31 Mart 2018 Cumartesi

LAİKLİK OLMAZSA…

LAİKLİK OLMAZSA…

Bir ülkede…
Üstelik dünyada emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı vererek tüm ezilen ülkelere örnek olmuş bir ülkede, istiklal Marşı’nın bestesi aradan geçen 90 küsur yıl sonra neden tartışmaya açılır?
Neden hemen bu tartışma üzerine birileri durumdan vazife çıkararak İstiklal Marşı’nı hemen ilahi tarzında üstelik oturarak söyleterek dinlenmesi için çabalar…
Kaldı ki; bunu yapan zevat da dahil herkes bilmelidir ki…
Melodisi nasıl olursa olsun tüm ülkelerde milli marşlar ayakta ve hazır olda dinlenir.
Ama niyet üzüm yemek değil de Marşı kaldırmak olunca durum değişiyor.
Neden mi?
Çünkü bu Marş içinde ister Türk söz geçsin…
İsterse de geçmesin…
Sonuçta Türk kimliğinin bir sembolüdür ve bilinmelidir ki Millet olarak kaldığımız sürece de bu marş bizim marşımız olarak kalacaktır ancak…
Kaldırılmak istenilmesinin nedeni de zaten bu değil mi?
Şöyle bir düşünün…
Ülkemizi küresel sermayenin açık pazarı yapmak isteyen bir iktidar ne yapar…
“Hemen fabrikaları satar …” falan demeyin ben sosyolojik olarak söylüyorum ne yapar?
Doğrusunu isterseniz yapacağı şey bellidir…
Önce emperyalizme karşı mücadele etmeyi ve…
Bağımsızlık düşüncesini topluma kazandıran Milli kimliği yok etmek ister ki o yapılmaktadır…
Bunun için de
O kimliği canlı tutacak toplumda onu hatırlatacak hemen her şeyin başta TC…
Türk ve Türkiye kelimeleri olmak üzere…
Öğrenci Andı
İstiklal Marşı dahil hemen her türden kavramlar da ortadan kaldırılmalıdır ki…
Toplumda ulus bilinci giderek sönsün ve yok olsun.
Diyeceksiniz ki tamam da…
Yerine ne konacak?
Aslında uzun bir süredir ulus kimliğin giderek yok edilmesi çabalarıyla birlikte dini kimliğe doğru bir yöneliş hız kazanmış durumdadır…
Şöyle düşünebilirsiniz ulus kimliğin kaldırılıp yerine dini kimlik konulunca ne olur?
Veya bu kötü bir şey mi?
Şimdi şöyle bir düşünün…
Neden hiç bir İslam ülkesi ABD’den bağımsız değil.
Niçin bir tanesi bile gelişmiş ülke olamıyor…
Neden hiç biri kendilerini parçalamaya çalışan ABD emperyalizmine ve İsrail’e değil de birbirlerine düşman…
Çünkü bu devletler ulus devlet değil.
Diyeceksiniz ki…
Ulus devlet nasıl olunur ya da koşulu nedir?
Aslında ulus olmanın ilk koşulu laik olmaktan geçmektedir…
Bilinmeli ki ancak laiklik olduğunuzda egemenlik millete geçip millet, ulus olabiliyorsunuz.
Tabi ulus olduğunuzda üzerinde yaşadığınız toprak vatan haline gelebiliyor…
Haliyle vatan olunca da emperyalizme karşı mücadele…
Bağımsızlık…
Kalkınma, sanayileşme de hayat buluyor.
Ama laiklik olmadığında…
Ne bağımsızlık kalıyor ortada…
Ne vatan…
Ne de emperyalizme karşı mücadele…
Hem zaten…
Laiklikle beraber bağımsızlığımızın, sanayimizin, tarımımızın da birlikte gitmesi bunun göstergesi değil mi?

