11 Eylül 2015 Cuma

ŞU 400 MİLLETVEKİLİ KONUSU…


Doğrusunu isterseniz durum vahim…
Neden mi?
Bakın söyleyim…
Olayların başlamasından bu güne kadar yani yaklaşık 53 gün içinde verdiğimiz şehitlerin sayısının 100 civarında olduğu ve bunun neredeyse yarısına yakının PKK tarafından yollara döşenen mayınların patlatılması sonucunda…
Yani mermi atmadan…
Savaşılmadan gerçekleştiği göz önünde bulundurulursa…
Ve bu canlarımızın sadece mayına ve bombalı tuzaklara dayanıklı araç verilerek hayatta kalabileceklerini de düşünülünce  
Üzüntü duymamak elde olmuyor
Üstelik milyon dolarlık lüks arabalar ve Saray’a ayrılan korkunç bütçe bu kadar göz önündeyken…
Aslına bakarsanız…
Daha çözüm süreci başlar başlamaz…
Kimsenin silah bırakıp…
Ülkenin dışına çıkmadığı…
Çıkılmadığı gibi…
Tam tersine dışarıdan çok sayıda silahlı militanın gelip bomba ve mayın depoladığı pek çok yerde yazıldı…
Oslo görüşmelerinde bile gündeme getirildi ama her nedense hiç kimse oralı olmadı…
Olunmadığı gibi, Hükümet üyelerinden bazılarınca “Tüm bu olup bitenlerin bilgileri dahilinde olduğu” şeklinde konuyu önemsizleştiren, kayıtsızlıkla geçiştiren açıklamalar bile yapıldı…
Aslında bunun anlamı şuydu
“Biz; PKK güçlenip her tarafı bombalarla, mayınlarla doldurup özerklik elde edecek konuma sahip oluncaya kadar görmemezlikten geldik. “
Hem zaten bunun başka bir anlamı olmayıp durum bile bile lades olma durumudur.
Gelelim şu 400 milletvekili konusuna…
Dağlıca’nın ardından Cumhurbaşkanı “400 milletvekili olsa ve gerekli anayasa değişikliği yapılmış olsaydı bu gün yaşanan süreç yaşanmazdı…”demedi mi?
Şimdi soralım…
Bu 400 milletvekili olsaydı polis daha mı güçlenmiş olacaktı?
Elbette hayır!
Ya asker çok mu büyük boyutlara ulaşacak sayı ve teçhizatla daha mı mücadeleci olacaktı…
Onun da olabileceğini kimse söylemiyor.
Peki…
Çok özel alınacak silahlarla…
TSK’nin
Savaşma gücü olağanüstü bir konuma mı gelecekti…
Böyle bir şeyin olduğu ufukta falan gözükmüyor…
O halde
Sık sık gündeme getirilen bu 400 milletvekili konusu ne anlama geliyor?
Öncelikle belirtmeliyim ki eğer mevcut iktidar partisi 400 milletvekili almış olsaydı ilk yapılacak şey anayasada gereken değişikliklerin yapılıp…
Kürtlere özerklik tanınması olacaktı ki…
Böyle olunca da istediklerini gerçekleştirmiş olan PKK’nın terör yaratmak için herhangi bir gerekçesi de olamayacaktı…
İşte 400 milletvekili olunca olayların sona ereceğinin esbab ı mücibesi budur…
Ama bununla kalınmayacağı da açıktır…
İlk olarak yıllardır kaldırma için uğraştıkları ortak kimliğimiz olan Türk milleti kavramı tamamen ortadan kaldırılacak…
Ardından da ortak dilimiz olan Türkçenin egemenliğine son verilecek, hem şimdiden Osmanlıcayı ön plana çıkaran, Türkçe kaldırılmasını isteyen kampanya bile başlatmadılar mı?
Böyle olunca insan devamında olacakları tahmin edebiliyor…
Aralarında Türklerin de özerk devletinin olduğu küçük devletçiklerden oluşan federal bir devlet…
Yargıyı, yasamayı ve yürütmeyi elinde tutan…
İktidarda belirsiz bir süre kalınabilecek İslami kimlikli Osmanlı benzeri bir başkanlık…
Olay budur…

