10 Mayıs 2017 Çarşamba

KILAVUZU KARGA OLANIN…

KILAVUZU KARGA OLANIN…


Toplum olarak sanırım çok okumayı, araştırmayı sevmediğimizden olsa gerek genelde yöneticilerimizi sorgulamak yerine…
İnanmayı tercih etmekteyiz.
Aslına bakarsanız bu tür bir düşünce şekli vatandaş olmakla, padişah tebaası olmak arasındaki en önemli farktır bile denilebilir.
İsterseniz konuya biraz daha açıklık getireyim…
Eğer siz, ister devlet…
İster parti…
Dernek…
Oda fark etmez kendi düşüncenizden olan yöneticilerinin söylediklerini hiç sorgulamadan…
Tartışmadan kabul ediyorsanız…
Sizin düşüncenizin…
Partinizin…
Örgütünüzün adı…
Düşünce şekli nasıl nitelenirse nitelensin…
Siz de kendinize hangi keskin…
Dini…
Sol…
Milliyetçi bir etiket takarsanız takın…
Tebaasınızdır…
Hani siz zaman zaman…
Biz 30 yıldır aynı partiliyiz…
Biz aileden su düşüncedeyiz diyorsunuz ya, doğrusunu isterseniz bu söylenenlerin hepsi de ne yazık ki hep aynı kapıya çıkmaktadır.
Yani tebaalığa.
İşin doğrusu…
Ne partiniz 30 yıl ya da daha önceki yılların partisidir.
Ne de o düşünce.
Yıllar önceki düşüncedir.
Ne demişti Herakleitos;
“Aynı nehirde iki defa yıkanılmaz”
Anlayacağınız
Belki siz aynı gibi görmüş olsanız da içinden gecen su her zaman değişmektedir…
Hani birileri son günlerde hayırcılara akıl vermeye çalışıp yol göstericiliğe soyunuyorlar ya…
Bu yüzden söylüyorum.
Sahi…
Hayırcıların talepleri neydi?
Başkanlık değil, parlamenter sistem devam etsin…
Başka…
Tek adam yönetimi olmasın…
Federatif, eyaletleri olan bir devlet değil…
Üniter devlet korunsun.
Elbette bunu…
Ekonomisiyle, kültürüyle, eğitimiyle…
Ulus devlete sahip çıkmak şeklinde özetlemek de mümkün ama…
Yıllar önce Kemal Derviş’le işbirliği yapmak adına ulus devleti partilerinin bordasından atıp da…
Yaptığı yanlış siyasetle…
Memleketi 15 yıldır küresel politikalara mahkûm eden bir anlayıştan akıl almak…
İşte o hiç mümkün değil.
Hani birileri sanki üstlerine vazife gibi…
Kılavuzluğa soyunup da hayırcılara başkan adayı bulmaya çalışıyorlar ya…
Baştan söyleyim;
Atatürk İlke ve Devrimleri dışında kılavuza ihtiyacımız yok.
Bu nedenle…
Kimse bize kılavuzluk için kargalığa falan soyunmasın…


10–05–2017
Nusret KEBAPÇI



5 Mayıs 2017 Cuma

NE İSTENİYOR?

NE İSTENİYOR?

