülkeden gelen İslamcılar ABD’nin ve batının değil de Suriye’nin karşısında…
Demek istediğim her zaman olduğu gibi bu konuda da yalnızca iki seçeneğiniz bulunmaktadır…
Ya Atatürk’ten…
Cumhuriyetten…
Ulusal egemenlikten yana olarak ulus devletinizin yanında olacaksınız…
Ya da yeni Osmanlıcılık adı altında Türk kimliği, ulus devlet ve Atatürk düşmanlığı yaparak emperyalizmin yanında…
Ortası yok…

26–10–2017
Nusret KEBAPÇI