11–09–2015
Nusret KEBAPÇI


6 Eylül 2015 Pazar

ÖZERKLİK HÜKÜMETİ

ÖZERKLİK HÜKÜMETİ


Yaşı ileri olanlar daha iyi bilir…
Bu güne kadar pek çok hükümet kurulmasına karşın…
Hangi bakanların Alevi…
Hangilerinin Sünni…
Veya hangi tarikat mensubu olduklarını…
Cemaatlerini…
Etnik kimliklerinin…
Laz mı?
Kürt mü?
Çerkez mi?
Arap mı?
Türk mü olduğunu biliyor muyuz?
Belki bilen…
Bu konuda ayrıntılı araştırma yapan mutlaka vardır ama genel olarak söylemek gerekirse…
Bilmiyoruz.
Doğrusunu isterseniz, merak da etmiyoruz…
Çünkü biz...
Çanakkale ve Kurtuluş savaşlarının ateşi içinde, hemen her türden etnik ve dini kimlikten insanlar olarak birleştik ve…
Millet olduk…
Öncesinde kimimiz, kendimizi dini tarikat ya da cemaat kimliğimizle ifade ederken…
Kimimiz de…
Kendimizi etnik kimliklerimizle ifade ediyorduk.
Hem zaten çok kimlikli…
Çok kültürlü bir imparatorluktan geldiğimiz için bunun böyle olması o günler için çok da doğaldı.
Aslına bakarsanız tüm dünya ülkeleri uluslaşma süreci denilen koşulları benzer şekilde mutlaka yaşamışlardır.
Ama sonuçta…
Tüm dini ve etnik kimlikler bir potada eriyerek millet olundu…
Millet olununca…
Daha önce sahip olduğumuz etnik ve dini kimliklerin tamamı da alt kimlik haline dönüştü.
Ve ülkeler içlerinde yaşayan onca etnik ve dini kimliğe karşın…
Alman…
Amerikan…
İngiliz…
Fransız…
İtalyan olurken…
Biz de Türk olduk.
Hiç bir ulus devlette bakanların geçmişte hangi etnik ya da dini kimlikten olduğu sorgulanamadığı gibi…
Bu türden kimlikleri ön plana da çıkarılamaz.
Bilinir ki
Onlar hemen hangi etnik ve dini kimliklerden gelirlerse gelsinler diğer farklı tüm kimliklerle birlikte cumhuriyetin eşit yurttaşları olmuşlardır…
Hem zaten yurttaşlık en basit tanımla; Din, dil, ırk cinsiyet, renk ayrımı yapılmadan herkesin eşit olması anlamına gelmiyor mu?
Geliyor ama bu durumda, geçtiğimiz hafta bir bakanın söylediği  “İttihat Terakki anlayışından devlet uzaklaşıyor. Bu anlamda bu gelişmeler 2 arkadaşın direkt Alevi kimliğiyle bakan yapılması bunun ulaştığı düzey anlamında önemli” sözlerini nasıl yorumlamak gerekiyor…
Anlamı şu; böyle bir duruma yol açılırsa yani bakanlar veya milletvekilleri etnik veya mezhepsel kimlikleriyle meclis ve hükümette yer almaya başlarlarsa bazı bakan ya da milletvekilleri kendilerini Türk Milletinin değil, Alevilerin…
Sünnilerin…
Daha ayrıntıya girersek Nakşibendîlerin, Nurcuların…
Etnik temelde ele alındığında ise…
Türk’ün, Kürt’ün, Laz’ın, Çerkez’in, Arap’ın temsilcisi olarak görmeye başlarlar ki…
Bunun bir sonraki adımı…
Meclislerin etnik ve dini kimliklere göre ayrılmasıdır…
Daha açık deyişle özerklik…
Burada bir an düşünüp soralım…
Emperyalistlerin de yüz yıldır yapmak istedikleri de bu değil miydi?

06–08–2015

Nusret KEBAPÇI

29 Ağustos 2015 Cumartesi

NELER OLUYOR?


NELER OLUYOR?