Referandum bitti…
Şimdi sıra geldi başkanlıkla hedeflenen değişikliklerin yapılmasına…
Sahi siz nasıl bir değişiklik yapılacağını düşünüyorsunuz?
Doğrusunu isterseniz öyle bunu bilmek için çok araştırmaya, öyle uzun uzun incelemelerde bulunmaya falan da gerek yok.
Sadece biraz bilinçli olup algılarınızı açık tutmak yeterli olacaktır.
Hem zaten kendileri de bunu çoğu zaman pek çok şekilde de ifade etmektedirler…
Tabi bunu yaparken de fikirlerin her zaman en yetkililerin ağızlarından değil de…
Genelde danışman ve çeşitli gazeteciler aracılığıyla duyurulması…
Yönetenlere…
Sanki konuyla ilgileri yokmuş gibi davranma…
Hem de hiç oralı olunmayarak toplumun tepkisi ölçmek gibi bir fırsatı da beraberinde sunmaktadır…
Yani bir süredir…
“Hilafet…”
“İkinci Osmanlı…”u
“Eyalet sistemi…”
Hatta “kendi devletlerini kuracaklarını” söyleyenlerin hepsi hiç lamı cimi yok gerçeği söylemektedirler…
Yani uzun sözün kısası…
Başkanlıkla ulus devleti yıkıp…
Yerine etnik ve dini eyaletlere ayrışmış Osmanlı benzeri çok kimlikli…
Çok kültürlü…
Hatta ulusal ekonomisi yerle bir edilen…
Çok borçlu bir ülke olmamız hedeflenmektedir.
Bu ulusal ekonominin tasfiyesi ve aşırı borçlanma, aslına bakarsanız işin olmazsa olmazıdır bile denilebilir…
Çünkü herkes bilir ki…
Ulusal ekonomisi çok güçlü…
Halkının refah düzeyi yüksek…
Gelir dağılımı iyi olan, bir ülkede hiç bir güç, toplumu etnik ve dini kimlikçiklere ayıramaz…
Emperyalizm de bunu bildiğinden
Önce ulusal ekonominin elden çıkarılmasıyla işe başlanır…
Ülkenin gelirleri azalıp, aşırı borç altına sokulup, gelir dağılımı dengesiz hale getirilince de…
Halkın güveneceği, halkına sahip çıkan ulus devletin yerini adım adım özellikle tarikat ve cemaatlerin kurduğu sözde yardım kuruluşları almaya başlar…
Böyle olunca da Toplumda yavaş yavaş bu yönde parçalanma da başlamış olacaktır…
Şimdi siz sanıyor musunuz, başkanlıkta da bugüne kadar olduğu gibi sendikanız, partiniz, meclisiniz olacak…
Sizler de mecliste tartışarak yasa yapıp…
Hak aramak için mücadele falan yapacaksınız…
İnanın sistem tam olarak oturduğunda bunların hiç biri olmayacaktır…
Neden mi? Bakın yıllardır hep aynı anlayış;
Atatürk’ün “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir .” Sözüne karşı çıkıp, egemenliğin tanrıda olduğu bir düzen özlemi çektiklerini söylemiyorlar mı?
Peki, kim yönetecek ülkeyi? En güçlü, en etkili cemaat ve tarikat değil mi?
Peki de değişmez yasaların olduğu bir sistemde…
Meclis…
Muhalefet partisi…
Sendika…
Dernek falan olabilir mi?
Demek istediğim…
Şimdi siz…
Laikliği küçümseyip…
Daha yüksek idealler peşinde falan koşuyorsunuz ya…
Bence bilmenizde yarar var
Laiklik varsa egemenlik millete ait oluyor ve demokrasiyle yönetiliyorsunuz…
Ama yoksa
Sisteminize ne ad koyarsanız koyun diktatörlükle yönetileceksiniz demektir…

