16 Mayıs 2016 Pazartesi

YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK

YENİ ANAYASA VE BAŞKANLIK


Farkında mısınız bilmiyorum ama…
Yapılmakta olan yeni anayasa ile koşar adım başkanlığa doğru gittiğimiz hiç bir yoruma ihtiyaç duyulmayacak kadar açık…
Zaten yeni anayasa nasıl olacak bu konuda herhangi bir fikri olan var mı? Diye bir soru sormuş olsaydık da göreceğimiz manzara…
En az bilgiye sahip olanların en çok sahiplendiği gibi bir sonuca biz götürecekti ki…
Bunun da üzerinde kanımca düşünmek gerekiyor…
Tabi anayasa taslak halinde önümüze gelir mi?
Yoksa
Hiç tartışılamadan doğrudan halk oylamasına mı sunulur orası henüz çok belli değil ama bilinen bir şey var ki…
O da yapılan anayasanın kesinlikle laikliği içermediği.
Ayrıca metinde Türk Milleti diye bir millet tanımının da bulunamayacağı…
Elbette bunları söylemek için kâhin olmak falan gerekmiyor…
İktidar sözcülerinin söylemleri sanıyorum herkese konu hakkında ayrıntılı bilgiyi vermektedir…
Ne diyorlardı iktidarın sözcüleri: ”Anayasa laik olmayacak…”
Haliyle buna…
Yıllardır mevcut anayasadan Türklüğü çıkarmak istediklerini de eklersek yeni kimliğimizin adım adım nasıl şekillendirildiğini de öğrenmiş olursunuz…
Tabi amaç eski Türkiye’yi yıkıp yeni Türkiye oluşturmak olunca kimlik ve devlet şeklinin değişmesi de kaçınılmazdı…
Şimdi diyeceksiniz ki nasıl…
Şöyle söyleyim…
Eskiden kimliğimiz laik Türk Milleti iken, şimdiki kimliğimiz dindar Türkiyelilik olmaktadır…
Belki bunları yazdığımda diyebilirsiniz ki laiklik çok mu önemli?
Onsuz olunamaz mı?
Ben de diyorum ki…
Laiklik…
En az hava kadar, su kadar önemlidir.
Aslına bakarsanız yönetici kesim için laikliğin çok fazla bir önemi yoktur, hatta olmaması her zaman en çok onların işine yaramaktadır demiş olsak…
İnanın en küçük bir abartı yapmamış olurum.
Çünkü laiklik memleketi yönetenlerin değil…
Halkın çıkarını savunmaktadır…
Daha açık olarak söylersek…
Diyelim ki memleket, din adına ve dindar bir anayasa ile yönetilmiş olsa…
Sizce muhalefet yapabilmek için parti kurup mücadele etmek mümkün olabilir mi?
Elbette olamayacak çünkü artık bir partiye değil aynı zamanda dine de muhalefet etmiş sayılacağınızdan böyle bir şansınız hiç olmayacak…
Ya da şöyle diyelim, farz edin ki işçisiniz ve asgari ücretiniz dini yönetim tarafından belirleniyor…
İnanın o durumda da sendika kurup, grev yapma gibi herhangi bir şansınız yok…
Siz sadece layık görülen ücreti benimseyeceksiniz o kadar…
Peki
Ya Türkiyeliliğe ne diyeceksiniz
Sizce Türk Milleti ile aynı anlama mı gelmektedir?
Ne yazık ki hayır!
Çünkü Türk Milleti denildiğinde ortak bir tarihe sahip, aynı dili konuşan
Aynı duyguları paylaşan bir topluluk anlaşılırken…
Türkiyelilik denildiğinde sadece coğrafi bir tanım akla gelmekte ancak sonuna eklenen dini veya etnik adla bir kimlik ifade etmektedir…
Hani bu gün nasıl Irak veya Suriye milleti değil de Iraklı Kürt, Suriyeli Türkmen…
Iraklı Şii, Suriyeli yezidi deniyorsa…
Böyle giderse bir süre sonra bizde de Türkiyeli Türk…
Türkiyeli Kürt…
Türkiyeli Laz…
Çerkez olacağı anlaşılmaktadır…
Kısaca söylemek gerekirse Türk Milleti denilince ulus, yani tekçi devleti…
Türkiyelilik de küçük özerk devletçiklerden oluşan çoklu devleti ifade etmektedir…
Şöyle de sormak mümkün…
Bugün ülkede laikliğe, Türk ulus kimliğine, Atatürk’e düşmanlık yapanların aynı zamanda başkanlıkta ve Türk kimliğine düşmanlıkta buluşması sadece tesadüfle açıklanabilir mi?