31–03–2018
Nusret KEBAPÇI


21 Mart 2018 Çarşamba

İSTİKLAL MARŞI

İSTİKLAL MARŞI


Geçtiğimiz günlerde İstiklal Marşı ile ilgili eleştirileri duyunca anlıyorsunuz ki…
Sıra İstiklal Marşı’nda…
Peki neden? Cumhuriyet’in ilk meclisinden bu yana söylenen, üstelik tüm savaşlarda…
Emperyalizme karşı yapılan tüm mücadelelerimizde…
Hatta pazartesi ve cuma günleri okullarımızda… 
Tüm ulusal törenlerde söylediğimiz bu Marş neden durup dururken birilerini rahatsız etmeye başladı…
Ya da şöyle de söylenebilir…
Buna karşı çıkarak veya değişmesi sağlanarak ne amaçlanıyor? Öyle ya birden bire bu konunun ortaya atılmasının mutlaka bir anlamı olmalı değil mi?
Peki, ne olabilir
Biraz üzerinde kafa yoralım…
Ülkeyi yöneten anlayış…
Türk Milleti kavramını çıkarabilmek için neden yıllardır Anayasa’nın ilk 4 maddesini değiştirmeye çalışır?
Şöyle söyleyelim…
Türk adı bundan neredeyse 15 yıl öncesine kadar tüm ulusun ortak kimliğiyken niçin ısrarla ülkede bulunan birçok etnik kimlikten biri düzeyine düşürülmeye çalışılır…
Yine biz hiç memleketin yöneticilerinden…
Bir gün olsun “Türk Milletiyiz” sözlerini niçin hiç duyamıyoruz dersiniz…
Sahi
Başta valilikler, okullar olmak üzere aralarında bankaların ve devlet demiryollarının da olduğu pek çok kurumdan…
Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan TC niçin kaldırılmıştı dersiniz, sadece tabelalara sığmadığı için olabilir mi?
Ya
Yakınlarda Eskişehir’deki stadyumdan da kaldırılmasıyla birlikte yakın zamanda Atatürk adının kaldırıldığı stadyum sayısının 10’a ulaşması ne anlam ifade etmektedir?
Veya kafanız kaldırıp etrafınıza bir bakın…
Bulunduğunuz kentte Atatürk adıyla kaç kurum ve yer var? Buna bulvar, cadde ve sokakları da ekleseniz sayı kaça kadar çıkar…
Bir kaç yıl sonra bunlardan ne kadarının kalacağını söyleyebilir misiniz? Çünkü…
Tüm bu yapılanlar…
Hatta eğitimde yapılan yasa, yönetmelik…
Ve müfredat değişikliğiyle yapılmak istenen hemen her şey…
Belirli bir plan dahilinde yapılıp bizi hep aynı yere götürmektedir…
O da…
Ulus devletin…
Yani tek millet esasına dayanan Türk devletinin…
Ekonomisiyle…
Tarihiyle…
Diliyle…
Ve onu toplumda canlı tutan AND ve…
İstiklal Marşı gibi değerleriyle…
Hatta
Sembolleriyle birlikte yavaş yavaş yok edilerek…
Yerine
ABD emperyalizminin ta Sevr’den bu yana hedeflediği etnik ve dini kimlikçiklere ayrışmış…
Çok kimlikli…
Çok kültürlü federatif bir düzen kurmak…
Zaten kısa süre öncesine kadar Türk Milleti yerine Türkiyelilik önerilmesinin nedeni de buydu…
Değilse…
Karşında yedi düvel bile olsa korkma diyerek, emperyalizmin çelik zırhlı ordularına karşı bile mücadele etmeyi öğütleyen bir marş, neden rahatsızlık yaratsın ki, öyle değil mi?

21–03–2018
Nusret KEBAPÇI





14 Mart 2018 Çarşamba

ŞEKER FABRİKALARI NEDEN SATILIYOR?

ŞEKER FABRİKALARI NEDEN SATILIYOR?