04–05–2017
Nusret KEBAPÇI




28 Nisan 2017 Cuma

ERMENİ SOYKIRIMI KONUSU…

ERMENİ SOYKIRIMI KONUSU…


Her yıl 24 Nisan günü yaklaşırken bizimkilerde bir telaş bir telaş…
Neymiş?
ABD başkanı soykırım mı diyecek…
Yoksa büyük felaket mi?
Eğer soykırım demişse zaten çaresi yok hepimiz büyük bir üzüntüye kapılıyoruz…
Yok, “Büyük felaket” demişse…
O zaman biraz olsun rahatlıyoruz ve bu işten kendimize pay bile çıkarıyoruz.
Aslına bakarsanız tüm bu ve benzeri tutumlar…
Kendine güvenmeyen…
Ülkesinin doğruyu yaptığına inanmayan
Daha açık söyleyim haklılığına kabul etmeyen aşağılık kompleksinin yol açtığı tavırlardır…
Yoksa…
Elin emperyalistinin…
Bırakın geçmişte Vietnam’da
Kamboçya’da yaptıklarını…
Sadece şu son 20 yıl içinde…
Afganistan’da…
Irak’ta…
Suriye’de…
Mısır’da…
Libya’ da milyonlarca Müslüman’ı öldürdüğünü göz önünde bulundurursak, onların bizim için büyük felaket demesiyle falan sevinmez…
Tersine…
Onları dünyanın hemen her yerinde katliam yapmakla…
Daha doğrusu…
BOP için özellikle Müslümanlar ülkelerin haritalarını yeniden çizmek istemekle suçlardık…
Ama olmuyor.
Özellikle de emperyalist büyük devletlerin karşısında ezik durumda olup bir de BOP eş başkanlığı gibi bir görev de üstlenince hiç yapılamıyor…
Aslına bakarsanız konu da oldukça ilginç…
Çünkü…
Bizi soykırımla suçlayanların hiç bir dayanakları yok…
Bunu kendileri de çok iyi biliyorlar…
Ama amaç farklı olduğu için Türkiye hakkında ne kadar çok suçlama yapılabilirse…
Ne kadar yaygara koparılabilirse bizim yöneticilerimizi de o kadar baskı altına alabileceklerini ve istediklerini kabul ettirebileceklerini düşünmektedirler…
Böyle değilse…
Ermenistan’ın ilk başbakanı Kaçaznuni ‘nin : “Türkiye soykırım yapmadı.” Ve “Biz emperyalistlerin aleti olduk.”demesine…
Hatta
Bir kısım Türk yetkilinin Malta’da yargılanması sonucunda bile “soykırım” yapıldığına ilişkin herhangi bir kanıt elde edilememesine rağmen…
Neden ısrarla bu konudaki asılsız suçlamalarına devam ediyorlar sanıyorsunuz…
Biliyorlar ki uluslararası kamuoyu önünde…
Baskı yaparak Türkiye’ye “soykırım” yaptığı bir kez kabul ettirilebilirse…
İşte o zaman çok büyük bir zafer kazanmış olacaklarını bilmektedirler...
Çünkü…
Bu tanıma onlar için…
Önce büyük tazminatlar anlamına gelecektir…
Sonrasında da…
Toprak.
Değilse adamlar
Ne demeye bizim ülkemizin Ağrı dağını devlet sembolü olarak anayasalarına koysunlar öyle değil mi?

27–04–2017
Nusret KEBAPÇI




22 Nisan 2017 Cumartesi

ÜST KİMLİK

ÜST KİMLİK


Hani birileri zaman zaman “Türk demiyoruz, Kürt demiyoruz, tek devlet diyoruz…” deyip
“Toplumu Türk değil, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığında birleştireceklerini…” falan da söylüyorlar ya…
Sahi bu ne anlama gelmektedir?
Anlamı şu; Ulus devletlerin en önemli bileşeni, çimentosu...
Harcı, her ne ad verirseniz verin üst kimlik kabul edilen ulus kimliktir.
Bu kimlik yok edilmeden, yıpratılmadan…
Hiç bir ulus devleti parçalamak mümkün değildir.
İşte bir süredir bizde de Türk ulus kimliği yani üst kimliğimiz hedefe konulmakta, yıpratılarak yok edilmeye çalışılmakta…
Böylece birileri yıllardır amaçladıkları alt…
Yani etnik ve dini kimliklerden oluşan federatif bir devletin kurulabileceğini düşünmektedirler.
Hem zaten BOP’ un amacı da ulus devletleri etnik ve dini kimliklere ayrıştırıp haritaları yeniden çizmek değil miydi?
Böyle olunca ulus kimliğin önemini vurgulamak haliyle çok daha fazla önem kazanmaktadır.
Aslına bakarsanız bugün dünya üzerindeki devletlerin neredeyse tamamının ulus devletler olduğunu söylersek yanlış söylememiş oluruz.
Peki, o halde ulus nedir? İsterseniz önce onu tanımlayalım ki hangi temel üzerinde toplumun bütünleştiği konusunda bir fikrimiz bulunsun.
Ulus: Aynı toprak üzerinde yaşayan…
Ortak bir dili, tarihi, ekonomisi bulunan…
Aynı duyguları paylaşan insan topluluğudur dersek sanıyorum en doğru tanımı yapmış oluruz.
Tabi bunu iktidarın söylediği şekilde…
Tek vatan.
Tek devlet.
Tek bayrak.
Tek millet şeklinde ifade etmek de mümkün ama bir farkla…
Eğer biz bir zamanların Türkiye halkı olarak…
Yani Türk’ü
Kürt’ü…
Laz’ı…
Çerkez’i…
Arap’ı vs. olarak Kurtuluş Savaşının ateşiyle birbirimizle kaynaşarak bir millet…
Yani Türk Milleti olmuşsak ki bu süreç yani millet olma süreci hemen her ülkede benzer şekilde olup…
Önderlik eden kimliğin adıyla anılırlar…
Bu nedenle de isimsiz bir millet olmaz…
Olamaz.
Bakın son zamanlarda Türk Milleti kavramının kaldırılarak yerine ısrarla…
Türkiyelilik veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi kavramlar konulmaya çalışıldığı görülmektedir…
Doğrusunu söylemek gerekirse her iki kavram da tek başına hiç bir anlam ifade etmeyen ancak…
Sonlarına getirilen etnik veya dini kimliklerle anlam kazanan ayrıca tek değil çok kimlikliliğe de izin verebilen kavramlardır…
Nasıl ki bir kişi Türk’üm dediğinde…
Türkiye’de yaşayan…
Türkçe konuşan…
Nazım HİKMET’le…
Yaşar KEMAL’le…
Fazıl SAY’ la…
İdil BİRET’le…
Aziz SANCAR’la dünya çapında tanınan bir kültürü olan…
Ankara gibi bir başkente sahip…
Atatürk’ün kurduğu Türk devletine bağlı bir Türk akla gelirse…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı denildiğinde de
Ortak hiç bir değer ifade etmeyen…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı … (Türk, Kürt, Laz, Çerkez, Arap, Sünni, Şii gibi kimlikler)akla gelebilmektedir…
Yani demem o ki;
Türk Milleti dediğinizde Üniter devletten…
Türkiyeli veya Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı dediğinizde ise
Federatif çok kimlikli, çok kültürlü bir devletten yana olmuş oluyorsunuz…
Bilin istedim…