16–05–2016

Nusret KEBAPÇI

8 Mayıs 2016 Pazar

ANAYASA’DA LAİKLİK OLMAZSA…

ANAYASA’DA LAİKLİK OLMAZSA…


Doğrusunu isterseniz bir süredir nabız yoklama çalışmaları devam etmektedir…
Hem zaten adetleridir…
Önce bir sert çıkış…
Baktılar ki meydan boş devamını getiriyorlar.
Son günlerde anayasa’dan laikliliğin çıkarılması veya dindar bir anayasa konusu sık sık gündeme getiriliyor ya…
Sizce amaçlanan şey ne olabilir?
Türkiye’de dindar olmanın ya da olmamanın önünde herhangi bir engel mi bulunuyor?
Elbette hayır.
Asıl amaç farklı…
Daha doğrusu bu iş…
Emperyalizmin yüz yıl önce yapamadığı Mustafa Kemal ATATÜRK sayesinde yarım bırakmak zorunda kaldığı Türkiye’nin sömürgeleştirilmesi projesinin devamıdır…
Biliyorum kafanız karıştı ama biraz sabrederseniz size konuyu dilimin döndüğü, kalemimin yettiğince açıklamaya çalışalım…
Hanı birileri bir süredir Osmanlı sözü eder oldular ya…
Biz de o yüzden Osmanlı’nın son döneminden başlayalım…
Hatta biraz daha öncesinden
Birinci Dünya Savası yılları…
Batılı büyük devletler çoktan karar vermiş…
Demişler ki…
Osmanlının topraklarında zengin madenler ve petrol var bu yüzden Osmanlıyı aramızda paylaşalım…
Tabi Osmanlı o dönemde sanayi devriminde uzak kalıp seferlere çıkamayıp…
Memleketi borçla idare etmeye de çalıştığı için ekonomi kötü durumda…
Doğru dürüst sanayi, işletme falan da yok. Olanlar da zaten yabancıların…
O dönemle ilgili şunu söylemek bile mümkün…
Hani yerli ve mili olmak deniyor ya işte o yıllarda yerli ve milli banka olmadığı gibi…
Devletin merkez bankası bile bulunmuyor.
Neyse lafı uzatmayalım
Birinci Dünya Savaşı’nda Almanya ile birlikte yenilmemizin ardından…
Önce Mondros…
Ardından da Sevr anlaşmasıyla Osmanlı hakkında idam kararı veriliyor…
Sonrasında da memleketin her köşesi bil fiil işgal ediliyor…
Tam her şey bitti, “Türk Milleti diye bir milleti tarihten sildik” dedikleri anda bir adam…
Mustafa Kemal ATATÜRK, Samsun’dan başlayan bir uzun yürüyüşün ardından memleketi düşmanlardan kurtardığı gibi…
Çeşitli etnik ve dini kimliklerden oluşan halkı da birleştirerek bir ulus meydana getiriyor…
Tabi ardından da yerli ve milli bir sanayi kurmayı da ihmal etmiyor
İşte bu durum emperyalistlerin hiç hoşuna gitmiyor ve yaklaşık 100 yıldır da fırsat kollamaktadırlar
Ve mevcut iktidar sayesinde de amaçlarına yaklaşmış konumdalar…
Neden mi?
Bir kere mevcut iktidar, ulus devlet ve kimlik değil ümmet ideolojisi taşımaktadır…
Dolayısıyla milli değil.
Bu nedenle ulus, vatan…
Bağımsızlık…
Ekonomik kalkınma, sanayileşme gibi herhangi bir dertleri de yok…
Hem olsa memleketin taşı toprağı en stratejik olanı da dahil olmak üzere “babalar gibi” satılır mıydı?
Diyeceksiniz ki tamam da laikliğe hiç değinmedin, Anayasa’da olsun mu olmasın mı?
İşte vatan, bağımsızlık, ekonomik kalkınma, yani sanayileşme ancak ulus olmakla mümkün olabiliyor…
Ve ulus olabilmenin de ilk şartı laiklik…
İsterseniz bir de tersten söyleyelim…
Laik olabilirseniz, ulus olabiliyorsunuz
Ulus olunca toprak, vatan oluyor…
Vatan olunca bağımsızlık…
Emperyalizme karşı mücadele anlam kazanıyor…
Demek istediğim işin nirengi noktası laiklik…
O olmazsa bırakın kalkınmayı, gelişmeyi, demokrasiyi falan, yurttaş bile olamıyorsunuz…