Aslına bakarsanız olay son derece ilginç…
Neden mi?
Şimdi şöyle bir düşünün…
Bir iktidar…
Neden memleketi yönettiği süre içinde üretime yönelik en küçük bir adım atmaz da…
Hep var olan ne var ne yok her şeyi
Bunu sadece satışa çıkarılan 14 tane şeker fabrikası için söylemiyorum…
Stratejik öneme sahip başta enerji…
Bankacılık…
Haberleşme de dahil olmak üzere
Ülke kaynaklarının tamamını yabancılara satmaya çalışır.
Sizce tüm bunların…
Atatürk adının hemen her yerden kaldırılmasıyla herhangi bir ilgisi var mı?
Evet var…
Doğrusunu isterseniz ülkede günden güne değiştirilen eğitim politikasıyla da ilgisi var…
Bakın şimdi
Siz her ne kadar ülkemizi yöneten iktidarın İslamcı…
Ya da
Müslüman bir yönetim olduğunu falan sanıyorsunuz ya…
Bilmelisiniz ki böyle bir şey söz konusu değil.
Açıkça söylemek gerekirse…
Bugün uygulanan ekonomik politikanın…
Tamamen Neo liberal bir ekonomik politika olduğunu söylemek bile mümkün…
Emperyalizm…
Küresel sermaye, adına her ne derseniz deyin sonuçta hepsi aynı kapıya çıkmaktadır…
 Bir ülkeden ne ister?
O ülkenin…
Devlet adına hiç bir ekonomik kuruluşu olmaksızın tamamen kendilerinin pazarı olmasını...
Yani kendilerine engel olabilecek…
O ülkedeki pazarlarını daraltabilecek en küçük bir milli işletme olsun istemez.
Hani bugün…
Şeker fabrikalarının satışıyla ilgili olarak hükümet çevresinden “Bu satışın halkın menfaatine…” olduğu…  
Veya
” Zarar ediyordu onun için satıyoruz …” falan gibi gerekçeler söylüyorlar ya…
Hikayedir…
Amaç…
Daha önce pek çok konuda olduğu gibi şeker konusunda da milli üretimi bitirmektir.
Daha da açık söylersek…
ABD…
Ve AB ülkelerinin GDO’lu mısırdan elde edilen üretim fazlası Mısır şekerine kapıyı açmaktır…
Hani nasıl daha önce ET ve Balık Kurumu’nu satıp AB’nin et pazarı…
SEK’i satıp süt pazarı olmuşsak, hatta Rusya’dan bile etin yanında süt almak durumunda kalmışsak…
Bu satışlardan sonra da bilmelisiniz ki ABD ve AB’nin nişasta bazlı şeker pazarı olacağız demektir…
Hani birileri zaman zaman yerli ve milli olmak gibi laflar ediyor ya…
Bilinmesi gerekiyor…
Ekonomide milli olmayan, siyasette milli olur mu?
Tabi bunu şöyle de söyleyebiliriz?
“Ekonomik bağımsızlık olmadan, siyasi bağımsızlık olmaz…”
                                                                     M.Kemal ATATÜRK