21–04–2017
Nusret KEBAPÇI




16 Nisan 2017 Pazar

YA EYALET DENİLMESEYDİ…

YA EYALET DENİLMESEYDİ…


Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanının danışmanlarından birinin eyalet sistemine ilişkin sözleri gündeme oturdu…
Oturdu ama bu ilk değildi…
Daha önce de başka bir danışmanı özerklik olması ve ülkenin eyaletlere ayrılması konusunda benzer şeyler söylemesine karşın…
Her nedense hiç ilgi çekmemişti.
Hadi diyelim ki…
“Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatin söyler.” (Çingenenin merdi, kendini överken hırsızlığını söylermiş.) Misali bu kez gerçek amaçlarını söylediler diyelim…
Ya söylenmeseydi…
O zaman bizim bu siyasilerimiz ne yapardı bilemiyorum ama…
Bence doğru olan…
Ülkenin bölünmez bütünlüğü ve Cumhuriyet konusunda yeterli bilince sahip olup, hangi davranış ve yasaların ulusal birliği, bütünlüğü bozabileceği konusunda uyanık olup…
Bu konuda atılan adımları zamanında fark edip
Toplumun da uyanık kalması için çaba harcamaktır…
Bakın daha 2002 yılında “Her halk kendi kaderini tayin etmede özgürdür…”  Diyen “İkiz Yasalar” ülke gündemine getirildiğinde…
Amaç federasyon değil miydi?
Ya Kalkınma Ajanslarıyla merkezi devleti zayıflatıp bu ajansların doğrudan başka ülkelerle anlaşma yapıp…
Yardım bile alabilmesine olanak tanınması…
Sizce farklı bir şey miydi?
Peki ya
Büyükşehir Yasası’nı bunun dışında düşünmek mümkün mü?
TC.’nin başta valilikler olmak üzere kamu kuruluşlarından kaldırılması…
Açılım…
Çözüm süreci…
Veya
Yerleşim yerlerinin adlarının eski etnik dildeki haline geri getirilmesinin eyalet sistemine bir hazırlık olmadığını kim söyleyebilir…
Bakın beyler!
Yıllardır
Anayasanın ilk dört maddesi neden değiştirilmeye çalışılıyor zannediyorsunuz…
Fazla geldiği için mi?
Elbette değil ama görüldü ki böyle açık açık milletin tartışmasına açılarak bu iş yapılamıyor…
Bu kez başkanlık yetkisi altına gizleyerek yapmayı denemektedirler…
Hem zaten tüm dünyanın üzerinde titrediği…
Ulus devletlerin bölünmez bütünlüğünün en büyük güvencesi olan üst kimlik durumundaki Türk kimliği…
Neden yıllardır çeşitli operasyonlarla yıpratılıp…
Yok edilmeye…
Dahası yok sayılmaya çalışılıp
Etnik ve dini kimliklere kapıyı sonuna kadar açıyorlar sanıyorsunuz…
Eyaletlere bölmek için değil mi?
Ya ikide bir…
“Başkanlıkla eyalet sisteminin bütünleştiği” vurgulanarak…
Bu olmadığı takdirde…
“Altı kaval üstü şişhane olur “ Diyenin sahi hangi ülkenin yöneticisi olduğunu düşünüyorsunuz.
Peki ya…
Türk vatandaşlığı kavramını yok sayarak yerine…
Türkiyelilik…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı gibi ucube kavramlar koymaya çalışılmasına ne demeli…
Demek istediğim
Türk ulus kimliğini yani birleştirici harcı yok ederek, toplumu alt kimlikler olan etnik ve dini kimliklere ayırarak bölgede çıkarlarına engel olamayacak devletçikler yaratmak…
Emperyalizmin yüz yıllık vazgeçmediği bir projedir ama…
Siz tüm bu olup biteni görmezden gelip de…
Sadece bir sözle tepki gösterip…
Yine bir sözle ikna olabiliyorsanız…
Siz olsa olsa bu projenin bir parçası olabilirsiniz…
Başka da bir şey değil…