08–05–2016
Nusret KEBAPÇI


29 Nisan 2016 Cuma

ERGENEKON


Yargıtay’ın Ergenekon davasıyla ilgili verdiği karar hepimizi mutlu etti de insan gerçekten merak ediyor…
Böyle bir örgütün gerçekten ortaya çıkacağına inanan var mıydı elbette bunu şu an için çok fazla anlama şansı bulunmuyor ama…
Bu tür olayları…
Operasyonları değerlendirmek için sadece iddianamelere…
Yargılamalara…
Suçlamalara ve sonucuna bakmak kanımca son derece yanıltıcı olacaktır.
Neden mi?
Çünkü bu tür operasyonlar genelde toplumsal yapının değiştirilmesi yani yapısal değişiklik yaratmak amacıyla gerçekleştirilmektedir.
Bu nedenle operasyonlarda yakalanan, yargılanan kişiler
Suçsuz oldukları daha baştan bilinmesine karşın genelde istenilen değişiklik gerçekleşinceye veya değişiklikle ilgili olarak etkisiz bir konuma gelinceye kadar içeride tutulurlar…
Bu durum sadece bizim için değil…
Dünyanın pek çok yerinde yapılan benzer operasyonlar için de geçerlidir…
Çok fazla ayrıntıya takılmadan isterseniz olup biteni biraz sıraya koymaya çalışalım ne dersiniz?
Aslına bakarsanız bu işin başlangıcı olarak zamanın başbakanının oval ofiste ABD başkanıyla görüşmesini alabiliriz…
Peşinden sıraya
Bugün pensilvanya’daki şahsın ulusalcı dalganın durdurulması talimatını vermesini almak mümkün…
Sonrasında zaten
Emniyet genel müdürlüğünce ulusalcılığın terör örgütü olarak kabul edilmesi gelir ki…
Ümraniye’de bir gecekonduda çok sayıda el bombası yakalanması zaten işaret fişeğinin çakılması anlamına gelmektedir.
Sonrasını biliyorsunuz çok sayıda dalga…
Sabaha karşı baskınları…
Topraktan çıkarılan silahlar…
Kemik aramalar…
Bunların tamamı, toplumda ulus devlet ve darbecilik korkusu yaratarak ulus devletin yok edilip “Yeni Türkiye’nin” tohumlarını atabilmek adına gerçekleştiriliyordu…
Nitekim atıldı da…
Tüm Türkiye sözde darbecilikle mücadele adı altında ulus devleti savunan TSK’nin tasfiyesini izlerken…
ABD yetkililerinin açıklamalarını kimse duymuyordu…
Ne diyorlardı ABD yetkilileri…
“İktidar partisiyle Türk ordusunu kafesledik…”
Çünkü Türkiye’nin BOP’a model ülke olabilmesi için ulus devletten ve kimlikten vazgeçip İslami bir devlet olması hedefleniyordu…
Tabi iktidar sözcülerinin “Bu operasyonlar olmasaydı açılımları yapamazdık.” sözlerini de unutmadan…
Anlayacağınız tüm bunların yapılabilmesi için de öncelikle ordunun sivil otoritenin emri altına girmesi ulus devleti savunur konumdan iktidarın ordusu haline gelmesi gerekiyordu.
İşte bunun için TSK darbecilik yapmakla korkutulacak AB’nin de çok önemli desteğiyle sivil otoritenin emri altına girmesi sağlanıverecekti
O hale gelinecekti ki TSK değil Cumhuriyeti korumak memleket yansa bile bir vali ya da kaymakamın izni olmaksızın parmağını bile kımıldatamayacaktı…
Şimdi geldiğimiz yere baktığınızda ne görüyorsunuz?
Irak ve Suriye’nin kuzeyinde kurulan Kürdistan’ları…
Ülkemizin Güneydoğu’sunun PKK’ya teslim edilip tekrar vatan yapılmaya çalışıldığını…
Başkanlık adı altında ulus devletin yok edilmesi çalışmalarının tüm hızıyla sürdüğünü…
Türk Ulus kimliğin yerine Türkiyelilik adı altında çok kimliliğin konulmaya çalışıldığını…
Türk adının başta devlet olmak üzere pek çok kurumdan kaldırıldığını…
Eğitimin bile çeşitli tarikat ve cemaatlere bırakıldığını değil mi?
Demek istediğim bu tür olayları değerlendirirken…
Suçlamalara, iddianamelere ve yargılama sonucuna değil…
Operasyon öncesinde ve sonrasındaki memleketin haline bakılması daha doğru olacaktır…