14–03–2018
Nusret KEBAPÇI

7 Mart 2018 Çarşamba

ÖĞRETMENİM CANIM BENİM…

ÖĞRETMENİM CANIM BENİM…


Başlığı görünce sakın ola ki bunun çok erken yazılmış bir Öğretmenler Günü yazısı olduğunu düşünmeyin…
Amacım…
Günden güne toplumdaki etkisi azaltılmaya çalışılan…
Eğitimde yaşadığı sorunları kendi başına aşmaya çalışırken bir yandan da yoksulluk sınırının altında bir gelire sahip olması yanında ısrarla…
Performans değerlendirmesi adı altında ve üstelik…
İşin uzmanı olan müfettişlerce falan da değil…
Bu meslekle uzaktan yakından ilgisi olmamış…
Evdeki kendi çocuğu üzerinde bile otoritesi olmayan kişilere…
Hatta
Öğretmenin uygulayacağı disiplin ve eğitim öğretim yöntemlerinden doğrudan etkilenecek olan öğrencilere…
Öğretmenlerin değerlendirtilmesi.
Başka bir deyişle de…
Tam bir aslanı kediye boğdurma…
Daha da açık söylersek…  
Öğretmenliğin çoluk çocuk, önüne gelen hemen herkesin değerlendirme yapabileceği niteliksiz bir meslek olduğu anlamına gelmez mi?
Hem zaten tüm meslekler içinde sadece öğretmene uygulanması bile bunun böyle olduğunu göstermez mi?
Geçtiğimiz günlerde; bir okulun bir sınıfında yaşanan olay neredeyse tüm medyada uzun bir süre yer aldı…
Neydi o olay; bir ilimizin okullarından birinde ve bir sınıfta öğrenciler öğretmene ders yaptırmadıkları gibi dalga geçip alay etmekteydiler…
Tabi basından okuduğumuza göre öğretmen hakkında soruşturma falan da açıldı yazıldı ama olayın asıl yönü hep es geçildi…
Ya da şöyle soralım
Sahi siz sanıyor musunuz ki bu türden olaylar sadece o haberde adı gecen okulda olup diğer okullarda olmuyor…
Doğrusunu isterseniz hiç öyle değil…
Yüksek puanla girilen ve öğrencilerin ve ailelerin tamamen başarıya odaklandığı az sayıdaki okul dışında…
Geriye kalan tüm okullarımızda benzer görüntüler neredeyse hemen her gün yaşanmaktadır dersek inanın abartma olmaz…
O halde öğrencilerin böyle davranmalarının mutlaka bir nedeni olmalı değil mi?
Aslında var…
Yıllardan beri uygulanan yanlış eğitim politikalarının sonucunda bugün öğrenciler eskisi gibi ders çalışmak zorunda falan değil, öncelikle bunun bilinmesi gerekiyor…
Yani eskiden olduğu gibi sınıfta kalmak, ders sayısı belirli bir sayıya düşünce bütünleme sınavına girmek…
Tek derse düşürülürse de yine sınavla bir üst sınıfa geçmek gibi herhangi bir uygulama ne yazık ki söz konusu değil…
Olmadığı gibi zaten kolay kolay da sınıfta da kalınamıyor…
Sistem gereği öğrencilere ve ailelerine kendileriyle ilgili hiç bir sorumluluk yüklenmeyip tüm sorumluluk öğretmene yüklenince de sınıf geçirilmesi bir anlamda zorunluluk oluveriyor…
Tabi öğrencilerin derse çalışmak gibi bir yükümlülüğü olmadığı gibi…
Özelikle ortaokulda okula devam etmek gibi bir yükümlülükleri de bulunmuyor…
Hem zaten ilgili yönetmelikte de devamsızlık süresi gibi bir kavram da yok…
Gelelim disipline…
Diyelim ki bir öğrenci, arkadaşlarına zarar verdiği gibi, öğretmeni de ders yapmaktan alıkoyuyor…
Hemen çocukluğunuzdan akılda kaldığı için “disipline verilmeli” gibisinden bir düşünce geliyor ama şu kadarını söyleyim ne yazık ki böyle bir şey de mümkün olamıyor…
Ne mi yapılıyor bakın söyleyim…
Önce öğrenciyle; yani size ders yaptırmayan öğrenciyle konuşarak ona yazılı olarak söz verdiriyorsunuz…
Sonra da uyarma ve kınama…
Daha da olmadı mı?
Bu kez de okul değiştirme cezası var ama bunu okul tek başına uygulayamıyor…
Ancak İlçe Milli Eğitim başka okula gitmesini uygun görürse veya başka okul kabul ederse uygulanabiliyor…
Demek istediğim
Sizin gerçekten eğitimde bir şeyleri düzeltmek gibi bir düşünceniz varsa, önce öğrencilere yaptıklarının sorumluluğunu taşımalarını sağlayarak işe başlayın…
Ama asla öğretmene performansla değil…