Bakın neredeyse Suruç olayından bu yana memleketin birçok yerinde terör olayları yaşanmakta ve…
Hemen her gün de şehit haberleri gelmeye devam etmektedir.
Peki, daha düne kadar…
İmralı’da görüşüp…
Oslo’da buluşup…
Dolmabahçe’de ortak mutabakat hazırlayanlar…
Neden birden bire ağızlarına savaş sözlerini dolamaya başladılar…
Hani birilerinin söylediği gibi…
Gerçekten PKK ile ciddi bir mücadele yapılıyor da…
Biz mi bilmiyoruz?
Yoksa işin içinde başka iş mi var?
Soruyu şöyle sormak da olası…
İktidar partisi…
Seçimde…
Son aldığının çok üstünde bir milletvekili çıkarmış olsaydı…
Yani 400 civarında…
Yine de çözüm denilen süreç bitirilir ve PKK ile mücadele edilir miydi?
Veya…
Anayasal değişiklik için yeterli sayıya ulaşılması nedeniyle
Gereken değişiklik yapılır…
Ortak milli kimlik ortadan kaldırılır…
Başkanlıkla birlikte özerk bölgelerin de bulunduğu…
Federatif bir sisteme geçilir miydi?
Yani bugün PKK’ya karşı ciddi mücadele edildiğini öne sürenlerin öncelikle bu soruya yanıt vermesi gerekiyor…
Şimdi bakın…
ABD tarafından bölgede büyük bir Kürdistan projesi adım uygulanmıyor mu?
Elbette uygulanıyor ve Irak’ın kuzeyinde bunun ilk aşaması gerçekleştirildi bile…
Sırada Suriye…
Türkiye…
Ardından da…
İran bulunuyor.
Şimdi bunları göz önünde bulundurarak şöyle bir düşünün…
Yıllardır bizi yönetenler…
Son on üç yılda İkiz Yasaların kabul edilmesinden başlayıp
Kalkınma ajanları…
Büyükşehir Yasası…
MEB görev tanımı değişikliği…
TSK iç Hizmetler Kanunu’nun 35.maddesinin değiştirilmesi dahil…
Hatta
Yerleşim yerlerine yerel dillerin verilmesinden tutun…
Kamu kurumlarından TC’nin kaldırılması ve…
Seçim bildirgesine bile koydukları Anayasadan Türk Milleti kavramının kaldırılmasına kadar…
Kısacası tüm adımlar…
Ulus devleti yıkarak, Osmanlı benzeri, çok kimlikli…
Çok kültürlü…
İçinde başkanlığında bulunduğu, federatif bir devlet kurmak için yapılmadı mı?
Yapıldı.
Sözü tekrar son günlerde yaşanan terör olaylarına getirirsek…
Hani bazıları, hükümet ortağı oldukları halde bile, iktidarın PKK ile mücadele ettiğini falan düşünüyorlar ya…
Çok değil daha birkaç önce, hükümetin bir bakanı bu terör olaylarıyla ilgili açıklamasında:
“Bugün yaşanan kaos ve sıkıntıların sebebi bu ülkede başkanlık sistemi olmadığı içindir.”Demedi mi?
Anlamı neydi
“Başkanlığa çıkıncaya kadar kaos bitmeyecek…”
Yani terör bahane, başkanlık şahane ama her şeye rağmen 30 Ağustos Zafer Bayramı tüm Türk Ulusuna kutlu olsun…