29–04–2016

Nusret KEBAPÇI

25 Nisan 2016 Pazartesi

“DEDE BİZ LAZ MIYIZ, TÜRK MÜYÜZ?”


Geçtiğimiz günlerde katıldığı bir Kutlu Doğum Haftası etkinliğinde Cumhurbaşkanı ne demişti:
         "Aklıma rahmetli babama sorduğum bir soru geldi. Bir gün babama sordum 'Biz Laz mıyız, Türk müyüz?' dedim.
Babam dedi ki, 'Oğlum büyük dedem Mollaymış, ona sordum 'Dede biz Laz mıyız, Türk müyüz?' Büyük dedem de babama şu cevabı vermiş: 'Torunum, yarın öleceğuk, Allah bize Men Rabbüke, Ve men nebiyyüke, Ve ma dinüke sorularını soracak. Ve ma kavmüke diye bir soru sormayacak. Sana sordukları zaman, 'Elhamdülillah
Müslüman’ım' de geç' demiş."
İsterseniz Arapça bilmeyenler için azıcık açıklama yapalım…
Bu sözlerde deniyor ki kıyamet günü sadece hangi tanrıya inandığın?
Peygamberinin kim olduğu? Ve dinin sorulacak.
Kavmin yani hangi ulusa mensup olup olmadığın sorulmayacak bu nedenle benim için ulus kimliğin hiçbir önemi bulunmuyor.
Peki
Müslümanlar sadece tek bir kimlikten mi ibaret?
Yani hemen her konuda aynı şeyi düşünüp aynı çıkarları mı savunmaktadırlar?
Elbette değil.
Bugün için her birinin İslam’ı kendisinin temsil ettiğini düşünen…
Dört mezhebin…
Onlarca tarikatın…
Binlerce cemaatin ve Müslümanların çoğunlukta olduğu tamı tamına 63 ülkenin de olduğunu göz önünde bulundurursak,  kendinizi bu kadar karmaşa içinde nereye oturtacağınızı düşünüyorsunuz?
Yani demek istediğim tüm bu işlerin içinde kendinizi tanımlamaya kalktığınızda…
Üstelik ortak bir kimliğinizin de olmadığı hesaba katıldığında iş nereye varacak bir düşünün…
Daha açık söyleyim…
Bu gün…
Özellikle de birbiriyle savaşan mezhep ve tarikatların hatta etnik kimliklerin bulunduğu…  
Irak’ta…
Suriye’ de bu tanım nasıl yapılmaktadır?
Iraklı Şii…
Suriyeli Kürt…
Iraklı Sünni…
Suriyeli Yezidi…
Iraklı Türkmen şeklinde değil mi?
Ortak bir Irak ya da Suriye milletinden söz etmek mümkün mü?