07–03–2018

Nusret KEBAPÇI

28 Şubat 2018 Çarşamba

TÜRKİYE VE TÜRK KELİMELERİNİ KALDIRMAK…

TÜRKİYE VE TÜRK KELİMELERİNİ KALDIRMAK…


Doğrusunu isterseniz bunun nedenini bugün Türkiye’de yaşayan hemen herkesin sorması gerekiyor…
Neden mi?
Şöyle söyleyelim…
Bir süredir ülkede yaşananlara bakıldığında eğer…
Önyargıyla değil, biraz objektif düşünüyorsanız bunun nedenini kendiniz de merak edeceksiniz…
Ama değil…
Yaşamınızda olanı biteni sorgulamak gibi bir düşünceniz yoksa inanın bana, bu yazı zaten sizin için değil…
Önce şu Türk ve Türkiye kelimelerinin TBB ve TTB ‘nin adlarından kaldırılmak istenmesine bakalım…
Neydi bunu istemenin anlamı…
Anlamı şu;
Memleketi yönetenler TTB’nin savaşla ilgili açıklamalarından rahatsız olmuş ve hemen Türk ve Türkiye kelimelerinin bakanlar kuruluyla kaldırılmasıyla ilgili talimatı da vermişlerdi ama zaten devamını okuduğunuzda…
Burada amaçlananın…
Yanlış davranışta bulunan bir örgütten;  onun hak etmediği bir payeyi geri almak gibi bir düşüncenin değil…
Tam tersine…
Fırsattan istifade, tüm Türkiye’deki hekimleri ve avukatları tek çatı altında toplayarak gerçekten yaşanan haksızlıklar ve onları ilgilendiren konularda çok ciddi anlamda ses getiren bu örgütlerin ortadan kaldırılıp neredeyse hemen her etnik ve dini kimliğin kendi örgütünün ortaya çıkabileceği koşullara kapının aralandığı çok kolay anlaşılacaktır.
Tabi bu durum karşısında şöyle demek de mümkün…
Yıllardır…
Türk Milletine karşı olup da, toplumu etnik ve dini kimliklere ayırmaya çalışan bir anlayışın…
Yargıyı ele alıp…
Sağlıkta da reform adı altında Şehir Hastaneleri gibi bir garabeti uygulamaya koymaya çalışırlarken…
Kendilerine muhalefet edebilecek…
Türk ve Türkiye gibi adları örgüt adlarının önüne koyarak ulusal çapta büyük ve güçlü olan meslek örgütlerine kayıtsız kalmaları düşünülemezdi…
Dolayısıyla onların da aynen memur sendikaları gibi hatta daha da fazla siyasi ve etnik hatta dini kimliklere ayrışarak parçalanması, işleri çok daha fazla kolaylaştırabilirdi ki… 
Bu da ancak ilgili örgütlerin adının başındaki Türk ve Türkiye kelimelerinin kaldırılıp bu örgütlerin tekel durumuna son verilmesiyle mümkündü ki yapılmak istenen de aslında budur…
Böyle olduğunda da biliniyor ki
Sınıfsal düşünceden hareket ederek…
Kendi kitlesinin ekonomik ve sosyal hakları yanında…
İktidarın dayattığı ve bu örgütlerin ilgi alanına giren sağlık ve yargı gibi konularda da gerçekten güçlü ses getirebilen bu örgütler ya yok olup gidecek ya da çok küçülerek etkisiz hale gelecek… 
Yerini ise iktidarın da desteğiyle…
Dini ve etnik kimliklerin ön planda olacağı memleketin başka hiç bir şeyiyle ilgilenmeyecek örgütler alacaktır…
Tabi böyle bir örgütlenme anlayışının bu alanları iktidar açısından dikensiz gül bahçesine çevireceğini söylemeye bile gerek yok ama…
Değişmez ölçüdür…
Her kim…
Atatürk’e, Türk ve Türkiye sözcüklerine sahip çıkıyorsa toplumu ulus kimlik temelinde birleştirmek…
Her kim…
Bunlardan rahatsız olup…
Sözde demokrasi adı altında alt kimliklerin ortaya çıkmasını destekleyip Atatürk adını hemen her yerden kaldırmak istorsa da ayrıştırmak istemektedir…
Ya da daha kestirmeden söyleyelim…
Böl…
Parçala
Yut…
Olay budur!