15–04–2017
Nusret KEBAPÇI







11 Nisan 2017 Salı

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞI

TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLIĞI


Yazımın başlığı biraz resmi yazı gibi oldu ama konuyu anlatabilmem için inanın başka çarem yoktu.
Şimdi…
Yapılacak olan referandumla…
İstenirse Türkiye’nin federasyonlara ayrılabileceği tartışılıyor ya…
Sahi nasıl olabilir bu iş?
Tabi kendi kendine olması mümkün değil…
Birçok alt yapı çalışmalarıyla ulus kimliğin oldukça yıpratılması gerekir ki zamanı geldiğinde…
Ulus kimliği istedikleri gibi yıkabilsinler.
Değilse birileri…
Fransa Cumhuriyeti değil, Fransız Vatandaşı…
Almanya Cumhuriyeti değil, Alman Vatandaşı…
İtalyan Cumhuriyeti değil, İtalyan Vatandaşı…
Yunanistan Cumhuriyeti değil, Yunan Vatandaşı olurken…
Biz neden Türk Vatandaşı değil de…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı oluyoruz öyle değil mi?
Şimdi aklınızdan…
Ha Türk Vatandaşı…
Ha Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı…
Ne fark eder ki?
Hem kulağa daha demokratik geliyor diye de geçirebilirsiniz de
Ama…
Kazın ayağı öyle değil.
Hem aralarında çok ciddi bir fark da var…
İsterseniz biraz örneklendirelim…
Diyelim ki yurt dışındasınız ve bir yabancı size sordu?
Dedi ki:
— Kimsin?
Yanıt verdiniz:
— Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşıyım…
— Peki, Türk’ müsün?
— Hayır!
    Ben Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı Türk’üm…
Ya da
— Ben Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı Kürt’üm…
— Laz’ım…
— Çerkez’im…
— Arap’ım…
Bu kavrama göre istediğiniz etnik kimliği söyleyebilirsiniz de…
Tüm bunlardan ortak bir kimlik ifadesi çıkıyor mu?
Elbette hayır…
Hem zaten amaç da çok kimlikli bir federasyon değil mi?
İşte Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı kavramı da bu çok kimlikliliğin görünürdeki ifadesidir…
Ama
Aynı soruya Türk Vatandaşıyım yanıtı verdiğinizde…
Durum değişmektedir.
Aldığı yanıtla karşınızdaki…
Hemen sizin dilinizin Türkçe…
Başkentinizin Ankara…
Devletimizin Atatürk tarafından kurulduğunu…
Hatta
Yaşar Kemal…
Nazım Hikmet gibi yazar ve şairlerinizin olduğunu da eğer edebiyatla ilgileniyorsa bilebilecektir de…
Olay şudur;
Türk Vatandaşlığı;
Millete aidiyeti ifade eder…
Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığı ise…
Çok kimlikliliği kabul eden devlete…
Değilse…
Mevcut Anayasa’nın 66 maddesindeki
“Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.” İfadesi neden değiştirilmeye çalışılsın…
Öyle değil mi?