Yaptığım bu açıklamalar size bizim geleceğimizle ilgili biraz olsun ipucu verdi mi?
Esin kaynağı olabildi mi?
Eğer olamadıysa biraz daha basitleştireyim…
Az önce Irak’ta Suriye’de birbirleriyle savaşan dini ve etnik kimlikleri tanımlarken ne demiştim…
Iraklı Şii…
Suriyeli Türkmen…
Iraklı Kürt…
Suriyeli Sünni vs… Hatta bunu en küçük dini ve etnik kimliğe kadar çoğaltabilirsiniz de…
Bilmeniz gereken şu…
Eğer ulus kimliğiniz ortadan kaldırılırsa…
Kendinizi bundan sonra tek başına anlam ifade eden Türk milleti olarak değil…
Ancak etnik ve dini kimliğinizi ülkenizin adının sonuna ekleyerek…
Türkiyeli Türk…
Türkiyeli Kürt…
Türkiyeli Arap…
Türkiyeli Laz
Veya Türkiyeli Sünni ,Alevi şeklinde tanımlayabileceğiniz.
Demek istediğim…
Her fırsatta önümüze konmaya çalışılan Türkiyelilik dedikleri musibet tam da budur…
Tabi anlayana…

25–04–2016
Nusret KEBAPÇI




17 Nisan 2016 Pazar

23 NİSAN NEDEN ÖNEMLİDİR?

23 NİSAN NEDEN ÖNEMLİDİR?



Bildiğiniz gibi ulusal bayram törenleri bir süredir çeşitli gerekçelerle iptal edilmekteydi ve bu kez de öyle oldu…
Gerekçe son günlerde artan şehitlerdi.
Tabi böyle olunca insan merak ediyor…
Neden?
Çünkü
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı…
Bir karnaval…
Faşing…
Ya da festival türünden herhangi bir şey değil ki…
Düpedüz Kurtuluş Savaşı verme ve ulus olma mücadelesindeki kilometre taşlarından biri…
Hatta en önemlisi bile diyebiliriz.
Şimdi şöyle bir düşünün…
19 Mayıs’ta Samsun’a çıkış…
Ardından Amasya’da kurtuluşun İlkelerinin hazırlanması…
Derken Erzurum ve Sivas kongreleri…
Ve sonuçta da Ankara’ya gelinerek meclisin açılması ve düzenli ordu kurularak mücadelenin tek elden yürütülmesi…
Sizce tüm bu mücadelelerin hangisinde şehit yok…
Bu nedenle söylenen gerekçe tamamen hikayedir…
Şöyle bir soru sorsak örneğin…
Ulusal bayramlarımızdan hangisi en çok saldırıya uğruyor ve tepki görüyor  desek… 
Ne sonuç çıkar tahmin ediyorsunuz…
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı değil mi?
Peki neden?
Çünkü 23 Nisan 1920…
Kurtuluş Savaşı’nda bir dönüm noktası olması yanında esas olarak egemenliğin ele alınıp…
Padişahın kulluğundan kurtulup
Millet olduğumuz günün adıdır da onun için?
Çünkü onların düşüncesine göre…
Egemenlik kayıtsız şartsız milletin değil tanrınındır…
Bu nedenle...
İnsan yasa yapamaz.
Sadece var olan değişmez yasalara uyar.
Peki, egemenliğin tanrıya ait olduğu varsayıldığına göre bu egemenliği tanrı adına kimin kullanması gerekiyor…
Öyle ya…
O kadar mezhep…
Tarikat…
Cemaat varken memleketi kim yönetecek?
Tabi seçenek olarak en güçlü cemaatin lideri denilebilir ama şöyle bir düşünün…
Tanrı adına yönetildiği varsayılan bir memlekette parti kurup muhalefet falan yapılabilir mi?
Hem kime karşı muhalefet yapılacak ki…
Mümkün mü?
Dolayısıyla parti kurulması falan asla söz konusu olamaz…
Ya seçim…
Meclis olabilir mi derseniz onu da söyleyim…
Elbette olamaz.
Doğrusunu isterseniz herkesin durumu değişmez kabul edildiğinden değiştirmek yönünde çaba harcamak…
Örgütlenip dernek, sendika falan kurmaktan bile söz edilemez…
Demek istediğim…
Eğer bu gün çok eksiği de olsa demokrasiyle yönetiliyorsanız…
Siyasi partilerimiz…
Meclisimiz varsa…
Çeşitli örgütler kurup…
Örgütlenip hak arama mücadelesi bile verilebiliyorsa…
Kadınlarımız sosyal yaşamda erkeklerle birlikte omuz omuza çalışabiliyorlarsa…
Padişah ailesinden olunmamasına karşın, seçimle memleketin en önemli görevlerine bile gelinebiliyorsa…
Bunu
23 Nisan 1920’de egemenliğin millete geçmesine borçlusunuz…
Başka bir şeye değil…

17–04–2016

Nusret KEBAPÇI

9 Nisan 2016 Cumartesi

EĞİTİMDE NELER OLUYOR?