28–02–2018
Nusret KEBAPÇI




21 Şubat 2018 Çarşamba

EĞİTİM BİRLİĞİ’NDEN EĞİTİM ÇOKLUĞUNA…

EĞİTİM BİRLİĞİ’NDEN EĞİTİM ÇOKLUĞUNA…


Bilindiği gibi Cumhuriyet Devrimlerinden birisi olan Tevhidi Tedrisat yani Eğitim Birliği Yasası’nın amaçlarından biri… 
Eğitimin…
Her türden tarikat ve cemaatlerden…
Dini vakıf, dernek ve benzeri örgütlerin elinden alınarak devletleştirilmesi ise…
Diğeri de eğitimin milli olmasıydı.
Çünkü ulus devlet…
Yani Cumhuriyet kurulmuş bu nedenle de…
Tüm toplumda tek millet esasına dayalı…
Toplumda ortak değerleri geliştirmeye yönelik milli bir eğitim sistemi uygulanması bir anlamda zorunluluk haline gelmişti.
Zaten bir toplumda, hem milli, hem de dini eğitimin bir arada bulunmasına imkân bulunmuyor...
Böyle bir durum eşyanın tabiatına da aykırıdır
Düşünebiliyor musunuz?
Eğitimin bir kısmı, egemenliğin sahibini millet olarak görüp, yurttaşlığı ön plana çıkarırken…  
Diğerinde de tanrı adına yönetenlere itaat etmeyi ve tebaa olunması öğretilecek…
Sizce nasıl? Olabilir mi?
Aslına bakarsanız Milli Eğitim, dini eğitimin tam tersine yönetene değil…
Topluma, millete aidiyet…
Vatana bağlılık…
Emperyalizme karşı mücadele…
Tüm toplumun ortak dil ve duygu etrafında birleşmesi gibi kavramlar esasına dayanırken…
Dini eğitimde ise doğası gereği bunların hiç biri bulunmuyor…
Zaten biraz dikkatle İslam ülkelerine baktığınızda da görüleceği üzere neredeyse bu ülkelerin hiç birinde ortak bir Millet anlayışı olmadığı gibi…
Emperyalizme karşı bağımsızlık gibi bir dertleri de bulunmamaktadır…
Bu arada kadın sesinden tahrik olan…
Heykeli put gören bir anlayışın bilimden, sanattan ne kadar haberdar olabileceğini bilmiyorum söylemeye gerek var mı ama…
Bilinen bir şey var.
O da son yıllarda…
Atatürk Devrimleri’nin tersine…
Eğitim Birliği’nin kağıt üzerinde olmasa bile gerçekte son 16 yıl içinde adım adım kaldırıldığıdır.
Nereden mi biliyoruz?
Aslında bunun için çok fazla bir çaba harcamaya falan da gerek yok.
Bakın bir zamanlar geçerli olan
“Meyhanenin yanında olmasın…”
“Dershaneye şu kadar uzak olsun…” türünden kuralların hiçe sayılarak…
Binaların elverişli olup olmadığına, öğrencilerin ihtiyaçlarına yeterli olup olmadığına bakılmaksızın…
Kentlerin ana bulvarlarında…
Ara sokaklarda…
Neredeyse merdiven altı diyebileceğimiz binlerce…
2+1
3+1 türünden her türden tarikat ve cemaatle…
Yabancı misyonlara ait okulların olduğunu göz önünde bulundurursak...
Böyle bir durumun pekala İktidarın gelecekteki hedefleriyle de doğrudan ilişkili olduğunu söylemek mümkün…
Nasıl mı?
Şöyle:
Memleketi yönetenler yıllardır Atatürk ve ulus devlet düşmanlığı yaparak eğitim sistemini de tekçi eğitim diye niteleyip saldırmıyorlar mıydı?
Ne istiyorlardı onun yerine, yeni Osmanlılık; başka bir deyişle de çok kültürlü, çok kimlikli bir devlet…
Bunu söyleyince aklınıza Osmanlıda eğitim nasıldı gibi bir soru gelebilir bu nedenle onu da bu arada söylemiş olayım…
Aynen bugün ki gibi dersek inanın hiç abartı sayılmaz
Yani milli eğitimin olmadığı ya da bugünkü gibi yok sayıldığı hemen her tarikatın her cemaatin hatta yabancı misyonların da okullarının olduğu bir sistem…
Uzun sözün kısası; Eğitim Birliği’nden, eğitim çokluğuna geçerken aynı zamanda…
Tek kültürlülükten çok kültürlülüğe…
Tek Milletten de çok milletliliğe geçiyoruz haberiniz olsun…