29–08–2015
Nusret KEBAPÇI

20 Ağustos 2015 Perşembe

BOP DEVAM EDİYOR…

BOP DEVAM EDİYOR…


BOP’a göre ABD ve elbette her zaman olduğu gibi adına koalisyon güçleri denilen batının büyük devletlerinin amacı…
Neredeyse tamamı Müslüman ülkelerden oluşan 22 devletin sınırlarını yeniden çizip Dört ülkeden koparılacak parçalarla büyük bir Kürdistan kurmaktı.
Tüm planlarını bu doğrultuda yaptılar ve halen de yapmaktadırlar.
Bunun için olayları…
Sadece kim kimi öldürdü türünden çatışmaya bakarak değil de
Özellikle BOP’u göz önünde bulundurarak değerlendirmek son derece önemlidir…
Ve çok net olarak söylüyorum
Olayları BOP’u göz önünde bulundurmadan değerlendirmenin hiçbir anlamı yoktur…
PKK saldırılarına karşılık TSK bombalamaya başlayınca batının merkezlerinden müdahaleler de başladı…
Dediler ki:
“Müdahale oranlı olmalıymış.”
Aslında söyledikleri gayet açık…
“Onların uçağı, tankı, topu falan yok, çok fazla üstlerine gitmeyin, yani size nasıl saldırılıyorsa öyle savaşın. “
Anlaşılması gereken, onlar bize gerekli…
Ya ABD başkanı Obama’nın açıklamasına ne demeli…
“Öncelik PKK’da değil, IŞİD’de olmalıymış.” Tabi yersen…
Şimdi burada biraz duralım ve soralım
Sizce ABD…
Buna her zaman olduğu gibi koalisyon denilen batının büyük devletlerini de ekleyebilirsiniz…
Suriye olayına ne zaman doğrudan müdahil oldu.
İşte bunu fark ettiğiniz zaman sorunu anlamaya başlamışsınız demektir…
IŞİD’in Ayn el Arap’a müdahalesi olduğunda değil mi?
Doğrusunu isterseniz tezgâh tüm ülkelerde aynı uygulanmaktadır
Önce bir düşman yaratılıyor…
Sonra da onu gerekçe göstermek yoluyla müdahale ediliyor…
Bu gün artık geçmişte Irak’ta olduğu gibi doğrudan egemen bir ülkeye saldırılması dünya kamuoyunun desteğini sağlamadığı için…
Yapılanları haklı kılabilmek…
Ve tüm dünyanın desteğini alabilmek amacıyla uluslararası terörizm denilen bir kavram türettiler…
İşte bu uluslararası terörizm
Son yıllarda emperyalizmin egemen ülkelere saldırısının görünürdeki gerekçesidir…
Şimdi şöyle bir düşünün
IŞİD madem bu kadar tehlikeli bir örgüt ve uluslararası terör sembolü olacak kadar önemliyse, sizce neden Suriye merkezi devletine saldırdığında veya Türkmen katliamı yaptığında ses çıkmadı da…
İş gelip Ayn el Arap…
Yani Kobani’ye dayandığında müdahale edildi.
Nedeni şu…
Adamlar bir yandan Suriye yönetimini çökertip, ABD uşağı bir Suriye yönetimi oluşturmaya çalışırlarken…
Diğer yandan da Irak’ın kuzeyinde yarattıkları Kürdistan’ı Suriye’nin kuzeyinde açmaya çalıştıkları bir koridorla denize oluşturmayı hedeflemektedirler…
IŞİD’le mücadele işin hikâyesidir…
Global Research araştırmasına göre ABD son zamanlarda IŞİD’e tam 52 kez saldırı yapıyor ve 100 tanesi çocuk olmak üzere 459 tane de sivil öldürülüyor…
Peki, ne kadar IŞİD militanının öldürüldüğünü sanıyorsunuz…
Sıfır
Evet, yanlış anlamadınız tam sıfır…
Yani IŞİD bir yerleri işgal ediyor…
Ele geçiriyor…
ABD’ de IŞİD’İ gerekçe göstererek bir yandan Suriye’nin alt yapısını yok ederken…
Diğer yandan da Kürdistan’ı kuruyor…
Demem o ki; gerek IŞİD gerekse PYD, hatta PKK…
ABD’nin bölgeyi şekillendirmede kullandığı enstrümanlardır…
Başka da bir şey değil.