EĞİTİMDE NELER OLUYOR?


Geçtiğimiz günlerde “Bir” eğitim sendikası genel başkanından “müfredattan Kemalizm’in çıkarılması” ile ilgili sözleri duymak, ilgili sendikanın ulus devlet düşmanı çizgisini yakından bildiğimizden olsa gerek, hiç şaşırtmadı…
Daha açık olarak söylemek gerekirse, beni asıl şaşırtan, sanki bunu yeni duymuş gibi tepki gösteren medyamız ve bazı dernek ve kurumlar…
Bakın şimdi MEB birden bire 2011 yılında teşkilat yasasını değiştirmişti üstelik KHK ile…
Neden?
Çünkü BOP’a göre Ülkemiz yeni Osmanlı rolüne soyunacaktı bunun için de laikliği ve Atatürk’ü terk ederek bölgede diğer İslam ülkelerine örnek olabilecek bir görünüme kavuşması gerekiyordu…
Bu nedenle eğitimde öğrencilere ulus bilinci öğretilmesinden tutun…
Atatürk’ten…
Cumhuriyetten…
Laiklikten…
Hatta…
Vatan ve bayrak gibi değerlerden bile vazgeçilecekti…
Şimdi siz ilgili sendika başkanına kızıyorsunuz ya bence kızmayın…
Çünkü MEB bile 2011 yılında bırakın Kemalizm’i, bayrağı, vatanını sevmeyi bile öğretmekten vazgeçmişti…
Yani demek istediğim hala Milli Eğitim’in öğrencilere vatan, bayrak, milliyetçilik falan gibi değerleri öğreteceğini düşünen varsa bilin ki fena halde yanılmaktadır.
Artık bu tür kavramlar öğretilmeyecek…
Peki, ne öğretilecek dersiniz?
Küreselleşmenin ihtiyacı olan bilgi ve beceri…
Evet, hepsi bu...
Ya da şöyle söyleyelim isterseniz…
Ülkemize egemen olan küresel sermaye, sizce nasıl gençler yetiştirilmesini ister?
Öyle ya; amaç ulusal ekonomiyi geliştirmek…
Üretmek…
Çalışmak…
Bağımsız olmak olmayıp…
Küresel sermayeye hizmet etmek olunca, eğitimden istenen şey ne olabilir dersiniz?
Öncelikle ulusal bilince sahip olunmaması sanırım ilk koşul olacaktır…
Bilinir ki ülkeler emperyalizmin eline düşebilir…
Ekonomisi ele geçirilip…
Toprakları da işgal edilebilir ama…
O ülke insanlarında…
Gençlerinde…
Vatan sevgisi…
Bağımsızlık tutkusu olduğu sürece…
Asla ve asla esir edilemezler…
Bunu bildiklerinden olsa gerek, eğitimden ulus bilinci kazandıran her ne varsa temizlemeye çalışıyorlar.
Ve tek istedikleri düşünmeden, tartışmadan, küresel sermayeye itaat eden bir gençlik yetiştirmek…
Bakın ders kitaplarına…
Ne Birinci Dünya Savaşı’nın gerçek nedenlerini bulabileceksiniz sayfalarında, ne de Mondros ve Sevr Antlaşması’nın ne anlama geldiğini…
O kadar ki Kurtuluş Savaşı sırasında ve Cumhuriyet sonrası yaşanan emperyalist destekli dinci ve bölücü ayaklanmaların kırıntısını bile bulamıyorsunuz…
Tüm dünya ülkeleri; eğitimi, yurttaşlarına ulusal bilinç kazandırıp, toplumu ortak duygular etrafında toplamak, ülkenin içinde bulunduğu tehditler konusunda bilinçlendirmek için kullanırken…
Bizde ise tam tersi, geçmişi unutturmak ve tehditlerden habersiz olunması için kullanılmaktadır.
İşte ısrarla ulusal eğitimin kaldırılıp, yerine dini eğitim konulmaya çalışılmasının asıl nedeni budur…   
Biliyorlar ki yüzlerce yıldır dini eğitimle eğitildikleri halde hiçbir İslam ülkesinde emperyalizme karşı herhangi bir başkaldırı, karşı koyuş falan yaşanmaz, yaşanamaz…
Yani adamlar bu kez işi garantiye almak istiyorlar ki ikinci bir Kurtuluş Savaşı daha yaşanmasın…