10–04–2017
Nusret KEBAPÇI



7 Nisan 2017 Cuma

HAYIR DENMESEYDİ…

HAYIR DENMESEYDİ…


Şimdi biz egemenliğimizdeki yetkiyi tek bir kişiye verilmesi anlamına gelen referanduma yaklaşırken…
İsterseniz geçmişte yaşadığımız olayların biraz muhasebesini yapalım ki…
Söz…
Yetki…
Karar tek kişiye verdiğinde neler olur birlikte düşünelim…
Yıl 2003…
Birinci tezkere gündemde…
Biliyorsunuz o tezkereyle askerlerimizin yabancı ülkelere gönderilmesi ve yabancı askerlerin de Türkiye’de bulunması amaçlanıyordu…
Üstelik o günlerin başbakanı da tezkerenin geçmesi için büyük çaba harcamıştı ama…
Meclis sağduyuyla davranarak bu tezkereye hayır dedi ve reddetti…
Yani o gün hayır denmemiş olsaydı işgal edilmiş olacaktık.
Gelelim açılıma…
Hükümet…
Oslo’da görüşüp sözler verirken…
Valilere “PKK’ya müdahale edilmemesi” yönünde emirler verilip, askere, polise operasyon yaptırılmazken…
Buna karşı çıkıp hayır diyenler suçlanarak “Terör örgütüyle görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir…” denilip…
Sonrasında görüşme iznini başbakanın verdiği açıklanınca…
Sahi kim haklı çıktı hatırlıyor musunuz?
Ya
Mavi Marmara olayına ne demeli…
Bunun yanlış olduğu ısrarla vurgulandığı halde gemiyi gönderip…
Yaşanan İsrail katliamı karşısında sessiz kalıp…
Üstelik tazminattan bile vazgeçip…
Sonrasında da “Bana mı sordular oraya giderken…” Denilmedi mi?
Buradan da anlaşıldı ki yine hayır diyenler haklı çıktı…
Gelelim FETÖ olayına…
Bakın ta 1990’lardan itibaren Türkiye’nin aydınları, vatanseverleri “Bunların ABD’nin kuklası” olduğunu hemen her yerde söylerlerken…
Dönemin iktidarı…
Bu çetenin Türkçe olimpiyatlarını açmak…
Oralarda boy göstermek için yarışmıyorlar mıydı?
Çok değil…
Daha dün…
Bugünün iktidar sahipleri bile “Bu hasretlik bitsin” diye Fethullah Gülen’i ülkeye çağırmıyorlar mıydı?
Sonuçta…
Yine bu konuda da hayır diyenler haklı çıkmadı mı?
Suriye konusuna gelince…
ABD ile işbirliği yaparak Suriye yönetimini yıkıp Emevi camiinde namaz kılmayı hedefleyenler…
2011 den bu yana uğraşmalarına karşın başarısız oldular ama…
Sonuçta sayelerinde…
Suriye ve Irak’ın Kuzeyinde nur topu gibi iki Kürdistan kuruluverdi…
Ve her zamanki gibi yine bu mezhepçi politikaya hayır diyenler haklı çıktı.
Şimdi geçtiğimiz günlerde ülkemize gelen ABD Dışişleri Bakanı’yla yapılan görüşmelerden de anlıyoruz ki bu kez hedef İran…
Tabi elbette hayır diyerek tepki göstereceğiz de…
Sizce…
Tüm dış politikası düşman üretmek ve ABD emirlerini yerine getirmek olan bir anlayışa…
Neredeyse…
Sınırsız bir başkanlık yetkisi vermenin…
İntihardan herhangi bir farkı var mı?

06–04–2017

Nusret KEBAPÇI