20–08–2015

Nusret KEBAPÇI

14 Ağustos 2015 Cuma

ARANAN SAVCI…


2006 yılının 17 Mayısında Danıştay’a saldırı olmuş 2.Daire üyesi Hakim Mustafa Yücel ÖZBİLGİN öldürülmüş…
Aralarında Daire Başkanı Mustafa BİRDEN’in de bulunduğu 4 üye ise yaralanmıştı.
Olayın sonucunda zanlı Alparslan ARSLAN kaçmaya çalışırken yakalanmıştı yakalanmasına ama anlaşılan iş onunla bitmeyecekti…
Çünkü
O dönemin başbakan yardımcısı Mehmet Ali ŞAHİN TBMM’de yaptığı açıklamayla işin bitmediğini…
Tam tersine yeni başladığını…
“Sürprizlere hazır olun” mesajıyla verecekti.
Devamında emniyet ve mit yetkililerinden brifing alan dönemin Başbakan Yardımcısı ve Terörle Mücadele Yüksek Kurumu Başkanı Abdullah GÜL’ ün  “Bana anlattıklarınızı savcıya da anlatın” demesi üzerine konuya uygun savcı aranmaya başlandı
Birçok savcı üzerinde tartışılacaktı ama en sonunda Zekeriya ÖZ’ de karar kılınacaktı…
Sonrası malum…
Önce 20 Mayıs 2006 tarihinde Kıbrıs Kahramanı Muzaffer TEKİN tutuklanacaktı…
Onun ardından da
12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye’ de bir gecekondu da 27 el bombası ele geçirilecekti…
Düğmeye basılmıştı bir kere ve devamı da gelecekti…
Hem operasyonun adının bile Ergenekon olması, amacın ulus devlete yönelik olduğunun izlerini daha ilk günden vermiyor muydu?
Ve bir biri ardına devam eden dalgaların sonucunda yüzlerce…
Aydın…
Yazar…
Siyasetçi…
İş adamı tutuklandı.
Kimler yoktu ki…
İş adamı ve Ergenekon’un kasası denilen Kuddusi OKKIR’ı mı ararsınız…
İlhan SELÇUK’u mu?
Türkan SAYLAN’ı mı?
Kısacası o günlerde aralarında Şener ERUYGUR ‘da olmak üzere Doğu PERİNÇEK’ten, Hurşit TOLON’a kadar Ülkemizde öne çıkan yüzlerce asker, aydın ve siyasetçi bu çemberden geçirilmişti…
Peki tamam…
Onlarca operasyon, yüzlerce tutuklu oldu ama neden?
Bu gün adına kumpas falan deniliyor ya…
Kimse şunu sormuyor…
Bu kumpas neden kurulmuştu?
Hedef neydi?
Neler gerçekleştirildi?
Aslında tüm bunların bir tane amacı vardı…
Sahipsiz bırakarak Ulus devleti yıkmak…
O günleri şöyle bir aklınıza getirin…
Tüm yandaş medya ulusalcılığı hedef alıp askeri vesayet vurgusu yapmıyorlar mıydı?
İşte olay tam da buydu.
Hani bu gün valiler, kaymakamlar TSK’ ya operasyon izni vermiyor gibisinden sıkça yakınıyorduk ya…
Kurgunun tümü bunun içindi.
Askeri; darbesi, suikastçı gösterip halkın gözünden düşürerek sivil otoritenin emri altına almak…
Sonra…
Olan şu…
2008’lerden bu bu yana orduya operasyon izni verilmeyip PKK’nın güçlendirilmesinin bedelini bu gün milletçe ödemiyor muyuz?
Yani eğer suçlu aranacaksa diyorum…
Sadece kaçan savcılar değil…
O yıllarda askeri baskı altına almak için yalan haber yazan gazeteciler…
Buna dayanarak askerin elini kolunu bağlamak için yasa çıkaran siyasiler de en az onlar kadar sorumludur…
Yani hesap sorulacaksa en baştan başlayalım…
Gerisi gelecektir…

14–08–2015
Nusret KEBAPÇI

9 Ağustos 2015 Pazar

ÇÖZÜM SÜRECİ DEDİKLERİ…


Yıllar öncesinde başladılar…
Neymiş?
Silahla bu sorun çözülemezmiş…
Sanki PKK bu çözüm denilen duruma gül atarak gelmiş gibi, yıllar yılı bunu tekrarlayıp durdular…
Aslında o zamanlardan bu yana bir şeyler eksik gidiyordu…
Örneğin…
30 yıla yakındır mücadele edilen bir örgütle ilgili bir arşivimiz bile yoktu…
Bunu sadece ben değil…
O dönemde mücadelede aktif görev üstlenen komutanlar bile bunu söylüyordu…
Sonra…
Ekonomik kaynaklarına yönelik hiçbir önlem alınamadı.
Destek olan…
Barındıran…
Para veren, hiç bir ülkeye en küçük bir nota bile verilmedi.
Hem ne verilebilecekti ki…
Bunun bir müzik notası olmayacağı açıktı.
Yani uzun sözün kısası…
Ne para…
Ne silah…
Ne mühimmat…
Ne de istihbarat veren ülkelere karşı hiçbir tavır takınılmadığı gibi kamuoyu da yıllarca…
Bu örgütün…
Yani…
Dört ülkeden koparılacak parçalarla oluşturulacak bir büyük Kürdistan’ın kurulması hedefini taşıdığına ilişkin hiç bir şekilde bilinçlendirilmedi…
Teröriste karşı mücadele etmiştik etmesine ama teröre, onun ideallerine, örgütlenmesine karşı etmemiştik…
Aslına bakarsanız uzun erimde hedef büyük Kürdistan’dı ve bizde de buna denk düşen coğrafyamız da ülkemizin güneydoğusuydu.
Somut olarak bizden talep edilen şey neydi?
Önce özerklik…
Ardından da bağımsızlık…
İşin doğrusu…
Bu süreç içinde federatif bir sistem için hemen her türden adımın atıldığını söylemek bile kanımca yanlış olmaz…
Tüm çıkan yasalar genelde…
Merkezi devleti değil…
Daha çok yerel yönetimleri bağımsızlığa yöneltebilecek doğrultuda oluşturulmuştu.
Hangisini sayalım ki…
Başta İkiz yasalar olmak üzere…
Büyükşehir…
Hatta…
Kalkınma ajanları yasası bile bununla doğrudan ilgiliydi.
İş aslında baştan beri buna göre planlanmıştı…
Bunun için Türk Milleti kavramından vazgeçilip, memleketin 36 etnik kimlikten oluştuğu bile vurgulanmıyor muydu?
Türkiye Cumhuriyeti anlamına gelen TC bile başta valilikler olmak üzere devletin birçok kurumundan apar topar sökülüp…
Birçok yerleşim yerine eski yerel dillerdeki isimleri bile verilmemiş miydi?
Ergenekon ve Balyoz gibi operasyonlarla ordunun sivil otorite emrine verilmesi bile bu amaçla istenilmemiş miydi?
Demek istediğim; çözüm süreci denilen şey, sadece ateşkes değil…
Türkiye’nin ulusal yapısının çözülmesi sürecidir…
Bilmem anlatabildim mi?