09–04–2016
Nusret KEBAPÇI




30 Mart 2016 Çarşamba

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK

ULUS DEVLET VE EŞİT VATANDAŞLIK


Son yıllarda çokça tartışılmasına karşın hala üzerinde fikir birliğine varılmayan bir kavram olan ulus devlet sahi ne anlama geliyor…
İsterseniz önce olumsuz olan tanımlamalardan başlayalım…
Deniliyor ki…
“Ulus devlet ırkçılıktır.”
Başka…
“Ulus devlet diğer kimlikleri baskı altına alır.”
Yani bu konuda…
“Ülkede yalnız Türk kimliğinde olanlar yaşamıyor ki” den tutun pek çok şey söylemek mümkün.
Peki…
Tüm bu yazılanlar doğru mu?
Elbette değil.
Bakın şimdi önce tanımdan başlayalım…
Ulus devlet: aynı toprak üzerinde yaşayan, ortak tarih, kültür ve dile sahip bulunulan bir devlet şekli olarak tanımlanabilir…
Peki, bir ulus devlette sadece bir etnik kökenden insanlar mı yaşamaktadır?
Elbette değil.
Doğrusunu isterseniz Atatürk’ün de yapmış olduğu millet tanımı da bunun öyle olmadığının bir göstergesidir…
Ne demişti Atatürk:
“Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir.”
Yani Cumhuriyet kuruluncaya kadar her birimiz…
Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arnavut falandık ama…
Kurtuluş savaşının o sıcak ateşiyle kaynaşıp Cumhuriyetle birlikte millet olmuştuk.
Doğrusunu isterseniz tüm ulus kimlikler bu şekilde oluşur denilse yanlış olmaz.
Peki, dünyadaki büyük devletler de ulus devlet mi?
Aslına bakarsanız evet…
Bu konuda da sakın ola ki o devletin federatif olup olmaması da kafanızı karıştırmasın…
Federatif de olsa ulus devlettir…
Yani tek bayrak…
Tek vatan…
Tek dil…
Öyle bizde sıkça tartışmaya sokulmaya çalışılan anayasada etnik kimlik adı geçmesin onun için de Türk Milleti yerine Türkiyelilik koyalım türünden abuk bir tartışma diğer ülkelerde yok…
Peki, ulus kimliklerde alt kimlik olur mu?
Aslında olmaz…
Çünkü o ülkede yaşayan tüm vatandaşlar tek bir aidiyete tabidir…
Bunun dışında…
Hiç bir etnik, dini, tarikat, cemaat kimliği ön plana çıkarılamaz.
Hani son zamanlarda eşit yurttaşlık falan da deniyor ya…
Onun da aslı…
Aynı ülkede yaşayan insanlar arasında dil, din, ırk, cinsiyet, etnik kimlik ayrımı olmaksızın herkesin yasalar önünde eşit olmasıdır…
Ama takdir edersiniz ki Osmanlı gibi çok kimlikli, çok dinli, hatta çok hukuklu bir devlette bunun hayata geçmesi kolay değildi…
Nitekim geçmedi de…
Ne zaman eşit vatandaş olduk biliyor musunuz?
Tek bayrak, tek vatan, tek dille beraber tek hukukun uygulandığı ulus devleti kurduğumuzda…
Yani Cumhuriyetle.
Demem o ki ulus devlet ve yurttaşlık birbirinin ardılıdır yani biri olursa diğeri de olacaktır…
Bir anlamda padişahlıkla tebaa gibi…
Bu nedenle ya ulus devletten yana olup yurttaş olacaksınız…
Ya da seçilmiş padişahın tebaası…
Seçiminizi iyi yapın...


30–03–2016

Nusret KEBAPÇI