21–02–2018

Nusret KEBAPÇI

14 Şubat 2018 Çarşamba

YANLIŞTA ISRAR…

YANLIŞTA ISRAR…


Derler ki “Bir ceketin ilk düğmesi yanlış iliklenirse sonraki düğmeleri de yanlış iliklenir.”
Bunu neden söyledim?
Şunun için…
Suriye politikamızda daha 2011’de başlayan yanlışlıklar bugün hala sürdürülmeye çalışılmaktadır da onun için.
Şimdi şöyle bir düşünün…
Bizim bu operasyona yönelmemizdeki neden…
PYD’nin ABD ve diğer batılı emperyalistlerin desteğiyle Suriye’nin kuzeyinde bir devlet kurmaya çalışması değil mi?
Peki, o halde herkesin kendine sorması gerekmez mi?
Nasıl oldu da Suriye’nin kuzeyinde böyle bir yapılanma gerçekleşebildi?
Aslına bakarsanız nedeni belli…
ABD Türkiye’deki iktidarı…
Suudi Arabistan ve katar’ la birlikte kullanarak pek çok ülkeden de teröristlerin desteğiyle Suriye’deki merkezi devleti zayıflattı…
Doğada olduğu gibi otoritede de boşluk olamayacağından hemen ABD desteğiyle PYD kantonları kuruluverdi.
İşte bugün yakındığımız ve Afrin operasyonuna gerekçe yaptığımız güneyimizdeki oluşumun nedeni bu.
Bunu söyleyince…
“Tamam, iktidar hata yapmıştır ama bu iş böyle bırakılabilir mi?”
“Türkiye bu konuda hiç bir tepki göstermemeli mi?” De diyebilirsiniz ama…
Bence bunun için önce hatanın kabul edilip ders çıkartılıp sonucunda da doğru politika izlenmesi gerekir ancak kimsenin böyle bir niyeti yok…
Nereden mi anlaşılıyor?
Şuradan…
Hani iktidar, Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanayız falan diyor ya…
Gerçekten bu düşüncede olan bir devlet, adı Suriye muhalifi olarak anılan bir örgütü yanına alan bir politika izler mi?
Bu işin bir yanı…
Ya merkezi devletle konuşmama sorununa ne demeli?
Gerekçeleri de hazır…
Neymiş “Esad kanlı katilmiş,1milyon kişiyi öldürmüş…”
El insaf…
Adamlar bizim de içinde olduğumuz pek çok ülkeye karşı ülkelerini koruma mücadelesi vermiyorlar mı?
Kaldı ki siz…
Yunanistan’la; üstelik bizi Ermeni soykırımıyla suçlamasına…
Ege adalarını işgal etmesine…
Ve Kıbrıs’ta bizi işgalci olarak görmesine rağmen konuşmakta hiçbir sakınca görmüyorsunuz…
Ya İsrail’le ilişki kurarken
Bu devletin bugüne kadar kaç Müslüman’ın katili olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?
Papa’ya gelince…
Adam bizden Heybeliada Ruhban Okulunun, Fener Rum Patrikhane’sinin açılmasını istiyor mu?
İstiyor…
Yetmiyor…
Bizi Ermeni soykırımıyla da suçluyor…
Ama her nedense tüm bunlar sizin Papa’yla konuşmanıza engel falan da olmuyor…
ABD’ye gelirsek…
Bu devletin bölgeyi yeniden düzenlemeye çalışıp 22 ülkenin haritasını yeniden çizmek istemesine…
Irak, Libya, Afganistan ve Suriye’yi hallaç pamuğu gibi atıp parçalamaya çalışmasına…
Üstelik yetmez gibi PYD’ye silah vermesine…
Ülkemizdeki de dahil olmak üzere tüm dünyada ulusal bağımsızlığı korumak isteyen yönetimlere darbe düzenleyip, emperyalizmin oyunlarına karşı çıkan yazar ve çizerleri öldürmesine…
Hatta FETÖ’yü bile vermemesine rağmen…
ABD ile konuşmakta hiç bir sakınca görmeyebiliyorsunuz…
Yani demek istediğim…
Bölgede kurulmak istenen Büyük Kürdistan’ı engellemenin bugün tek yolu bulunmaktadır…
O da Suriye ile birlik olup, bu planı bozmak…
Aksi halde bunun dışında ki her girişim ABD’nin değirmenine su taşıyacak, ABD’nin Suriye’yi parçalama planının bir parçası olacaktır…

14–02–2018
Nusret KEBAPÇI