09–08–2015

Nusret KEBAPÇI

2 Ağustos 2015 Pazar

İÇ TEHDİT DİYE BİR KAVRAMIMIZ VAR MI?




Bundan yıllar önce…
Yani Ergenekon, balyoz ve benzeri operasyonlarla ülkenin şekillendirilmeye çalışıldığı dönemde…
TSK’nin İç Hizmetler Kanunu’nun35 maddesini değiştirmek gündeme geldiğinde ki değiştirilmesi düşünülen madde…
Cumhuriyeti korumak ve kollamaktı…
Ne diyordu
Bu gün memleketi yönetenler…
“Devlet kendi vatandaşını düşman görmez.”
Doğrusunu isterseniz bu söz tam anlamıyla bir demagojiydi…
Tamam…
Zaten devlet her vatandaşına eşit mesafede durmalıydı durmasına da…
Ya vatandaşlarının bir kısmı örgütlenip…
İçinde bulunulan mevcut rejimi zor ya da silahla değiştirmeye kalkarsa o zaman ne olacaktı…
Bu duruma bakılırsa hiçbir şey olacağı yoktu da…
İşin aslı şuydu…
Devlet iç düşman kavramından vazgeçmişti.
Ne devletin yapısını zorla değiştirip federatif yapma girişimleri
Ne ülkeden zor yoluyla ayrılacak bir parçanın başka devletlerle birleşmesi tehlikesi…
Ne de laik cumhuriyetin yıkılarak yerine bir din devleti kurulmaya çalışılması,
Hatta bunun için örgütlenilip eylemler yapılması bile hiç mi hiç önemsenmiyordu…
Hem memleketi yönetenlere kalırsa ne içerde ne de dışarıda herhangi bir tehdit falan da söz konusu değildi…
Sıfır sorun dedikleri de zaten bu değil miydi?
Aslında bu ve benzeri tutumu hükümetin hemen her açıklamasında bile bulmak mümkün…
Bakın 20 Temmuz tarihinde Suruç’ta meydana gelen bombalı eylemin ardından meydana gelen olaylarla ilgili olarak devletin başbakanı sosyal medya hesabından ne diyordu…
“Terör örgütleri ile ilgili bağları ortadayken gencecik bedenlerin üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışanlar”
Kime diyor bu sözleri
Arkalarında PKK’nın PYD’nin olduğunu söyleyen, mecliste 80 milletvekiliyle temsil edilen partiye…
Peki…
Şöyle soralım…
Sizce bir ülkenin başbakanı…
Böyle bir mesaj yazabilir mi?
Şimdi diyeceksiniz ki…
Onun da twitter’i var, elbette yazabilir ama…
Sorun şurada…
Eğer bir örgüt…
Araçlar yakıyor…
Asker, polis öldürüyorsa…
Yol kesip denetim yapabiliyorsa
Ülkenin bir kısmında egemenlik kurup…
Kendisine askerlik şubesi…
Polis gücü bile oluşturmuşsa
Ve meclisinde bulunan bir parti buna öyle gizli falan da değil açıkça destek olabiliyorsa…
Ülkenin başbakanına düşen görev…
Gereken önlemleri alıp…
Hesabını sorup…
Buna destek olan her türden örgütü yasaklayıp…
Terörü önlemek olmalıdır…
Yoksa…
Sosyal medya üzerinden kalemşorluk değil…

31–07–2015
Nusret KEBAPÇI